Büyük operasyona giden günün sabahında St. Jude Koleji, dışarıdan bakıldığında her zamanki gibi sıradan, steril ve tasasız görünüyordu. Ancak dört kız için okul, geceki büyük fırtınadan önce dikkat çekmemeleri gereken bir sis perdesiydi. Üstelik kendi çöplüklerini temiz tutmadan sokağa inmek onların tarzı değildi.
Kimya laboratuvarının girişinde, son iki haftadır telefonunu gizli açılardan tutarak kız öğrencilerin etek altı görüntülerini çekmeye çalışan son sınıf öğrencisi Tolga dikiliyordu. Henüz kimse durumu açıkça dillendirememişti; Tolga okul aile birliği başkanının oğluydu ve bu durum ona dokunulmaz bir kalkan sağlıyordu.
Öğle arasında Tolga dolabına yaklaştığında, dolap kapağının aralığından içeri sıkıştırılmış küçük, sert bir not kağıdı yere düştü. Notun üzerinde kırmızı bir rujla çizilmiş tek bir çizgi ve altında bir flash bellek bantlanmıştı.
Tolga etrafına bakınarak belleği cebine attı ve kimya amfisinin boş bir köşesinde telefonuna bağladı. Ekranda beliren şey, kendi telefonunun silinmişler klasöründen kurtarılmış tüm o gizli çekimler, ardından Derin’in eklediği soğuk bir metindi:
“Arşivin emniyetin siber suçlar birimine ve okul yönetimine iletildi. Bir saate kalmaz babanın makam odasına da düşecek. Ya o telefonu kendi ellerinle müdürün masasına koyup okuldan kaydını aldırırsın ya da bu kayıtların her bir karesi tüm sosyal medyada babanın sponsorlu reklamıyla yayınlanır. Seçim senin, röntgenci.”
Tolga’nın rengi saniyeler içinde kül gibi soldu. Elleri titreyerek arkasına baktığında, koridorun sonundaki mermer sütunun önünde dördünü gördü.
Mina elindeki deftere sakince not alıyor, Arya yanında yürürken ona bir şeyler fısıldıyordu. Lara duvara yaslanmış, elindeki elmayı tek bir bıçak darbesiyle ikiye bölüyor; Derin ise kulaklıklarını takmış, telefonundan müzik dinler gibi yaparak Tolga’nın yüzündeki panik anını ekran kaydına alıyordu. Dördü de Tolga’ya tek bir bakış bile atmadı. Zira Tolga artık onların radarından çıkmış, sıradan bir hamamböceği gibi ezilip kenara atılmıştı.
Yarım saat sonra Tolga’nın eşyalarını toplayıp ağlayarak okulu terk ettiği haberi yayıldığında, dört kız çoktan okulun otoparkına doğru ilerliyordu. Koridorun hesabı kesilmişti. Artık sıra şehirdeydi.
Saat altıyı vurduğunda Mina’nın dubleks dairesi adeta bir moda atölyesiyle askeri karargahın karışımına dönüştü.
Yatak odasındaki askılarda dört farklı gece elbisesi asılıydı. Her biri Pera Palace’ın ağırbaşlı, burjuva atmosferine kusursuz uyum sağlayacak kadar şık, ancak kumaşların altına gizlenmiş ekipmanları taşımaya elverişli özel dikim parçalardı.
Derin, mermer makyaj masasının önünde saçlarını ensesinde sımsıkı, pürüzsüz bir at kuyruğu yapmıştı. Üzerine zümrüt yeşili, sırt dekolteli saten bir elbise giymişti. Dekoltesinin hemen altında, elbisenin astarına ustaca dikilmiş minyatür bir sinyal bozucu ve avuç içi kadar ince bir şifre kırıcı cihaz gizliydi. Gözlerine çektiği keskin yeşil eyeliner, yüzündeki o zeki ve alaycı ifadeyi daha da belirginleştiriyordu. "Otelin yangın alarmı frekansını kopyaladım. Ses sistemine sızmam için DJ kabinine sadece otuz saniye yaklaşmam yetecek," dedi, dudak parlatıcısını sürerken.
Arya, boy aynasının karşısında gece mavisi, derin yırtmaçlı kadife elbisesinin duruşunu kontrol ediyordu. Dalgalı kumral saçlarını omzuna dökmüş, zarif inci küpelerini takmıştı. O tam anlamıyla bir dikkat dağıtıcıydı; gülüşüyle bir odadaki tüm erkeklerin bakışlarını üzerine çekebilir, o sırada Derin’in güvenlik paneline ulaşması için gereken o kritik kırk saniyeyi yaratabilirdi. "Zafer Dağhan’ın masasında belediyeden iki imar müdürü oturacak," dedi Arya, boynuna sıktığı hafif vanilya kokulu parfümün ardından. "Adamı sahneye çıkmadan önce biraz gereceğim. Kibirli tipler gerginken daha çok hata yapar."
Lara ise odanın köşesinde, siyah takım elbise formundaki smokin tulumunun fermuarını çekiyordu. Kumaş esnek, nefes alan ve ani hareketlere izin veren özel bir yapıya sahipti. Bacağındaki gizli jartiyer benzeri kemere, elektroşok cihazı ile plastik kelepçeleri ustalıkla yerleştirdi. Yüksek topuklu ayakkabılarının tabanı kauçuk kaplıydı; mermerde çıt çıkarmadan koşabilirdi. Saçlarını tepeden balıksırtı örmüştü. Aynadaki yansımasına bakıp parmak eklemlerini çıtlattı. "Otopark katındaki kör noktayı ezberledim. Asansör kapandığı an Zafer benimdir."
Ve Mina...
Odanın merkezinde, bordo renkli, omuzları açıkta bırakan ipek bir elbisenin içindeydi. Koyu renk saçları iri dalgalar halinde sırtına dökülüyordu. Ne bir telaş ne de en ufak bir tereddüt izi vardı yüzünde. Çantasını açtı, içinden o siyah mat ruj kabını çıkardı. Kapağını açıp aynaya yaklaştı.
Dudaklarına sürdüğü koyu kırmızı renk, sıradan bir makyaj malzemesi değildi; onların zırhı, andı ve ardında adalet bırakacak olan Kızıl Ruj Operasyonu’nun resmi mührüydü.
Ruju masaya bıraktı, arkasındaki üç kıza döndü. Dördü de göz alıcı, kusursuz ve ölümcül görünüyordu. Dışarıdan bakan biri onları sadece cemiyetin şımarık, zengin lise kızları sanabilirdi. Ama gerçeği birazdan tüm salon öğrenecekti.
"Selin Hanım ve çocuğu şu an avukatımızın korumasında, şehir dışındaki güvenli evdeler," dedi Mina, sesi buz gibi bir netlik taşıyordu. "Zafer Dağhan bu gece bir şeylerin ters gittiğini anlayacak ama çok geç olacak. Ne yapıyoruz?"
Lara sırıttı: "Zırhını soyuyoruz."
Derin bilgisayarını çantasına attı: "Sistemini çökertiyoruz."
Arya gülümsedi: "Egosunu parçalıyoruz."
Mina çantasının zincirini omzuna astı ve kapıya doğru yürüdü.
"Pera Palace bizi bekler kızlar. Gösteri başlasın."
