Boysan...
Dün gece olanları düşünmeden yapamıyordum. O kızın bir aşina olup olmadığını öğrenmek için takip etmiştim. Tahminim doğruydu o bir aşinaydı ama neden tam dönüşemedi buna bir türlü akıl erdiremiyordum. Dişleri uzadı, pençeleri çıktı hatta vücudunda ufak tefek kemik değişimleride oldu ama insan formundan çıkmadı. İlk başta bunu bilerek yaptığını düşünmüştüm ama gözlerindeki şaşkınlık ve meraktan bunu bilinçli yapmadığını anlamıştım. Her şeyden önemlisi de bir aşina olduğunu bilmemesi idi. Ömrü boyunca sıradan bir insan gibi yaşamış. Ona o gece aslında ne olduğunu anlatmak bütün sorularını cevaplamak istedim ama bunları bir anda duyup şoka girmesinden korktum. Zaten hayatım boyunca bir şeyleri açıklama konusunda hiçbir zaman iyi olmadım. Dün gece eve dönerken bir karar verdim. Olanları babama anlatacaktım. Eğer düşündüğüm gibi ise ve o kız alfaysa en doğru kararı babam verecekti. Buna emindim.
Sabah bu konuyu babamla konuşmak için erkenden uyandım. Hemen babamın çalışma odasına gidip kapıyı tıklattım. Birkaç saniye sonra babamın "gel" komutunu duyup içeri girdim. Çalışma masasında dosyalarla uğraşıyorudu. Geçip masanın önündeki koltuğa oturdum. Bana soran gözlerle bakıyordu. Çünkü babamın odasına ilk defa geliyordum. Lafı uzatmak istemediğim için direk konuya girdim.
- Dün ormanda bir kız gördüm baba. Daha doğrusu bir aşina.
Sanki sıradan bir şey söylemişim gibi beni dinlemeye ilgisiz bir şekilde devam etti.
- Ama kız aşina olduğunu bilmiyor. Dönüşüm geçirirken gördüm ama kız dönüşüm geçirdiğini bile hatırlamıyor.
Babam ilgiyle elindeki dosyaları bırakıp beni dinlemeye başladı. El hareketiyle devam etmemi işaret etti.
- Dönüşüm geçirirken tam dönüşmedi. Daha doğrusu dönüşemedi. Göğsünde damga var. Yaşıda on sekizlerine yakın.
Düşünür gibi elini çenesine koyup kaşıdı. Biraz bekledikten sonra ilk kez konuştu.
- Ailesini araştırdınmı hangi topluluğa mensup?
- Ailesini tanımıyor. Yetimhanede kalıyor.
Bu durum babamı oldukça şüphelendirmiş olmalıki net bir sesle konuştu.
- O kızı buraya getir.
***
Belçin...
Sabahın erken saatinde çalan saatle gözümü zar zor açtım. Bugün pazartesiydi ve okula gitmem gerekiyordu. Aslında gitmeyi hiç istemiyordum ama daha okullar açılalı bir hafta olmuştu. İkinci haftadan devamsızlık yapmak istemiyordum. O yüzden kendimi zorla kaldırıp hazırlandım. Kahvaltı yapıp yola koyuldum. Okul çok uzak olmadığı için yürüyerek gidip geliyordum. Bir müddet yürüdükten sonra okula gelmiştim. Tam bahçe kapısından girecektimki bir el beni kolumdan tutup kenara çekti. Kim olduğunu anlamak için başımı kaldırdığımda bir çift siyah gözle karşılaştım. Heyecan ve korku tüm bedenimi ele geçirmişti. Çünkü ormandaki yabancı tam karşımdaydı. Ne olduğunu anlamayarak sormak istedim ama lanet olsunki dilim tutulmuştu. Bir şeyler söylemek için dudaklarımı araladım ama sesim çıkmadı. Geri kapattım çünkü ben aptalım. Bir süre beni izledikten sonra aramızdaki sessizliği bozdu.
- Seni almaya geldim.
- Ne!
Söylediği şeyle iyice afallamıştım. Beni neden almaya gelmişti ve beni nereye götürecekti? Bir anda aklıma gelen düşünceyle vücudumda heyecan çanları çalmaya başladı. Yoksa bana aşıkmı olmuştu? Dizilerdeki gibi kolumdan tutup götürecekmiydi acaba?
- Babam seni görmek istiyor.
Dıııııt yanlış alarm. Düşüncemde bile olsa bozulmuştum. Hem babası beni ne yapcaktı. Daha oğlunun bile adını bilmezken babasıyla ne konuşacaktım. Yoksa babasımı bana aşıktı Düşündüğüm şeyle korkum iyice artmaya başlamıştı ama babası beni daha önce hiç görmemiştiki. Aklıma
gelen bu düşünceyle biraz olsun rahatlamıştım. Kendi kendime çok uzun konuşmuş olmalıyımki dağ ayısının sesi kulaklarımı resmen delip geçti.
- Şşşşt sana diyorum. Duyuyormusun beni?
- Evet duyuyorum.
- Ne diye cevap vermiyorsun o zaman?
- Baban ne alaka? Neden beni görmek istiyor.
- Konuşacakları varmış.
- Benimle mi?
- Yok benimle ama seni çağırmış. Malmısın kızım sen anlamıyomusun ilk seferde? Kıtlık var galiba sende.
Söylediği hakaretlerden sonra sinirim hat safaya çıktı. Madem insan gibi çağırmayı bilmiyordu bende gitmezdim.
- Gelmiyorum.
- Reddetmek gibi bir şansın yok.
- Öyle mi? İzlede gör.
Kendimden emin bir şekilde arkamı dönüp okula ilerledim ama daha ikinci adımı atmadan beni kolumdan tutup kendi vücuduna yapıştırmıştı. Ben
daha ne olduğunu anlamadan yüzünü yüzüme yaklaştırıp konuşmaya başladı.
- Sabrımı sınıyosun tavsiye etmem.
Ses tonundaki tekinsizlik ve sözlerinin altında yatan tehdit beni ürkütsede geri adım atmayacaktım. Hem babasını nerden bilecektimki? Oğlu böyle ise kim bilir o nasıldır? Hem belkide organ mafyası benim organlarımı alıp cesedimi barajın derinliklerine gönderecekti? Bütün bunları düşünürken korkudan daha çok kasıldım ve miğdeme kramplar girmeye başladı. Ben bir şey söyleyemeden dikkatimi etraftaki insanlar çekti. Hepsi bahçe kapısınayaklaşmış bizi izliyordu. Olamaz kesin onu benim sevgilim sanmışlardı. Aklıma gelen düşünceyle kahroldum. Şimdi ben alaylarına nasıl katlanacaktım. Dikkatle yüzlerini inceledim ama alay değil şaşkınlık olduğunu gördüm. Tabi ya okulun ucube kızı bu kadar yakışıklı bir erkeği nasıl tavladı diye düşünüyorlardı kesin. Her ne kadar utansamda bu durum hoşuma da gitmişti. Belkide artık benimle uğraşmazlardı. Bir anda kafamda şimşek çaktı. Ben halâ yabancının vücudu ile bir şekilde duruyordum kendimi hemen geri çektim. Yüzüne baktım anlam veremediğim bir ifadeyle o da bana bakıyordu. Çalan zille kendimi toparlayıp beni yakalamasına firsat vermeden okula girdim. Arkama bakmamıştım bakmayacaktımda. Hemen sınıfa geçip en arka sıraya oturdum. Sınıfa gelen herkes yüzüme bakıp bir şeyler fısıldaşıyordu. Ne konuştuklarını tahmin edebiliyordum ama tepki vermedim.
İlk ders matematikti. Önceden nefret ederdim matematikten halâda nefret ediyorum. Değişen hiçbir şey olmadı. Tenefüs zili çaldığında yerimden kalkıp bahçeye çıkmak için hareketlendim ama bir kaç kişi önümü kesti. Kafamı kaldırıp baktığımda iki tane porselen bebekle karşılaştım. Okulun zorbaları. Bana zorbalık yapmak için harekete geçmişlerdi ama unuttukları bir şey vardı. Ben zorbalanmam zorbalarım. Ellerimi göğsümde birleştirip kendimden emin bir şekilde karşımdaki porselen bebeklere
baktım.
- Sabahki çocuk kimdi? Sevgilinmi?
- Sence sevgilisi olma ihtimali varmı biraz mantıklı düşün. Olsa olsa para vermeye gelen bir hayırseverdir.
Sinirlerime hakim olmaya çalışarak kendimi savundum. Biraz yalan daha doğrusu bayaaa yalan girmişti işin içine ama olsun.
- Evet sevgilim bir itirazınmı var?
- Yok ne itirazım olacak? Yazık çocuğa gözleri kör herhalde. Hayır bide maaşallah taş gibi nasıl baktı sana anlamadım.
Duyduğum şeyle öfke tüm vücudumu ele geçirmişti. Tamam gerçekten sevgilim olmayabilir, hiç tanımıyorda olabilirim ama rol icabı da olsa kimse benim sevgilime sarkıntılık edemezdi. Sözün tükendiği yere gelmiştim. Dil kaslarım yeteri kadar çalışmıştı. Artık sıra kol kaslarımdaydı.
***
Müdürün odasına tek gitmiştim çünkü diğer ikisini revire kaldırmışlardı. Sanırım bu sefer biraz fazla ileri gitmiştim. Müdür bıkkınlıkla nefes vererek konuşmaya başladı.
- Bu okulda burslu okuyorsun. Buna rağmen elin beladan çıkmıyor. Daha öncedende iki tane disiplin cezan varmış zaten.
- Yani?
- Yanisi okuldan atıldın. Bu sana son şansımdı onuda değerlendiremedin okulla ilişiğini kestim.
Bir anda gözyaşlarım gözlerimi yakarak yanağımdan dökülmeye başladı. İtiraz etmek için ağzımı açsamda müdür buna izin vermeden beni odasından çıkardı. Zaten bizi kimse dinlemezdi. Biz arkasında kimsesi olmayan kısık seslerdik. Sesimizi kimse duymaz.
Eşyalarımı toplayıp okuldan ayrıldım. Biraz yürüdükten sonra bir kaldırıma oturup ağlamaya başladım. Çünkü bu sicilime işleyecekti ve belkide kimse okuluna kabul etmeyecekti. Hayatım boyunca tek umudum okuldu. Belki üniversiteye gidebilir kendi yaşamımı kurtarabilirdim ama artık bütün planlarım mahvolmuştu. Liseden bile mezun olamamıştım. Başımı dizlerimden çekip gözyaşlarımı sildiğimde önümde bir çift ayak gördüm. Sahibinin kim olduğunu anlamak için kafamı kaldırıp baktığımda yine bir çift
siyah gözle karşılaştım. Beni takip ettiğini anlamıştım ama son olan olaylardan sonra nedeni hiç umrumda değildi.
- Neden ağlıyosun?
- Git başımdan beni yalnız bırak.
- Kalk babama gidicez onunla konuşman lazım.
Duyduklarımla yine sinirlenmiştim ama ayağa kalkacak mecalim kalmamıştı o yüzden bende kaval kemiğine bir tekme savurdum.
- Duygusuzmusun yaaa? Görmüyormusun iyi değilim rahat bırak beni.
- O zaman ne olduğunu söyle.
Başımı kaldırıp tekrar yüzüne baktım. Söyleyip söylememek arasında kararsız kalsamda anlatmanın iyi geleceğini düşünerek cevap verdim.
- Okuldan atıldım.
- Neden?
- Kavga ettim.
- Eee ne var bunda başka okula gidersin.
- Ya sicilim kirlendi anlamıyormusun? Kafanmı basmıyor? Artık hangi okul alır beni?
Bir süre beni izledikten sonra elini çenesine sürterek konuşmaya başladı.
- Okul işini ben hallederim.
Duyduğum şeyle kafamı aniden kaldırıp yüzüne baktım. Ciddi olup olmadığını anlamaya çalıştım ama şaka yapıyora benzer bir hali yoktu. Sanırım ciddiydi. Yinede emin olmak istedim.
- Gerçektenmi?
- Evet.
Aniden yerimden kalkıp üstüne atladım. Kollarımı boynuna dolayıp teşekkürler yağdırmaya başladım. Sarılma boyunca kollarımın arasında kalas gibi durdu. Bir anda ne yaptığımı fark ederek kendimi geri çektim. Kısık gözlerle bana bakmaya başladı. Utanarak başımı eğdim ve gözlerimi kaçırdım.
- Ş-şey ben özür dilerim. Yani bilerek yapmadım. Yani bilerek yaptımda öyle yapmadım.
Saçmalamaya başlayınca kendime yumruk atmak istedim daha fazla saçmalamamak için konuyu değiştirmeye karar verdim.
- Hangi okul peki?
- Fark edermi?
- Yok fark etmez de merak ettim öyle.
- Fazla merak iyi değildir. Kaydın yapılınca görürsün.
Kırıldığımı anlamış olmalıki nefes vererek tekrar söze girdi.
- Benim okulum. Buraya bayaa uzak sen bilmezsin.
Lafı uzatmak istemediğim için başımı aşağı yukarı hafifçe salladım.
- Ama bir şartla kayıt işini hallederim.
Bakışlarımı bir anda yerden kaldırıp gözlerine diktim kaşlarım kendiliğinden çatılmıştı. Ahhh pislik herif niyeti hep buydu. Bana ahlâksız bir teklifte bulunacaktı. Söyliyeceği şey her neyse yumruğumu hazırda tutmaya karar vererek konuşmasını bekledim.
- Babamla konuşacaksın seni bekliyor.
Bir anda duyduğum şeyle rahatlayıp yumruğumu serbest bıraktım. Fesat ve kötü kalpli bir kız olduğum için kendime lanetler saydırarak konuşmaya başladım.
- Babanın benimle ne işi olur neden bu kadar konuşmak istiyor?
- Geçirdiğin nöbetlerin ve göğsündeki damganın ne anlama geldiğini öğrenmek istiyomusun?
- Evet.
- İşte babam sana bunları açıklayacak. Haa ama eğer ben öğrenmek istemiyorum, okulda istemiyorum dersen sen bilirsin.
Pislik herif adi dağ ayısı. Beni can evimden vurmuştu. Aslında şu an okuldan da ziyade damgam ve nöbetlerimin nedenini öğrenmek için can atıyordum. Her ne kadar korksamda, başıma bir bela açılacak bile olsa kararlıydım. Bugün her şeyi öğrenecektim.
- Eee geliyormsun?
- Evet geliyorum.
