İçeriğe geç

KIZIL KURT_1 (Alfa)

Bölüm 5 · 8 dk okuma

KIZIL KURT_1 (Alfa)

Bölüm 5

Aile Yemeği

Yabancı arabasını getirmek için yanımdan ayrıldığında içim hiç rahat değildi. Doğru olanı yapıp yapmadığımı bilmiyordum. Her ne kadar korksam da içimdeki merak ve bilinmezlik daha baskın geliyordu. Bugün başıma ne gelirse gelsin o konuşmayı yapacaktım ve yıllardır cevap bulamadığım sorunların gerçek nedenlerini öğrenecektim.

Önümde duran oldukça lüks siyah bir araba dikkatimin dağılmasına neden oldu. İlk başta afallasamda direksiyonun başındaki yüzün tanıdık olduğunu farkettim. Aslına bakarsanız oldukça şaşırmıştım çünkü onu ilk kez ormanda gördüğümde sokak serserisi olduğunu düşünmüştüm. Bu kadar zengin ve

varlıklı bir aileye mensup olduğunu öğrenmek beni biraz şaşırtmıştı. Düşüncelerim yüzüme yansımış olmalıki kaba bir sesle kendime geldim.

- Ne bakıyosun bön bön binsene!

Kabalığı karşısında yüzümü buruşturdum ama cevap verip tartışmayı uzatmak istemediğim için ön koltuğun kapasını açıp oturdum. Benim binmemle anında arabayı çalıştırıp yola koyuldu. Bir süre ikimizde sessiz

kaldık. Sonra aklıma yabancının adını bile bilmediğim geldi. Evet o gece ben söylemiştim ismimi ama o cevap vermemişti.

- Sahi senin adın ne?

- Boysan.

- Neyi boyasam???

- Adımmmmm BOY-SANNNN

Sinirlenmiş olmalıki sert bir sesle üstüne basa basa heceleyerek söylemişti son cümlesini. Kendime yine içimden bir kaç hakaret savurduktan sonra alıklığıma bir kez daha lanet okudum ama ne yapabilirdimki ilk defa duymuştum bu ismi. Tepkim bence gayette normâldi. Odun hemen kızmasa olmuyordu sanki.

- Heee öyle desene yanlış anladım bir an.

- Bende öyle dedim zaten.

- Tamam yaa ne uzattın ismin garip ne yapayım. İlk defa duyuyorum. Anlamı ne?

- Uzun boylu, yakışıklı demek.

Tam ona göre bir isimdi. Annesi ve babası nokta atışı yapmışlardı ama tabikide bu düşüncelerimi ona söylemeyecektim. Kibirli dağ ayısının egosunu tatmin etmeye hiç gerek yoktu. Bende sessiz kalmayı tercih ederek karşıya bakmaya başladım. Yüzünü bana döndürdüğünü hissetmiştim. Heyecan tüm vücudumun kasılmasına neden olsada tepkisiz kalmaya çalışarak yolu izlemeye devam ettim.

- Senin isminin anlamı ne?

- Benim mi?

- Yok arka koltuktakilere soruyorum.

Bir anda reflekslerime yenik düşerek arka koltuğa bakmış bulundum. Anında yaptığım salaklığı anlayıp geri döndüm ama artık çok geçti. Rezil olmuştum bir kere. Yine içimdeki kendimi boğma dürtüsüne aldırış

etmemeye çalışarak geri önüme döndüm.

- Kızım sen saf mısın? Arabada bizden başka birisimi varda dönüp bakıyosun?

- Bir anlık refleks o. Yoksa bende biliyorum başka kimsenin olmadığını.

Sanki sabrı sınanıyormuş gibi bir hali vardı. Bıkkınlıkla nefes vererek tekrar sordu.

- Eee soruma cevap yokmu?

- Belçin; damga demek.

Çatık kaşlarla yönünü bana çevirdi sanki anlayamamış gibiydi. Alâka bulmak ister gibi bir hali vardı.

- Yurt müdiresi beni bulduğunda bir haftalıkmıştım. İsmim bile yokmuştu. Ailem isim bile vermeden bırakmışlar beni. O da göğsümdeki damgayı

görünce bu ismi vermiş.

Bir anda ani bir frenle az kalsın ön camdan fırlıyordum. Dehşetle gözlerimi Boysan'a çevirdim. O da şaşkın bir halde bana bakıyordu.

- Ne dedin sen?

Sorduğu soruyla ürkmüştüm. Ziraa sesi oldukça yüksek çıkmıştı. Anında dediklerimi düşündüm ama yanlış bir şey söylememiştimki neden bu kadar sinirlenmişti?

- Ne dedim?

- Damgan bebekliğinden beri mi var?

- Evet doğduğumdan beri benimle. Neden şaşırdınki?

Şüpheyle yüzümü inceledikten sonra arabayı tekrar çalıştırdı. Kafası karışmış gibi bir hali vardı. Merak yine tüm hücrelerimi sarmıştı.

- Ne oldu? Neden bu kadar şaşırdın?

- Yok bir şey.

Evet vardı. Bunu hissediyordum ve öğrenecektimde.

- Ne oldu dedim?

- Bizim damgalarımız doğuştan olmaz.

- Nasıl yani?

- Doğduğumuzda normâl doğarız. Ergenlik çağına geldiğimizde ilk dönüşümümüz gerçekleşir. Damga göğsümüzde ondan sonra belirir.

Dönüşümle halâ neyi kastettiğini anlamamıştım ama üstünde çok durmak istemedim. Kafamı asıl karıştıran onlardan farklı olmamdı. Ormanda göğsündeki dövmeyi gördüğümde kendimi mutlu hissetmiştim. Çünkü nedeni her ne olursa olsun dünyada benim gibi insanlarda vardı. Sanki on sekiz yıllık yalnızlığım bir anda uçup gitmişti. Hayatımda ilk defa kendimi bir yere ait hissetmiştim ama şimdi bana benzeyen, benim gibi olan insanların arasında bile farklı olduğumu öğrenmiştim. Ben onların içinde bile bir

ucûbeydim.

- Peki sence nedeni ne olabilir?

- Bilmiyorum ama babam bilebilir. Gidince ona sorarsın.

- Tamam.

Bir süre ikimizde sessiz kaldık. Boysan zaten konuşmayı seven bir tip değildi. Belkide sadece benimle konuşmayı sevmiyordu bilmiyorum. Benim

ise içime yine bir sıkıntı çökmüştü. Mutluluğum kaybolup yerini karamsarlık kaplamıştı.

Neredeyse bir saattir yoldaydık. Boysan arabayı çok hızlı kullanmasına rağmen halâ gelmemiştik. Bu kadar uzakta nerde oturduklarını düşünsemde anlayamadım. Daha fazla dayanamayarak sordum.

- Nereye gidiyoruz?

- Bizim eve.

- Onu anladım zaten. Semt olarak nereye gidiyoruz. Yani evin nerde? Nerde oturuyorsunuz diyorum?

- Bir semte gitmiyoruz. Bir kasabaya gidiyoruz.

Kasaba mı? Kasabalar halâ varmıydı? On sekiz yıldır bu şehirde olmama rağmen hiç kasabaya denk gelmemiştim. Denk gelmeyi bırakın duymamıştım

bile. Yine sesimi çıkartmamaya karar vererek sessiz kaldım. Toplamda iki buçuk saat yol aldıktan sonra bir tabela göründü. "Dağıstan" demekki kasabanın adı buydu. Biraz daha ilerleyince kasabanın merkezine geldik. Oldukça tatlı şirin bir yerdi. Boysan parmağıyla benim tarafimdaki camı işaret etti.

- İşte yeni okulun.

Dediği şeyle cama uzanıp okulu incelemeye başladım. Binası biraz eskiydi ve ufaktı ama eski okulumdan daha güzeldi. Bir anda aklıma gelen düşünceyle yönümü Boysan'a döndüm.

- Ama burası çok uzak ben her gün nasıl gelip gidicem?

- Orasıda senin bileceğin iş. Ben üzerime düşen kısmını yapar kenara çekilirim.

Umursamazlığı sinirlerimi bozarken başka çaremin olmaması da canımı sıkıyordu. Bu konuyu daha sonra düşünmek üzere zihnimin derinliklerine gönderdim.

Yaklaşık yirmi dakika sonra oldukça büyük lüks bir evin önünde durduk. Araçtan inip etrafta göz gezdirirken Boysan'ın kaba sesi yine dikkatimi dağıttı.

- Hadisene neyi bekliyosun?

İkazıyle birlikte koşar adım peşine düştüm. Bahçeden geçtikten sonra kapıya gelmiştik. Boysan kapıyı çaldıktan sonra bir görevli kapıyı açtı.

- Hoşgeldiniz Boysan bey.

- Babamlar nerde?

- İçerde salondalar sizi bekliyorlar.

Boysan görevli kadına başıyla onay verdikten sonra salona yöneldi. Bende onu takip ettim. Salona girdiğimizde içeride oldukça güzel bir kadın yaşını asla belli etmeyen bir adam vede hemen hemen bizimle aynı yaşta olduğunu tahmin ettiğim bir kız vardı. Bunun Boysan'ın kardeşi olduğunu anında anladım. Kendimi sadece babasıyla tanışmaya hazırlamışken tüm ailesi ile tanışmak gerilmeme neden olmuştu. Bana doğru kollarını açarak gelen kadını farketmem düşüncelerimin dağılmasına neden oldu. Ben daha ne

olduğunu anlamadan kadın beni kollarının arasına alıp sıkı bir şekilde sardı. Tamam kendimi her şeye hazırlamıştım. Hatta organlarımın çalınmasına bile ama bunu hiç tahmin etmemiştim. Kadının sarılmasıyla içimdeki korku gitmiş ve vücudum rahatlamıştı.

- Hoşgeldin canım. Ben Boysan'ın annesi Ülgen.

- Belçin. Çok memnun oldum efendim.

Uzun boylu ve oldukça biçimli bir vücudu vardı. Saçları kumral ve uzundu daha dikkatle baktığımda oldukça hoş bir kadın olduğunu düşünmeden edemedim. Kadın benden bir kaç adım uzaklaştıktan sonra babası olduğunu tahmin ettiğim adam elini uzattı.

- Hoşgeldin Belçin.

Oldukça otoriter bir ses tonuyla konuşmuştu. Kendini tanıtmadığı için kim olduğunu anlayamamıştım. İsmini bile söylememişti. Soran gözlerle Boysan'a döndüğümde anlamış olacak ki kulağıma eğilip kısık sesle fısıldadı;

- Babam. Tarkat.

Anladığımı belli etmek için kafamı sallamıştım. Karşımdaki adama daha dikkatli baktığımda Boysan'ın ona çok benzediğini farkettim. Benzemek yetmezdi resmen kopyasıydı. Siyah saçlar,siyah gözler ve iri yarı kaslı bir vücut ama o Boysan'ın aksine kot ve tişört yerine takım giyinmeyi tercih etmişti. Yaşından ve mertebesinden ötürü olduğunu düşünerek boş verdim.

- Merhaba. Bende Akay. Kardeşiyim.

Uzaktan elini kaldırıp parmaklarını hareket ettirerek selam verdi. Akay, Boysan'ın aksine annesine benziyordu. Kumral saçları ve ela gözleri ile oldukça güzel görünüyordu ama annesinin aksine boyu biraz kısaydı.

- Hadi daha fazla beklemeden yemeğe oturalım.

Annesinin görünüşüne nazaran gür çıkan sesi ile herkes salondaki büyük masaya yöneldi. Nasıl yani bide hep beraber yemekmi yiyecekti?. Stres vücudumu tamamen ele geçirirken hiçbir şey diyemeden ağır adımlarla masaya ilerledim.

Büyük masanın en ucuna Tarkat oturmuştu. Onun sol yanına Ülgen ve Akay oturmuştu. Sağ yanına ise Boysan oturdu. Bende boş kalan tek yere, Boysan'ın yanına oturdum. Masada hayatımda hiç görmediğim ve tatmadığım yemekler vardı. Cahilliğimi belli etmeden sanki hergün görüyormuşum gibi davranmaya çalıştım. Yemek boyunca normâl hayattan konuştuk. Ülgen bana karşı çok ilgili davranmış cümlelerimi ilgi ile dinlemişti. Akay ise hayatında ilk defa tek başına yaşayan insan görmüş gibi yurtta yaşamama şaşırmış sürekli yurtla ilgili sorular sormuştu. Yemek faslı bittiğinde Ülgen görevlilere tatlıları salona getirmelerini söyledi.

Salona geçip oturduğumuzda tatlılar servis edilmişti. Boysan ve Tarkat sadece bizim konuşmalarımızı dinlemiş sohbete katılmamışlardı. Bir anda yurdun kapılarının kapanmasına yarım saat kaldığını fark ettim. Yurttan hep kaçardım bu sorun değildi ama eğer polis yerimi tespit ederse sorun çıkardı. Benim yüzümden kimsenin huzursuz olmasını istemezdim. Yönümü Tarkat'a çevirdim.

- Efendim özür dilerim ama benim artık gitmem gerekiyor.

- Nereye? Daha saat çok erken.

Ülgen'in tiz bir sesle sorduğu soruyla yönümü ona çevirmiştim.

- Yurda belirli saatlerde girmemiz gerekiyor efendim. Yoksa her an polis gelebilir rahatsızlık vermek istemem.

- Ben yurt müdürünle konuşup senin için bir gün izin aldım. Bugün burda kalacaksın.

Tarkat'ın sert ve emir veren tavrından rahatsız olsamda bir şey diyemedim. Aslını isterseniz yurda gitmeyide hiç istemiyordum. Her ne kadar çekinsemde bu durumdan memnun olmuştum. Hem daha asıl mevzuyu konuşmamıştık bile.

- Çok güzel. Ben senin için bir oda hazırlatayım hemen.

Ülgen mutlu ve sevecen bir şekilde konuşmuştu. İstemsiz bir şekilde bu kadına sempati duymaya başlamıştım. Görevliye misafir odasını hazırlamasını söyleyerek yönünü tekrar bana döndü. Tarkat oturduğu yerden çevik bir şekilde kalkarak söze girdi.

- Bu kadar sohbet yeter. Artık asıl mevzumuzu konuşma vakti. Çalışma odamda sizi bekliyorum.

Arkasını dönerek merdivenlere yöneldi ve üst kata çıktı. İşte sonunda o an gelmişti bütün sorularıma cevap alacaktım. Heyecandan kalbim boğazımda

atmaya başladı. Etrafımdaki sesler boğuklaştı. Bir anda kolumda bir el hissettim.

- Hadi canım bizde çıkalım. Bekletilmekten hiç hoşlanmaz.

Ülgen'in güler yüzü ve cana yakın tavrı beni biraz rahatlatmıştı. Boysan'a döndüğümde onun çoktan gitmiş olduğunu gördüm. Bende daha fazla

beklemek istemediğim için ayağa kalkıp Ülgen'in peşinden merdivenlere yöneldim.

Bölüm sonu

1 yorum