İçeriğe geç

KIZIL KURT_1 (Alfa)

Bölüm 3 · 8 dk okuma

KIZIL KURT_1 (Alfa)

Bölüm 3

Dönüşüm

Boysan...

Varoluşumuzdan beri çok savaştık, çok badireler atlattık. Çok düşmanlarımız oldu. En sonunda ırkımız lanetlendi soyumuz tükenmeye mahkûm bırakıldı.

Aşinaların tüm umutları tükenmişken ruhani liderimiz Kam bir kehanette bulundu. Kehanete göre bir alfa dişi dünyaya gelecek ve ırkımız yok olmaktan kurtulacaktı. Biz aşinalar Kam'ın söylediklerine inanır ona güveniriz. Elbette bu kehanetide doğruydu. Yüzyıllardır bütün atalarımız alfayı bekledi ama alfa gelmedi. Bundan yüz yıl önce ırkımız yok olmak üzereyken Kam aydınlık ruhlarla bir ayin yaptı onlardan yardım istedi ve bizi

lanetleyenlerden ayırdı. Aramıza bir perde çekti ve aşinaları korumak için bizim dünyamızı görünmez kıldı.

Yine ormanda bütün bunları düşünürken duyduğum çıtırtı ile yönümü o tarafa çevirdim. Sesin kimden geldiğini bulmam uzun sürmedi. Burası ormanın

gizlenen kısmıydı bu yüzden normâl bir insanın burayı görmesi imkânsızdı. Gelen kişi ya bir aşinaydı ya da büyülü varlıklardan biri ama buraya biz aşinalardan başka hiçbir büyülü varlık gelmezdi.

Gelenin kim olduğu anlamak için bir adım atıp yaklaşmak istedim ama ben daha kim olduğunu anlayamamışken koşmaya başladı. Kaçması beni

şüphelendirdi. Bizim baş düşmanlarımız itbaraklardan birisi olabileceğini düşündüm. Yaşımdan dolayı onları hiç görmemiştim ama yinede içgüdülerim bunu söylüyordu. Bende olağanca hızımla peşinden koştum. Bu kadar hızlı koşması beni şaşırtmıştı ama yinede bunları düşünmeden koşmaya devam ettim. Bir süre sonra iyice yaklaştım. En sonunda yakaladım ve kaçmaması için yere fırlattım. Birden bağırmaya başladı bu durum benide biraz panikletti. Yüzüne dikkatle baktığımda bir itbarak olmadığını anlamıştım.

Onların görünüşü oldukça farklıydı ama bu kız tıpkı bize benziyordu yani insana. Yüzünü incelemeye başladım. Siyah saçları dalgalıydı. Yüzü ufak ve

biçimliydi. Burnu küçücüktü. Gözleri ise çekik ve kırmızıydı. Beni en çok bu şaşırtmıştı. Lens takmış olduğunu düşünüp bu konuyu boşverdim. Ardından aşina olup olmadığını anlamak için göğsüne baktım. Yanılmamıştım onda da her aşinada olduğu gibi damga vardı.

Rahatlamanın yanında bu kızın neden bir sürüye dahil olmadığı kafamı karıştırmıştı. Biz aşinalar sürü halinde yaşardık. Yani topluluklar halinde. Bütün topluluklar birbirlerini tanırdı ama bu kızı ilk defa görmüştüm. Bütün bunları düşünürken ellerimden kurtulup tekrar koşmaya başladı. Fark ettirmeden takip ettim. Yetimhaneye geldiğini görünce ailesinin ölmüş

olabileceği geldi aklıma. Belkide o yüzden tek başınaydı.

Babama bu konu hakkında bilgi vermelimiyim yoksa vermemelimiyim bilmiyordum. Kam on sekiz yıl önce yeni bir kehanette bulunmuştu. Alfa dişinin dünyaya geldiği ile ilgili. Bu yüzden bütün sürüler kendi toplumundaki yaşları tutan kızları gözetim altına aldı ama alfaya dair hiçbir iz bulunamadı.

Yaşı henüz gençti onyedi-yirmi yaş arasında olduğunu düşünmüştüm. Yani Kam'ın kehanetine uyuyordu. Bu durumu sürüme anlatmamaya karar verdim. Önce emin olmak istiyodum. Bu yüzden emin olana kadar kızı takip etmeye karar verdim.

***

Belçin...

Sabah gözlerimi yorgunlukla açtım. Gece boyu türlü işkencelerle öldüğüm rüyaları görmek beni epey yormuştu. Bilinç altım neden bu kadar zayıf hiçbir

fikrim yok ama bu durum benim canımı çok sıkıyordu. Kendimi zorla yataktan kaldırıp lavaboya gittim. Elimi yüzümü yıkayıp kendime gelmeye çalıştım. Sonra dün sabah kahvaltısından beri hiçbir şey yemediğim aklıma geldi ve kahvaltıya gittim. Tek başıma insanların rahatsız edici bakışlarını görmezden gelerek kahvaltımı bitirip tekrar odama geldim. Dünki kayboluşum yüzünden müdire hanımdan bir ton azar işittikten sonra sonunda yalnız kaldım. Her ne kadar istemesemde dün gece olanlar kafamı karıştırıyordu. O yabancı kimdi? Orada ne işi vardı ve göğsümde damga olduğunu nerden anladı? Amacı bana zarar vermek değildi. Bunu anlamıştım. Bana nesin diye sormuştu. Gerçekten ben neydim? Göğsümdeki damgayı gördükten sonra beni bırakmıştı. Acaba benim ne olduğumu biliyormuydu? Bütün bu düşünceler kafamı kemirip durdu ama hiçbir sonuca varamadım.

Saatler ilerlerken uzandığım yataktan hiç kalkmadım. Aynı şeyleri düşünüp durdum. Sonra içime bir pişmanlık çöktü. Neden kaçıp gelmiştimki? Neden

damganın ne olduğunu sormamıştım? Salak Belçin. Bütün bunları düşünüp kendime kızarken aklıma gelen düşünceyle uzandığım yerden doğruldum. Acaba bu gece ormana tekrar gitsem onu görürmüydüm. Eğer orada olursa sorularıma cevap verebilirdi ama ya bana bu sefer zarar verirse? "Offf" düşüncelerim beynimi kemirmeye devam ederken akşam olmuştu. Ani bir

kararla yataktan kalkıp üstümü değiştirdim. Ormana gitmeye karar vermiştim. Bugün sorularıma cevap alacaktım. Dışarı çıkarken her zaman yanıma

aldığım bıçağımıda yanıma aldım. Herhangi bir tehlikeye karşı kedimi savunmalıydım öyle değilmi? Hazırlanmam bitince hızla yurttan çıktım ve

ormana doğru yürümeye başladım. Dünün aksine bugün ormanın ıssız olması beni korkutmuştu. Adımlarımı yavaşlatarak yürümeye devam ettim. Bir

yandanda gözlerimle etrafı taradım. Dün gördüğüm yabancı belkide burdadır. Keşke dün adını sorsaydım. Hay salak kafam. Bulmam daha kolay olurdu.

Hissettiğim acıyla olduğum yerde kaldım. Tüm vücudum hafiften kasılmıştı. Göğsümdeki dövme dehşet bir şekilde yanıyor ve de acıyordu. Yine

her zamanki nöbetlerimden birisi başlamak üzereydi.

- Hayııırr olamaaazzzz!

Hemen yoldan geri döndüm ve hızlanmaya başladım. Nöbeti burada geçiremezdim. Bilincim kapalıyken ormanda kalamazdım ama şans bana ne zaman güldüki şimdi gülsün. Göğsüm dayanılmayacak kadar acımaya başlamıştı ve bacaklarım artık beni taşımayarak çözüldüler. İki büklüm yerde yatarken bir kaç dakika sonra beynim işlevini yitirmişti.

***

Bir anda uykudan uyanmış gibi kendime geldim. Yerde cenin pozisyonunda yatarken buldum kendimi. Hemde ormanın içinde. Bir anda içinde olduğum durum beni dehşete sürüklesede hafizam yavaş yavaş yerine gelmeye başladı. Ormana gelip nöbet geçirdiğimi anımsayınca biraz olsun rahatlamıştım ama lanet olsun üstümdeki giysiler parçalanmıştı. "Şimdi nasıl gidicem ben yurda." Bir anda oturur pozisyona gelip etrafta kimse olup olmadığını kontrol ettim. Gözlerim gördüğüm şeyle fal taşı gibi açıldı.

Biraz ileride kayanın üzerinde birisi oturuyordu ve pürdikkat beni izliyordu. Biraz daha dikkatli baktığımda bunun dün ormanda gördüğüm yabancı olduğunu anladım. Hemen ellerimi vücuduma siper edip vücudumu korudum.

- Adiii pis sapık dön arkanı hemen.

Bana cevap vermeden yerinden kalktı ve ağır adımlarla bana doğru ilerledi. Vücudum utançtan ve korkudan titreyip kasılmaya başladı. Önüme geldiğinde

durdu. Bir kaç saniye yüzüme baktıktan sonra yavaş hareketlerle tişörtünü çıkarttı. Aman allahım sapık. Korkudan ne diyeceğimi düşünürken elindeki

tişörtü üstüme attı.

- Giy!

Yaptığı hareket beni şaşırtmıştı. Onun sapık olduğunu düşünmüştüm. Ahh ne kadar fesat ve kötü kalpliyim. Düşüncelerimden ötürü kendimden utanmıştım. Daha fazla zaman kaybetmeden üzerimi giymek istedim ama bana dik dik bakmayı sürdürünce bunu yapamadım.

- Hangi dağdan indin sen?

- Anlamadım!

- Bana dik dik bakmayı ne zaman kesiceksin diyorum?

Söylediğim hiçbir şeyi dikkate almadan bakmaya devam etti. Sert ve tehditkâr bakışları kalbimi dondursada bu halde kıyafet giyemez ve ayağa

kalkamazdım.

- Arkanı dön.

- Burda emirleri ben veririm.

İşte şimdi damarıma basmıştı. Beni en hassas noktamdan vurmuştu. Demek emirleri o verirmiş. Oldu canım. Ben asla kimseden emir almazdım. Bir tane dağ ayısından da emir alacak değildim.

- Sen kim oluyorsunda kuralları belirliyorsun? Arkanı dön

dedim.

Uzun bir süre yine bön bön suratıma baktı. Öfke artık beni ele geçirmeye başlamıştı. Biraz daha öyle bakmaya devam ederse utanmamı bile bir kenara

koyup yumruğumu suratına çakacaktım. Bunun sonunda büyük ihtimalle beni öldürürdü ama en azından hıncımı alırdım.

- Biraz daha arkanı dönmezsen sapık olduğunu düşünmeye başlayacağım.

Hiçbir şey demeden arkasını döndü. Oysa kesin yine bir şeyler söyler karşı çıkar diye düşünmüştüm. Hemen tişörtü üstüme geçirip ayağa kalktım üstümü

çekiştirip düzeltirken ilk defa ben soru sormadan konuştu.

- Sapıklık yapacak olsaydım tercihim olmazdın.

Bir süre ne demeye çalıştığını idrak edemedim ama sonra beynimde şimşek çaktı. Beni aşağılamış ve çirkin olduğumu söylemişti. Bozulmuştum hatta

ağlamak istiyordum ama gururum buna engel oldu. Kendimi tuttum.

- İsabet olur. Ziraa hiç tipim değilsin.

Evet güzel cevaptı. Bozulduğumu belli etmemiştim aferim kızım böyle devam et. İçimden kendi kendimi gaza getirirken yabancı arkasını dönmüştü bile.

Beni baştan aşağı süzdükten sonra gözleri gözlerimi buldu. Tişörtü bana elbise gibi olmuştu. Eylül ayında olmamıza rağmen akşamları serin olduğu için üşümüştüm ama o hiç üşüyor gibi durmuyordu. Uzun süre bakıştıktan sonra sessizliği ilk bozan ben oldum.

- Adın ne ve kimsin?

- Sana soru sorabileceğini kim söyledi?

- Kendim söyledim.

Kibiri ve kendini beğenmişliği sinirlerimi bozsada aldırış etmeden cevap vermeye devam ettim.

- Göğsümdeki damga ne anlama geliyor? Biliyormusun?

Bu soruyu sorarken gözüm yabancının vucuduna kaydı ve şok oldum. Bunu şimdiye kadar nasıl fark etmemiştim. Göğsümdeki damganın aynısından

ondada vardı hemde aynı yerde. Ben tüm bunlara şaşırırken konuşmasıyla kendime geldim.

- Nasıl yani? Ne olduğunu bilmiyormusun?

Sözlerinden alay ettiğini düşünsemde alay değilde şaşkınlık olduğunu fark ettim.

- Hayır. Çok araştırdım ama bulamadım. Sen biliyor olmalısın o zaman.

- Biraz önce neden tam dönüşmedin?

Çok güzel sorduğum hiçbir soruya cevap vermeyip birde üstüne soru soruyor. Tam bir dağ ayısı ama bunu ona söylemedim. Henüz tam tanışmıyorduk ve nasıl tepki vereceğini bilemezdim ama sorduğu soru kafamı

karıştırmıştı. Dönüşmekten kastı neydi?

- Anlamadım ne dönüşmesi?

- Biraz önce, beni fark etmeden önce neden tam dönüşmedin?

Allah kahretsin beni nöbet geçirirken görmüştü. Ağlamak istiyordum ama kendimi zorla da olsa tuttum. Belkide nöbet geçirirken neler olduğunu ya da

sebebini öğrenebilirdim.

- Sen beni nöbet geçirirken gördün mü?

- Ne nöbeti? Ne saçmalıyorsun sen?

Bu şekilde anlaşamıyacağımızı anlayıp olayı en başından anlatmaya karar verdim. Nöbetlerimden, damgamdan ve bilinç kayıplarımdan bahsettim.

- Sen biraz önce dönüşüm geçirdiğini hatırlamıyormusun yani?

- Hayır. Sen ne dönüşümünden bahsediyorsun ki anlamadım? Adam gibi anlatsana yaa kafam karıştı.

Beynimin içi çarşamba pazarına dönmüşken karşımdakinin kafasınında karışık olduğunu anladım. Anlam veremeyerek bana bakıyordu. Beni biraz daha inceledikten sonra adımı sordu.

- Belçin. Senin?

- Neden yurtta kalıyorsun annene babana ne oldu?

Sorduğu soruyla kafamdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. Benim yurtta kaldığımı nerden biliyordu? Kesin dün gece takip etmişti. Uzun zamandır hissetmediğim bir his vücudumu sardı. Korku. Aklım bana hemen gitmemi söylüyordu ama cevap almadan bırakmayacağını düşünüp cevap verdim.

- Bilmiyorum. Ben hep yurttaydım. Daha yeni doğduğumda bırakmışlar yurda.

Yüzünden hiçbir tepkiyi okuyamıyordum. Adeta bir duvar gibi suratıma bakıyordu. Daha fazla kalmak istemeyerek söze girdim.

- Ben artık gitsem iyi olacak.

Bir şey demesini beklemeden hızlı adımlarla arkamı dönüp gittim. Yurda geldiğimde kapılar çoktan kapanmıştı hemen odamın camından içeri girdim.

Nöbet yüzünden elim yüzüm çamur olmuşu. Hemen duş alıp yatağa uzandım. Yabancının dediği şeyleri düşünmeye başladım. Dönüşüm dediği şey neydi?

Bendeki damgadan neden ondada vardı? Hiçbir sorumun cevabını bulamamıştım. Her şeyden önemlisi beni nöbet geçirirken görmüş ve bunu hiç yadırgamamıştı. Benim sorunumun ne olduğunu biliyordu ve ben bütün bunları ondan öğrenecektim. Aklımın bir köşesine bunları yazdıktan sonra

kendimi uykunun kollarına bıraktım.

Bölüm sonu

9 yorum