İçeriğe geç

Kızıl Kurt

Bölüm 9 · 4 dk okuma

Kızıl Kurt

Bölüm 9

9. Bölüm

Uçaktan ineli bir kaç saat olmuştu. Direkt mezarlığa gittim. Önce annemin yanına geldim. Üstündeki kurumuş yaprakları topladım ardından yolda aldığım çiçekleri bıraktım.

Elimi toprağına sürdüm. İçimden çok şey söylemek istedim ve söyledim de.

"Annem, mis kokulum. Çok özür dilerim, affet beni olur mu? Canım yandı, gelemedim cenazene. Çok şey değişti sen gideli. Mert eve geç saatte sarhoş giriyordu, Mete yemek yemez oldu ve hastalanıp hastanelik oldu, babam eve gelmedi bile. Ben her akşam yemek yapıp tek başıma oturdum o sofraya. Tek gecede bomboş oldu o masa. Sen gittin dağıldı ailemiz, mahvolduk. Çok dua ettim geri dön diye ama olmuşla ölmüşe çare yok. Alışmaya çalıştım, ki alıştım da ama istemedim. Ben sensiz olmayı hiç sevmedim, çok yalnızım ben annem. Sen üzülme ama, seni üzmek istemem, yine gül her zamanki gibi. O güzel gülüşünle aydınlat yine bu karanlık dünyamı, gel elinle başımı okşa 'geçecek benim minik kızım' de." Gözyaşlarım sel olup gidiyordu, yıllarca hiç ağlamamıştım. Şimdi sanki yıllardır dökmediğim gözyaşlarımı döküyordum.

Toprağını öptüm son bir kez ve şehitliğe gittim. Abimin yanına, şeker portakalının abisine. Mezar taşında kocaman yazılarla; şehit KAHRAMAN AKÇAY yazıyordu. Benim abim, bu vatan uğruna savaşırken canını feda eden abim.

"Abi bak, ben asker oldum. Şeker portakalı asker oldu. Senin gibi, vatanımı korumak için. Ben çok özür dilerim abicim, ailemizi ayakta tutamadım. Annemin mezarından geliyorum, tabi o muhtemelen senin yanında ama ona da içimi döktüm. Canım yanıyor abi, kimse yok; sen yoksun, annem yok, Mert yok, babam yok. Kimse yok, senle annem gittiniz diye beni yalnız bıraktılar. Sizi çok özledim, dün rüya gördüm aslında tam olarak neydi bilmiyorum ama sendin. Senin şehit olduğun andı. Bu yüzden geldim..."

Tam konuşmama devam edecektim ki arkamdan birinin yaklaştığını duydum. Başımı arkama çevirdiğimde ise Defne yengemi ve Burak'ı gördüm. Aslı yoktu yanlarında, muhtemelen kızgındı. Onu bırakıp gittiği için kızgındı abime.

"Halaaa," diye koşarak kucağıma atladı Burak. "Hala ben babamı görmeye geldim." O hiç görmemişti babasını, yengem hamileyken şehit düşmüştü abim. Doğurduktan sonra bir süre yengem kendini iyi hissetmediği için çocuklara ben bakmıştım ve Burak konuşmaya başlayınca bana babasının nasıl biri olduğunu sormuştu. Ona doğru bir dille dürüstçe anlattım abimi.

"Canım, senin burada ne işin var?" dedi yengem şaşkınlıkla. Tabi alışkın değildi beni burada görmeye.

"Abimi görmeye geldim." dedim ama o bu söylediği şey yüzünden kendini kötü hissetmiş olmalı ki açıklama yaptı.

"Yanlış anlama sadece seni beklemiyordum kuzum."

"Sorun değil zaten bende kalkıyordum." dedim ve ben tam kalkarken beni kolumdan tuttu.

"Biraz beklesen, Burak babasıyla görüşsün ondan sonra yanına alsan. Biraz yalnız konuşmak istiyorum onunla." dedi abimden bahsederken. Başımı salladım bu söylediğine. Burak ise çoktan babasının mezar taşını öpüp üstüne çiçekler bırakmıştı.

Bu ona yetmişti, annesiyle konuşmamızı duyduğu için hemen yanıma gelip elimi tuttu. Şehitliğin dışına ilerledik. Bu kadar dram yeterdi, bana çok bile.

Bir yirmi dakika, yarım saat sonra yengem belirdi çıkışta. Gözleri kıpkırmızı ve yaşlı ama gülümsüyor.

"Hadi gidelim." dedi ancak o Ankara ben ise Artvin'e yani görev yerine gidiyordum.

"Senin uçuşun ne zaman?"

"Seninki ne zamansa." dediğinde anladım aslında bunca zaman ihtiyacı olan sadece abimle dertleşmek. Ve şimdi ise benimle Artvin'e geliyordu.

🐺

Yengemler hastaneye geçmişti, bende askeriyeye uğrayıp bir kaç işimi hallettim. İleride gördüğüm bedenle gizlenerek çıkışa ilerliyordum ki işte o kaçınılmaz oldu ve olmazsa olmazım karşımdaydı. İmtihan için gönderilmişti resmen bu adam bana.

"Buraya bak asker." Karşısına geçip selamımı verdim.

"Emredin komutanım." Şaşırtıcı bir şekilde yüzüme sert değilde gururla bakıyordu. Abimi tanıyor olabilir miydi? Yok bee, nesini tanıyacak adam asker değil çünkü değil mi Asena, nasıl olsun böyle bir şey. Kendi kendini gömen kızdan ne istersiniz komutanım.

"Gittin mi abini görmeye?"

"Gittim komutanım."

"İyi, madem erken geldin Mert'e bir kaç kâğıt işi bırakmıştım, onun işi varmış. Sen al hallet." Hayır ama yaaa, yol yorgunuydum ben.

Bu adamın eceli benim elimden olucak artık yeter. Abdurrahim Albayrak gibi televizyona çıkıp 'yeter artık buramıza geldi yav' diye isyan etmeme son bir. Adam komutan diye bi kıcını sildirmediği kaldı.

"Emredersiniz komutanım." diye bir şeyler geveledim ağzımda. Çok şükür ki içimi okuyamıyordu.

Mert görüş alanıma girdiği an o da beni gördü ve elini havaya kaldırıp gel işareti yapıyordu. Yoğh canım. Bende gelmeyecektim, iyi oldu dediğin.

"Al şunları, komutan sen olmadığın için bana kitledi... Hah şimdi işte gerçek sahibini buldular." dedi kağıtları elime tutuştururken. Neydi benim bu çektiğim ama ya.

Daha ona lafımı çakmadan gitti, pislik. neyse zaten laf çakacak halde değildim işimi bitirip gitmek istiyordum buradan.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.