Gece kulübünün önünde iki arabada bekliyorduk. İlk araba destek amaçlı, olurda planlarımızın dışında gelişen bir şey olursa diye.
"Ee gomtanım dalıyo muyuz?"
"Dalmak ne, baskın mı yapıyoruz Salih abi?"
"Sen sus lan filozof!"
"Yeter! Kesin lan sesinizi!" Tabi canım abim hiç sakin kalır mı? Kendisi dedemden benim geleceğimin talimatını aldığından beri kafasından duman çıkıyordu sanki. Bir de Gül'ün her seferinde habersiz köylere inmesi onu geriyor ve daha da sinirleniyordu.
Doğu da olduğumuz için tabi teröristler de vardı ve köylere dadanıyorlardı kansızlar. Arada jandarma gönderiliyordu ancak onların da kendilerine göre görevleri oluyordu, bu yüzdendi beyefendinin gerginliği.
"Komutanım, izin verin bende geleyim, ha? Olmaz mı?"
"Başlatma yavşaklığına Koray, görevde bari rahat dur lan!"
"Sen sus lan sikik herif."
"Koray komutanım bence sizi kıskandı, Talat komutanım. Kendisi giremiyor ya çekemiyor sizi." diye güldü Asaf.
"Asaf, kaşınma oğlum. Bak ben kaşırım bir görürsün!" Koray'ın bu tehdidi üstüne şoför koltuğundan yan dönmüş Asaf, eliyle ağzını fermuar kapatır gibi yapıp önüne döndü.
Mikrofona uzanıp diğer arabadaki Mert'e konuştum. "Bence girin, hem saat baya geç oldu bu saatten sonra gelen olacağını sanmıyorum."
"Olur ama sen hemen otele geç. O elbiseyle daha fazla gezersen hiç kimse için iyi olmayacak." Oflayıp mikrofonu kapattım.
Üstümde biraz abartı bir elbise vardı ancak bu alışverişin başındaki herifin odasındaki kasaya erişebilmek içindi. Ve geceyi geçirdiği kadınlar hariç erişemiyordu o odaya.
"Keyfimizden giyiyoruz sanki! Şu hale bak disko topu gibiyim, sokağa çıksam insanlar roman havası açıp dans eder. Kurban olayım lan ben formama, vallah üstüne Türk bayrağı döşenmiş yeşil forma kadar güzel kıyafet yok ha."
"Bakın işte buna katılıyorum, geçen bir sarışın gördüm askeriyede. Üffff, yeme yanında yat, o derece."
"LAN! Git başkalarını baştan çıkart. Görevdeki askerleri rahat bırak yoksa vallah askeriyeye döner dönmez sana 20 tur parkur yaptırırım ona göre." Tabi ki dinlemeyecekti beni, o parkurundan leşini çıkartsak yine vazgeçmez yavşağın tekiydi.
"Ne dedim de komutanım şimdi, konuşuyoruz insan gibi bende fikrimi söyledim."
"Sen fikrini falan söyleme bence gardaşım. Sen hep böyle abidik gubidik şeyler söylüyon."
"Sende mi be Salih abim?"
"Ben doğruları söylüyorum, gomtanım haklı. Aklın hep yavşaklıkta."
"Bende fikrimi söyleyeyim mi komutanım?"
"Sen dön lan önüne, eğer o parkuru yaparsam senide yanıma alırım yoksa."
"Yeter! Asaf sür otele."
"Emredersiniz komutanım."
🐺
Otele vardık, hepsi otelin bir tarafına dağılmıştı ben ise otelin küçük bar tarafına geçtim.
Hedef yanımdaydı ve dikkatini çekebilmiştim. Bu halimle zaten bazı kızların dikkatini bile çekmiştim.
"Merhaba, ben size bir şeyler ısmarlamak?" Bozuk Türkçe aksanından yabancı olduğunu anladığım avım tuzağıma düşmüştü.
"Olur." dedim bende 'r'lerin üstüne bastırıp Rus havası vermek için.
Adam sırıttı ve barmene doğru eğilip kulağına bir şeyler söyledi. Barmen tabi ki Koraydı ve kafa sallayıp arkasını döndü. Bir şeyler ekleyip karıştırdı ve bardağa döktü ancak onu bana değil yandaki hıyara verecekti.
"Salva," deyip elini uzattı.
Bende elini sıkıp "Sonia." diye cevap verdim.
"Siz Rus?"
"Evet ama az." dedim parmaklarımı göstererek.
"Как насчет того, чтобы хорошо провести вечер, мадам?" Aptal herif, bana güzel bir gece geçirme teklifi ediyordu.
"Ben sana çok güzel şeyler geçireceğim göreceksin!" diye mırıldandım sırıtırken ona bakarak. Sesten anlamadığını düşünüp daha da yakınlaştı.
"Guzel olur, ama benim oda yok." dedim masum bakışlarla.
"Ben var, sen merak etme." Yanındaki korumasının kulağına bir şeyler söyledi ve koruma yanımızdan uzaklaştı.
Koray, normal renklendirilmiş suyu bana uzatıp ona da onun aklınca bana içirmeyi düşündüğü zehirli içeceği verdi.
İçeçeklerimiz bitince elini belime sarıp beni yukarı yöneltti. Odasına girdiğimizde bütün korumalarını dışarı çıkardı.
Bir şey çakmaması adına onu yatağa ittim gülümseyerek. İlacın etkisi yavaş yavaş kendini belli ediyordu ki gözleri sarhoş gibi açıp kapanıyordu.
Onu çenesinden tuttum, "kasanın şifresi ne?"
"Ben anlamadı." dedi yarım yamalak.
"KASANIN ŞİFRESİ NE?" dedim kulağına doğru sert bir sesle.
"6291"
"Aferin sana." Hemen kasaya ilerliyordum ki camdan sesler geldi. Biri camı dıştan açıp içeri daldı. Salva'nın belindeki silahı alıp cama doğru doğrulttum.
Perdenin arkasından üniformalı biri çıktı. Bu bir Türk askeriydi.
"Ne yapıyorsun indir şunu asker." dedi çatık kaşlarıyla bana bakarken. O bu sabahki adamdı.
"Senin ne işin var burada ve neden bizim görevin içine ediyorsun?"
"Bana bak asker eğer bu dırdırına devam edersen seni görevden alırım."
"Ben biraz hasta olmak!" dedi arkada kendinden geçen Salva. İkimizde bakışlarını bir kaç saniyeliğine ona çevirip tekrar birbirimize baktık çatık kaşlarla.
"Bana asker deyip durma! Komutan Asenayım ben." Çatık kaşlarını düzeltmeden dudağının kenarından sırıttı.
"Kusura bakmayın Asena komutanım." dedi sırıtışını bozmadan.
Kapıdan sesler gelince hemen ciddileşip beni kolumdan tutup oraya doğru çekti. Beni arkasına alıp silahını kapıya doğrulttu.