İçeriğe geç

Kızıl Kurt

Bölüm 22 · 10 dk okuma

Kızıl Kurt

Bölüm 22

22. Bölüm

Yazar'dan

Operasyon sonrası toplandı bütün tim. Aralarından birinin eksik olduğunu daha anlamamış, helikopterin gelmesini bekliyorlardı.

"Ferman operasyonu bitmiştir arkadaşlar. Herkes iyi mi?" diye timine bir soru yöneltti Alp.

Herkesten olumlu cevap geldi ancak cevabını beklediği kişiyi gözleri bulamamıştı.

"Durun! Asena yok!" dedi Koray, Alp'i daha da tedirgin ederek.

Alp, Koray'a ters bakışlar atmakla yetindi çünkü şu an daha önemli bir derdi vardı. Asena, sevdiği kadın, bu dünyada ona iyi gelen tek beden yoktu ortalarda. Paniklememeye çalışarak etrafta aramaya başladı.

Mert ise şimdiden paniklemiş, her taşın altına bakıyordu. Asena'yla ne kadar anlaşamaz dursalar da, en dipte olduğu zamanlarda onu bırakmayan tek Asena ve pek sevdiği eşi Gül'dü.

"Asena!" diye Alp seslendi ilk önce, ses gelmeyince daha da sinirlendi. "Lan ne duruyorsunuz bulun onu!" dedi timine emir vererek. "Arayın hadi! Çabuk!" Ortalıktaki tozlar dağılmış, her yer açıktaydı ancak Asena yoktu.

Mert de gözleri kıpkırmızı olmuş Asena'yı arıyordu. Bu halini gören Tuncay arkadaşına üzülüyordu. Artık dayanamayarak yere çökmüş elleriyle yüzünü kapatmış Mert'e sarıldı Tuncay.

"Komutanım, bulamadık..." diye Asaf yaklaştı yanlarına.

Alp ise içindeki bu fırtınayı dışına vurmaktan asla geri durmuyordu. O asla acısını göstermezdi, ama şu an Asena'ya fazlasıyla ihtiyacı vardı. Ona acı veren bu sözler yüzünden Asaf'ın yakasına yapışmış, çıkarabildiği en yüksek sesle bağırıyordu.

"NE DEMEK BULAMADIK LAN! GİDİN HER YERİ KARIŞ KARIŞ ARAYIN! BANA ASENA'YI BULUN!"

Şaşırdı bu haline Tuncay, aşk bu muydu? O da üzgündü ancak bunun için askerlerini de kıracak değildi, aşk gerçekten de gözü kör edebiliyormuş diye düşündü.

Asena, bazılarının ilk görevinde onlara yardımcı olandı, bazılarını ise yalnızlığından kurtaran...

Onun bu yokluğuna tüm tim üzülmüş, öyle ki Melih araştırma işlemlerini başlatmak için askeriyeye bilgileri iletmişti. Tabi bunun üzerine Asena'nın kayıp haberi Murat Albay'a ve hatta Ankara'daki orgeneral Ercüment Akçay'a bile haber uçmuştu.

Alp, Mert ve Tuncay'ın telefonları durmamaksızın çalarken etraftan başka bir telefon sesi geliyordu. Talat biraz ileride bulduğu ekranı kırık telefonu gösterdi.

"Asena, Asena'nın bu!" diyen Mert koşarak telefonu almaya yelteniyordu ki parmak izi olabilme imkanıyla geri durdu.

Alp çıldırmış bir halde telefonun bulunduğu yöne koşuyordu. Komutanlarının bu haline üzülen Bora ve Melih kolundan tutmaya çalıştılar. Ancak Alp içindeki acı yüzünden tüm gücüyle buna engel oluyordu.

Zar zor da olsa Alp'e engel olabilmişlerdi. Artık yorgunluktan dizlerinin üzerine çökmüş Alp, vücudu durmasına rağmen beyni çalışmayı bırakmıyordu. Aklında kimlerin onu kaçırabileceği veya nasıl kaçırmış olabileceğini düşünüp, içindeki öfkeyi arttırdıkça arttırdı. Aynı zamanda, onlara çektireceklerini de Asena'yı kurtarma planına ekliyordu.

Helikopter yanlarına varınca onlar daha binmeden Alp hepsinin önüne geçti. "KİMSE HİÇBİR YERE GİTMİYOR! ASENA BULUNMADAN KİMSE BU HELİKOPTERE BİNMEYECEK! EMİR ANLAŞILDI Mİ ASKER?"

Herkesten aynı ses yükseldi. "Anlaşıldı komutanım!" Sesleri boş alanda yankılandı.

Hepsi silahlarına daha sıkı sarıldı ve yola koyuldular. Bu halleri Alp'i etkilemişti ancak onlarla daha sonra gurur duyacaktı. Şu an kurtarması gereken bir Kızıl Kurt vardı.

🐺

Murat albay bütün askeriyenin toplantı odasına gelmesini ve kızının bulunmasını emretmişti. Askeriyedekilerin burnundan getirmişti son yarım saattir.

O sırada haberi alır almaz Artvin'e uçan orgeneral Ercüment, askeriyeye adımını atar atmaz yer yerinde oynadı sanki. Çünkü en çok sevdiği torunu, balkızı kaçırmışlardı.

Seri adımlarla toplantısı odasına ilerledi. Kapıda belirdiği an hepsi üzerine çeki düzen verip, selam verdiler.

"Murat!" diye oğluna seslendi.

"Emredin komutanım!" dedi Murat albay hazır ola geçerek.

"Durum ne?"

Murat derin bir nefes almaya çalıştı ancak biraz zordu. Yıllarca yalnız bırakmış olsada kızı bir taneydi, eşinden kalan en güzel parça. Sinirlenince gözünün etrafının kırmızı oluşuna kadar, eşinin birebir aynısıydı.

"Odamda konuşalım mı komutanım?" diye bir öneri sundu Murat. Askerlerinin yanında güçsüz durmaktan korkuyordu. Belki babası onun yanında olur ve dik durabilirdi yalnız kalırlarsa.

Ercüment baş sallamakla yetindi. Murat babasına yol verdi ve onun odasına geçtiler. Odaya girer girmez Ercüment arkasına sönüp oğluna okkalı bir tokat attı. Murat şaşkınca elini yanağına atmış babasına bakıyordu.

"Lan! Sen ne biçim bir babasın! Ben sana böyle mi örnek oldum! Ben seni böyle mi büyüttüm şerefsiz! Böyle mi öğrettim baba olmayı?!" diye oğluna bağırmaya başladı.

"Bu kız, ailesi için mücadele ederken neredeydin de şimdi onun için endişeleniyorsun!"

"Baba..." dedi mahcubiyetle ancak pek bir şey diyemedi. Hakketmişti, hatta daha fazlasını hak ediyordu.

"Baba deme lan bana! Baba deme!" dedi ve sinirle masanın arkasındaki koltuğa yerleşti. "Anlat şimdi!"

"Tim için helikopter yollandı ancak Alp komutan, Asena bulunmadan binmelerine izin vermemiş. Bulmadan dönmeyeceklerini söylediler." Bu noktada durdu. Daha yeni tanıdıkları bir asker bile kızı için bu kadar mücadele ediyorken, o bırakmıştı.

"Bizde Asena'nın üstündeki takip cihazından sinyal almaya çalışıyoruz ama sinyal kesici kullanıyor olmalılar." dediğinde Ercüment elini sakalına atmış, kaşımaya başladı.

"Ne alaka şimdi Alp?" dediğinde Murat'ın da içine bir kuşku düşmedi değil. Bu ikilinin ismi de askeriyedekilerin dilinde fazla dolanıyordu şu sıralar. "Neyse ne? Ona sonra bakarız! Bana balkızımı bul Murat! Yoksa yeminle oğlum demem doğduğuna pişman ederim!"

Murat başını aşağı yukarı salladı. Şu an yapabileceği tek şey buydu. Odasından çıkan babasını izledi ve çıkınca yoğun bir nefes verdi.

Aradan bir kaç dakika geçtikten sonra birden odasının kapısı sertçe açılmasıyla o tarafa döndü bakışları. Gelinleri Gül ve Defne, torunları Aslı, Burak ve annesinin kucağındaki Uraz, dahası Nazlı bile daldılar odaya.

"Baba! Baba, Asena kayıpmış doğru mu?" diye panikle sordu Gül.

"Buldular mı?" dedi Nazlı arkasından.

"İyi miymiş?" diye devam etti Aslı.

"Çikolata getirmişler mi?" dedi Burak ortamdaki konudan bağımsız. Herkesin bakışları ona döndü. "Ne yapayım canım çekti." dedi açıklama yaparak.

Şaşkın bir ifade vardı suratında. "Kızım bir durun. Bize daha yeni haber geldi." dedi demesine ancak karşısındaki kadınların pek sakinleşecek hali yoktu.

"Durum ne baba?" diyen Defne'nin sorusu daha makul geldi Murat'a.

"Daha bulunamadı. Bizimkilere helikopter gönderildi ancak onlar orada kalıp Asena'yı aramaya karar verdiler. Diğerlerinin hepsi iyi ve inşallah sapa sağlam, Asena'yla birlikte dönecekler."

Hepsinin ağzından aynı söz döküldü. "İnşallah."

Burak hariç, onun istekleri biraz fazlaydı. "İnşallah çikolata da getirirler." dedi ve koşarak dedesinin boynuna atladı.

Aslı ve Burak dedelerinin yanında kalırken,diğerleri çıktılar odadan. Elleri kalbinde haber bekliyorlardı hepsi.

🐺

Kılıç timi en emin adımlarıyla ilerlediler. En ufak çöp bile delildi onlara, Asena'ya bir adım daha ulaşmalarını sağlıyordu. Alp burnundan soluyarak ilerliyor, herkese yapmadığını bırakmamıştı.

Uğradıkları her köyü ayağa kaldırmış, her evi didik didik aramıştı. Ancak köylülerden hiçbirinin haberi olmadığını anlayınca yoluna devam etmişti.

Hepsi sessiz bir şekilde ilerliyordu, en öfkelileri de Mert'di. Siniri Asena'yı kaçıranlara veya Asena'ya değildi. Kendisineydi. Yıllarca abilik yapamadığı içindi öfkesi. Kendisi kardeşlerine sahip çıkması gerekirken, Asena onu kapıdan toplamıştı her sabah.

"Gomutanım uzaghtan bir araba geliyor." diye bir uyarıda bulundu Salih.

Herkes aracın geldiği yöne bakıyor, ama bir yandan da tedbirini alıyordu. Hepsi silahına sarılmış aracın geldiği yöne odaklanmıştı. Araba bir kaç metre uzağında hareketi kesmiş ve içindekiler saldırmaya başlamıştı. Buna hazırlıklı olan Kılıç timi ise düşünmeden karşılık vermek için harekete geçtiler.

"Bir kaç kişiyi de indiremezseniz bir daha gözüme gözükmeyin!" dedi Alp sinirle kükrer gibi. Ancak arabadan çıkan iki kişiyi vurmuştu bile.

Diğer ikisini de öldürmüşlerdi, ama sadece bir kişiyi yaralı bıraktılar. Yaralı adam kaçmaya yeltenince de Alp peşine takıldı. Köpek yavrusu tutar gibi ensesinden yakaladı. Boyunu aşmış sinirine hakim olamayıp bir yumruk indirince adam yere yığıldı. Hızını alamayıp, yakasından tuttu ve bir kaç yumruk daha indirdi.

Ona engel olacak yürek kimsede yoktu. Asena'nın kaybolduğu şu bir kaç gün içinde hepsi dersini almış ve yaklaşmayı tercih etmiyorlardı. Onu durdurmaya çalışan Mert'i buna iten ise, Asena'nın yerini bilmesine emin oluşuydu.

"LAN! Dursana! Öldürcen adamı! Asena'nın yerini biliyordur o!"

"Biliyorsa biliyor! Söyleyeceğini hiç sanmıyorum!" deyip tekrar yakasına yapıştı Alp.

Mert daha da sinirlenip tüm gücüyle Alp'i kenara itti. "Sen umursamıyor olabilirsin ama ben kardeşimi bulacak ufakta olsa bir ihtimal varsa, ona ihtiyacım var!"

Alp, bu sözlerin üzerine durdu. Olabilirdi, onu sevdiği kadına götürecek olan kişi bu olabilirdi. "İyi konuştur o zaman!"

"Komutanım, araçtan bir telefon çıktı." deyip telefonu göstermek adına yukarı kaldırdı Melih. "Çalıyor." diye de ekledi.

Alp yanına ulaşıp, aramayı cevapladı. İlk önce sadece bip sesi geldi. Ardından kaba bir kadın sesi konuşmaya başladı.

"Ah ah, böyle mi olucaktık biz Taşkıran!" diyen alaylı kadının sesi yankılandı boş alanda. Artık sinirleri bozulmuş bir şekilde kahkaha atmak geliyordu Alp'in içinden.

Bunun yerine sinirle soludu. "Sen kimsin?! Ve Asena nerde?!"

"Sakin şampiyon! Pek kıymetli sevgilin benim yanımda şu an, konuşacak halde değil ama istersen gelip kendin görebilirsin!" diye konuşmaya devam etti.

İçini bir korku sardı Alp'in. Ya doğru söylüyorsa. O zaman Asena gerçekten kötü bir durumdaydı, ancak yalansa daha beter bir durumda da olabilirdi. "NE YAPTIN LAN ONA! NE YAPTIN! EĞER KILINA BİR ZARAR GELDİYSE SENİ KENDİ CEHENNEMİNDE BOĞARIM! ANLADIN Mİ!"

"Aaa ama sakın ol biraz bebeğim! Sevgilini elimden geldiğince çok iyi ağırladım. İstersen ona da sorabilirsin." dedi kadının alaylı sesi ve ilk önce hışırtılar geldi ardından bir ses. Açıdan inleyen bir kadın sesi.

O kadın sesi, "A-Alp!" diye sayıkladığında ise Alp'in elleri ve ayakları boşalmıştı. Gözlerinin dolmasını engellemeye çalışıyordu ancak oldukça zordu.

"Asena! Güzelim! İyi misin bitanem?!" diye hızla sorular sordu Alp fırsatı kaçırmamak adına.

"Yeter bu kadar. Neyse, istediğin zaman sevgilini görmeye gelebilirsin. Ancak senden istediğim tek bir şey var. Profesör. Bana elinizdeki profesörü ver, sevgilini al!" dedi kadın.

Sesi fazla rahatsız ediciydi ve kulaklarını tırmalıyordu. Oysa az önce Asena'nın sadece ismini sayıklaması bile ona olanların korkusundan ziyade içini huzurla doldurmuştu.

"O profesörü de alır senin bir yerlerine sokarım anladın mı beni?! Ayrıca sen kimsin ve beni nasıl tanıyorsun?!"

"Öldürdüğün insanların isimlerini bilir misin Taşkıran?" dedi bu sefer ciddiyetle.

"Neden tutayım, sikimde değil hiçbiri!" diye net bir cevap verdi.

"O zaman beni tanıman zor! Ama yine de tanıştırayım ben sana kendimi! Eyşan Karadağ! Düşünmek sana kalmış. Kapatıyorum artık, sonra bana yazılıyor faturası."

Telefonun kapanma sesinden sonra koca bir sessizlik çöktü ortama. Kimse çıt çıkarmadı. Alp ise beyninden vurulmuşa döndü. Eyşan. Çok sürmemişti hatırlaması ancak unutmuş da değildi.

Alp lise zamanlarında bir gençken, zaman zaman annesinin yattığı hastanede stajyerlik yapan genç kız Eyşan ilgisini çekmişti.

O zamanlar da pek çapkın biri değildi. Tabi en hassas dönemlerinde ona destek olarak, zayıf anlarında yanında kalarak Alp'in gözüne girmiştir Eyşan.

Yine bir ders sonrası hastaneye gitmişti Alp. Gözü elinde belgelerle, gözünde gözlükle dolaşan kıza takıldı. Tam arkasını dönmüş gidiyordu ki, arkasından tutup döndürdü etrafında.

"Hiih!" diye bir nida döküldü Eyşan'ın dudaklarından. "Alp korkuttun beni!"

"Amacım da o ya zaten." dedi Alp alayla. Eyşan ayakları tekrar yere değince yönünü Alp'e çevirip gözlüğünü de başına taktı.

"Çok kötüsün!" dedi Eyşan yalandan bir kızgınlıkla, eliyle göğüsüne vurdu. Ancak yine de dayanamayıp ellerini boynuna koyarak, yanağına bir öpücük kondurdu.

Alp ifadesizdi bu duruma. "Annemin durumu nasıl?" derken sesi sakindi ancak her buraya gelişinde içindeki korku daha da büyüyordu.

"Alp..."

"Ne Alp?" dedi panikle. "Eyşan annem nasıl?!"

"Durumu daha da kötüye gidiyor." dedi yüzünü asarak.

Alp'in yüzü düştü. Boynundaki elleri geri çekip, kenara bıraktığı çantasını da alıp geri döndü. Güçsüzdü ve bunu kimseye göstermek istemiyordu. Eyşan'ın arkasından seslenmesini de dikkate almadan yürüdü. Ama o gün Eyşan'ın son staj günüydü ve bunu kutlamak gibi bir isteği vardı.

Hayal kırıklığına uğramasıyla o günden sonra Alp'in aramalarına geri dönmedi. Alp ise biraz zamana ihtiyacı olduğunu düşünüp üstelemedi. Ve böylelikle aralarındaki bağ da koptu.

Ölü derken kimden bahsediyordu diye düşündü Alp. Aralarında da pek samimi bir ilişki yoktu onun yönünden. Yıllardır da görüşmüyorlardı zaten. Ama ya takıntılık yapıp Asena'ya bir şey yaparsa?

"LAAAAN!" diye kükreyerek tuttukları adama ilerledi sinirle. Eliyle çenesini sertçe kavrayıp kendine çekti. "SÖYLE LAN! NEREDE ASENA! SÖYLE YOKSA YEMİN EDERİM GEBETİRİM HEPİNİZİ!"

"Alp dur!" diye durdurmaya yeltendi Mert. Ona dönen ateş saçan bakışları görünce ise geri adım attı. Şu saatten sonra ne yaparsa yapsın artık durduramayacağını farkındaydı.

"SÖYLE! SÖYLE SOYUNU SOPUNU SİKTİĞİMİN HERİFİ! ELİMDE KALICAKSIN YOKSA BAK!"

Tutuklu adam karşısında alev topuna dönmüş bakışlardan ürktü. Öyle ki bu yaşında bile altına işemesinin bir açıklaması olamazdı.

Tüm tim bu görsel karşısında gülmemek için kendini zor tutuyordu. Aksi taktirde ateş kırmızısına dönmüş karalar onları da yakabilirdi.

"Han-hangarda." dedi ama sesi hem korkudan hemde çenesinin yamulmuş olabilmesiyle titrek çıkmıştı.

"HANGİ HANGARDA?!"

Mert koluna yapışıp, çekiştirmeye başladı. "Tamam yeter! Yerini de söyledi! Geri çekil artık!"

Ancak Alp bir adım bile geri çekilmeden hala aynı öfkeyle cevap bekliyordu. Artık sabrı kalmamış ve Eyşan'ın Asena'ya yapabileceklerinden korkuyordu. Tutuklu en sonunda yerini detaylı bir şekilde söyleyince ise bir saniye bile düşünmeden silahını alıp tetiği çekti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.