İçeriğe geç

Kızıl Kurt

Bölüm 21 · 5 dk okuma

Kızıl Kurt

Bölüm 21

21. Bölüm

Yine bir görevin ortasında, dağın tepesinde bekliyorduk.

Bu seferki şeref yoksunu ise kod adıyla Ferman, ama gerçek ismiyle Sabri.

Bir çok suçu tespit edildi ancak örgütler arası en yaygını uyuşturucu madde alışverişiydi. Bu görevin bize düşmesi o kadar içimi rahatlattı ki, Aişa'nın testlerinde de bu maddelerden mevcuttu ve belli ki zorla içirmişlerdi. Yazık garibime olayı anlattığımızda daha ne olduğunu ve zararlı olup olmadığını bile bilmiyordu.

"Görünmemek içim elinizden geleni yapın. Gerekirse yılan gibi sürünün yerlerde ama kendinizi belli etmeyin!" diye benimki yine emir verdi. Görev esnasında pek bir yakınlığımız yoktu, sonuçta işimiz vatanımızı korumak ve bu ciddiyet isteyen bir işti.

Timin yarısı olarak sınırdan geçirmeye çalıştığı kamyonu bekliyorduk, diğer yarısı da alışverişin olacağı hangarın etrafını sarmıştı.

"Salih abi bir türkü patlatsana." diyen Melih muhteşem sessizliği bozdu.

"Şimdiyi mi buldun gardaşım? Aha da tam görevin ortasında mı?"

"Hadi be abi, özlemişim senin türküleri. Belki bütün timin gerginliğini alır." dedi imayla.

"Sen ne demeye çalışıyorsun lan geveze!" diye dayanamayıp çıkıştı kara gözlüm. Üzerine alındıysa demekki.

"Yok bir şey komutanım. Söyle sen Salih abi!" diye cevap verdi titrek bir sesle Melih.

Salih ise dayanamayıp gönderdi türküyü. Sesi güzeldi ve türküleri de çoğunlukla ortama uygun seçerdi.

"Bir insan ömrünü neye vermeli.

Harcanıp gidiyor ömür dediğin.

Yolda kalan da bir yürüyen de bir.

Harcanıp gidiyor ömür dediğin.

Yolda kalan da bir, dost dost, yürüyen de bir. Harcanıp gidiyor ömür dediğin.

Yolda kalan da bir, dost dost, yürüyen de bir. Harcanıp gidiyor ömür dediğin."

Bakışlarımı bir kaç metre uzağımdaki Alp'e çevirdim. Onun bakışları zaten bendeydi ve kaşlarının çatık olmasına rağmen gözlerindeki o ışıltıyı görebiliyordum. Bir insan daha yeni tanıdığı birinin içini nasıl olur da bu denli tanıyabilirdi?

"Yeter bu kadar, araç yaklaşıyor!" dedi Tuncay uzaktan yaklaşanları fark ederek.

Hemen siper aldık ve hedefe çevirdik namlularımızı. Kontrol yapıyormuşuz gibi görünmek adına yolun iki tarafında Talat ve Bora bekliyordu. Aracın içini dışını iyice kontrol ettiklerinde hiçbir madde tespit edilemedi.

Tam şoför araca binmiş ilerliyordu ki arkamızdan kocaman bir patlama sesi gerçekleşti. Daha ne olduğunu anlamadan kurşunlar geçti tepemizden. Bizde onlara karşılık veriyorduk ancak ortada oluşan toz dumandan pek mümkün değildi.

Kurşunların kulağımın dibinden geçtiğini çıkardığı sesle anlayabiliyordum. Aniden karnımda keskin bir acı hissetim. Elimi attığımda bir sıvı hissettim. Sıvının kamuflajıma doğru aktığını hissedebiliyordum. Her yerime oluk oluk kan akıyordu. Vurulmuştum.

Başıma ağırı giriyor, bacaklarım titremeye başlıyordu. Yine de devam ettim direnmeye. Ancak ellerim titrediği için biraz zor karşılık veriyordum. Bir tane kurşunun daha karnıma isabet ettiğini hissetim. Bu sefer ilk kurşun kadar canım yanmamıştı, uyuşmaya başlamasından olabilirdi.

Toz bulutundan dolayı hiçbir şey göremiyordum, dolayısıyla gelenlere de engel olamıyordum. En sonunda çöktüm yere, bacaklarım artık tutmuyordu. Yavaş yavaş bakışlarım da kararmaya başladı. Gözlerimin benden bağımsız kapanmasındandır diye açık tutmaya çalıştım ama pek mümkün olmadı. Tüm vücudum tamamen yere yığıldı.

Yavaş yavaş tozlar dağılmaya başlayınca bakışım hala bulanıktı ama bizimkilerin onların üzerine yürüdüğünü gördüm. Beni fark etmemişlerdi, ki buna ihtiyacım yoktu. Sapasağlam bu toprakları kurtardıkları sürece içim rahat giderdim gideceğim yere.

'Bu sefer son' dedi içimdeki ses. 'Bizim de ismimiz bir mezar taşına kazılıp, unutulacağız' diye devam etti.

Vücudum uyuşmasına rağmen ağrı çok keskindi. Artık gözlerim tamamen kapanmış, hiçbir şey duymuyordum. Bedenime, bu sıcak havaya rağmen tenimi ürpertecek soğuklukta ellerin dokunduğunu hissettim. İlk yüzüme dokunup bilincimin yerinde olup olmadığına emin olmak için gözlerime baktı, ardından şah damarıma bastırıp nabzımı kontrol etti. Yaşadığıma kanaat getirince beni kucağına aldığını vücudumun yerle teması kesmesinden anladım.

Ondan sonrası zifiri karanlık ve koca bir boşluk.

🐺

Gözlerimi açamayacak durumda, sadece etraftaki sesleri duyabilecek haldeydim. En ufak ses bile on katı gibi geliyordu. Başucumdaki gelen her kalp atışı sesi beynimde yankılanıyordu.

Birilerinin konuştuğunu duyuyordum ancak seslerin kime ait olduğunu kestiremiyordum.

Uzun bir süredir ayıktım ama gözlerimi açacak gücüm yoktu. Ne kadar süredir burada olduğumu bilmiyordum, daha da kötüsü nerede olduğumu bile bilmiyorum. Sesler daha da yakınlaştı.

En son hatırladığım görevde olduğumuz. Sınırdan geçecek olan bir kamyonu bekliyorduk. Ondan sonrasına ait hiçbir şey yoktu zihnimde.

"Neden hala uyanmadı sence?" diyen sert bir sesi ayırt edebildim sadece.

Gözlerime ışık tutup durumuma baktı. Kısmamak için büyük bir çaba sarfettim, en sonunda geri çekildi. "Birazdan ayılır. Ama çok yorulmaması gerek, ara ara yaraları kanadı daha yeni durdu."

Sesler daha ayırtılabilir bir hal alınca, ayak adımları uzaklaşmaya başladığını anladım. Gözlerimi aralamaya çalıştım. Tavana baktığımda küf lekeleriyle sararmıştı. Etrafıma bakmaya çalıştığımda da aynı şekilde. Yerimden doğurulmaya çalıştım ancak ellerimi yatağa bağlamışlardı.

Aniden kalkma girişiminde bulunduğum için başım dönmeye başladı. Tekrar yerime yaslandım. Soldaki tezgahta bir sürü hastane malzemeleri vardı, aynı şekilde yanındaki camdan dolapta da.

Eskimiş kapının önünden birilerinin konuşma sesleri geliyordu. Kulaklarım normal şartlarda uzak mesafe sesleri duyabiliyordu, ancak şu an tam kapının önünde olmalarına rağmen yeni duymuştum seslerini. Bu yüzden eski halimi almaya vaktim bile olmamıştı.

"Demek uyandın, uyuyan güzel!" diye küçük boylu, pos bıyıklı bir adam girdi odaya. İğrenç kokuyordu!

Yanında orta boylu bir kadın sert bakışlarını bana dikmişti. Siyah küt saçıyla yanıma yaklaştı. Elini alnıma atmaya çalıştı ancak ani bir refleksle geri çektim kafamı.

Alaylı bir kahkaha attı. "Korkma bu kadar, bir şey yapmam." dedi ve daha da yaklaştı.

Yüzüne dolu dolu tükürdüm. "Senden korkan sizin gibi olsun kansızlar!"

Yaptığım hareketle birlikte sözlerim ağır gelmiş olmalı ki sert bakışlar kuşandı. Aklınca korkutucu bakışlar ama bu bakışlardan etkilenecek son kişi bile değildim. Korkularım bunlar olsaydı zaten asker olmazdı, tabi onlar bunu bilmiyorlardı. Umursamadım da zaten istediklerini sansınlar, sonları gelince yalvaracağı kişiler ben olacağım.

"İyi bu! Sandalyeye bağlayın!" deyip arkasını döndü.

Küçük boylu adam tam itiraz edecekti ki pislik karı eski kapıyı sertçe vurup gitti. İğrenç bir gülüşle bana doğru yaklaşıp ilk önce ellerimi çözdü, ardından tam beni kolumdan sürüklemeye yelteniyordu ki bir yumruk attım suratının ortasına. Yediği yumrukla yere yığılınca, bende seri hareketlerle odadan dışarı çıkmaya yelteniyordum ancak adam yere düşerken fazla ses çıkarmış olacak ki karşıma çıkan 10'a yakın kişi buna engel oldu.

Vücudum halsizdi bu yüzden karşı gelemiyordum. Karnımdaki dikişlerin patlamasıyla da kan kaybediyordum ve bu beni daha da yoruyordu.

Hepsi hareket etmemi engelleyip, kablolara bağlı bir sandalye oturttular. Bu seferde sandalyeye montelenmiş kemerlere bağladılar ellerimi ve kollarımı.

Tek yumrukla yere yığılan şerefsiz konuştu bu sefer sinirle. "Yüksek seviyede elektro şok verin de aklı biraz yerine gelsin." demesiyle biri yandaki bilgisayardan bir şeylerle uğraştı.

Sonrasında gelen şiddetli ağrı çığlık atmama neden oldu. Vücudumun her yanına ağırlar girmeye başladı. Engel olacak tek bir hareket yapamayacak kadar şiddetliydi.

Ağrı dayanılmaz bir hal alınca artık vücudum uyuşmaya başladı. Gözlerimle birlikte zihnim de yavaşça kapandı.

Bölüm sonu

1 yorum