İçeriğe geç

Kızıl Kurt

Bölüm 20 · 5 dk okuma

Kızıl Kurt

Bölüm 20

20. Bölüm

İlk olarak hemen emniyette çalışan bir tanıdığı aradım.

"Alo Miraç, senden biri hakkında bilgi isteyeceğim. İki dakika içinde bana onun hakkında bilgiler bulabilir misin?"

"Bulurum tabi de, bir tek isim varsa zor."

"Yok yok, Aişa Salimi. Yurt dışından geliyor. Baksana bi nereli, kaç doğumlu, anne adı, baba adı... Sonra bana haber ver hemen."

"Tamam derhal komutanım." dedi ve kapattı.

Bunun üzerine babamın beni askeriyeye çağırmasıyla oraya gittim. Bir kaç haftadır yoktu ortalıkta. Daha doğrusu bizim konuşmamızdan sonra. Nerede olduğu ve ne yaptığı hakkında hiçbir fikrim yoktu ki zaten pek benimle konuşmazdı. Yıllardır biz baba-kız değil de albay-asker olmuştuk.

Askeriyeye vardığımda direkt olarak babamın odasına geçtim. "Gel." diye babamın sesi gelince bende girdim.

Masasının önünde karşısına geçip selam verdim. "Beni çağırmışsınız albayım." dedim en ciddi halimle.

Ayağa kalkıp tam önüme geldi. Kollarını açıp bana sarıldı. Bu hareketindem dolayı gözlerim dolmaya başlamıştı. Onun kokusu bana annemi andırıyordu, sanki annem hala hayattaymış gibiydi.

"Özür dilerim. Affet beni canım kızım. Size sahip çıkamadım, annenizin emanetlerine sahip çıkamadım. Kıymetinizi de bilemedim." dedi saçımı öpücükler kondurarak.

Kızgınlığımı bir kenara bırakıp bende sarıldım. Bugün olanlardan sonra fazlasıyla ihtiyacım vardı. Bir süre sarıldık ve ilk çekilen ben oldum. Bir adım gerileyip hazır ola geçtim.

"Bir isteğiniz yoksa izninizle albayım." dediğimde yüzüme pişmanlıkla baktı ancak onun yaptığı hemen affedilecek bir şey değildi. Bunu anlamış olacak ki başını sağ sola salladı.

Odasından çıktım ve dışarı adımımı attığım an koca bir kargaşayla karşılaştım. Mert, Melih'i kovalıyor. Melih, hem Mert'ten kaçıyor hemde açıklama yapıyor. Bana doğru yaklaştıklarını görünce bir kaç adım geriledim.

"Komutanım, Asena komutanım! Yalvarırım kurtarın beni!" deyip beni Mert'e karşı önüne siper etti.

"Ne oldu ki?" dedim sorgular bir ifadeyle.

"Bu şerefsiz, pezevenk var ya? Aslı ile konuşuyormuş!" Diye açıklama yaptı Mert burnundan soluyarak.

"Komutanım valla ben karşısına geçip açık açık anlattım. Ama bu bu bakışlar bakış değil, ölüm makinesi." dedi son cümlesini ise kulağıma fısıldadı.

Yapacağım tek bir hareket olacakları belirleyecekti. Biraz eğlencenin ve intikamın vakti geldiğini düşünerek emin adımlarla geriledim. Ortalarında benim bıraktığım boşlukla karşı karşıya kaldılar. Ne yapmaya çalıştığımı anlamak adına ikisi de şaşkınca bana bakıyorlardı.

"Meydan senin Mertciğim. Eti senin kemiği benim, Allah ne verdiyse." deyip saldım onu Melih'in üzerine.

Bende eve geçtim dinlenmek için, azıcıkta olsa uyumak iyi gelecekti. Önce bir markete uğradım yiyecek bir kaç şey almak için, uyanınca yemek için.

🐺

Kapıyı açtım ve içeri girdim. Önce aldıklarımı dolaba yerleştirdim ve duş almak için odama ilerlerken yatağımın üstünde kocaman bedene kaydı gözüm. Hiçbir şey yokmuş gibi bir eli ensesinde gözleri açık tavanı izleyen bir kara böcüğüm.

"Balkondaki kapıyı hiç mi kilitlemiyorsun sen?" dedi çatık kaşlarıyla.

"Yoo, gerek yok ki dışarıdan açılmıyo. Ayrıca iki de bir evime gizlice giriyorsun, nasıl yapıyorsun bunu?" dedim aşırı mantıklı bir şekilde. 'Salak, açılmıyorsa bu adam nasıl girdi o zaman eve' diye çok makul bir soru yöneltti iç sesim.

Çatık kaşlarıyla hiç duruşunu bozmadan oturur pozisyona geçti.

"Sen nasıl özel kuvvetlere girdin acaba Kızıl Kurt? Bir insan neden hiç düşünmeden cevap verir ki?" Bana ne demek istemişti o, aptal mı?

"Benim nasıl girdiğim pek umrumda değil ama senin o çatık kaşlarla nasıl askeri lisenin yolunu bulduğun merak konusu açıkçası!" dedim bende. Oh iyi demişim.

"Bulduk işte bir şekilde." dedi tam bir tebessümle. Bu iki yanağındaki gamzesi de ortaya çıkmasına sebep olmuştu ve bu benim beynime sinyaller gönderiyordu.

"Çıkarsan sevinirim, duş alıp yatacağım." deyip kıyafet aldım ve banyoya geçtim gitmesini beklemeden. Laf anlayabiliyordu sonuçta, çık deyince çıkardı.

Ancak çıkmadı mutfağa geçip cips aldı ve televizyon karşısına geçti. Bu halini şaşkınlıkla izledim.

"Sen gir duşuna ben beklerim." dedi en rahat haliyle.

"Ne yapıyorsun acaba? Sendeki bu rahatlık şalvarda yok gerçekten!" deyip karşısına dikildim.

"Duş almayacaksan geç beraber film izleyelim." dedi yanındaki boşluğu işaret ederek.

Bozuntuya vermeden geçtim yanına. O da bir film ayarlayıp arkasına yaslandı, bir kolunu da başımın arkasına attı. Yerimde daha da rahat etmek adına ayaklarımı diğer tarafa aldım ve başımı da göğüsüne yasladım. Onun da burnunun saçlarımda olduğunu hissettim. Arada bir küçük öpücükler bırakıyordu ve bu benim mayışmama sebep oluyordu.

Gözlerimin yavaş yavaş kapanıyordu ancak şu an o kadar mayışmış ve yorgundum ki kendimi zorlayacak halim yoktu. Bu yüzden fe kendimi derin uykunun kollarına bıraktım.

🐺

"Alooo, ne oluyor lan?" Diyen sesle uykum yarıda bölündü.

İrkilerek dikleştim yattığım yerden. Mete far görmüş tavşan gibi bana bakıyordu. Gözlerimi ovuşturdum ayılmak adına.

"Manyak mısın lan sen? Ne böğürüyorsun sabah sabah?" diye sinirle sorduğumda, bakışlarıyla arkamı işaret etti.

Dikleşerek koltukta oturur vaziyete geldiğimden dolayı Alp arkamda hala mışıl mışıl uyuyordu. Kaşları düz bir şekilde ve fazla masum durmuştu. Ancak ona olan bakışlarım fazla sürmemiş, salak kardeşim araya girmişti.

"Kim lan bu? Ne oluyor? Evlendin de benim mi haberim yok?"

Sinirle derin bir nefes aldım. "Mete! Benim tepemi attırma! Ne evlenmesi salak mısın? Öyle film izliyorduk, uyuya kalmışız!" diye kendimi açıklama gereği duydum.

Alp hala bunca bağırışla uyanmayınca Mete araya girdi. Omuzundan dürttü ilk, bu işe yaramayınca daha sert dürttü. Baktı olacak gibi değil kulağının dibine gelip bağırmaya başladı.

"Alooo, kardeşim kalk! Çık git bizim evimizden!" dediğinde ensesine bir tane şaplak attım.

İrkilerek geri çekildi ve elini ensesine kapattı. Bunca bağırışa uyanmayan dağ ayısına ben el ettim. İlk önce görevden geldiğimiz için yeni yeni çıkmaya başlayan sakallarını sevdim. Yüzüne yaklaşıp yanağına sert bir öpücük bıraktım.

"Benim tansiyonum düşüyor galiba! İyi değilim! Ablaaaaağğğ!" Mete'nin araya girme çabasını umursamayıp sakalını okşamaya devam ettim.

O sırada gözleri aralandı yavaş yavaş. Kaşları çatılmaya başlamıştı tabi kendine gelince. Yavaşça dikleşti o da yattığı yerden. Etrafa ters bakışlar attı ve bakışları Mete'yi buldu. Birbirlerine öldürücü bakışlar atan bu ikilinin arasına benim çalan telefonum girdi.

Ben telefona cevap verip onları aşk dolu bakışmalarıyla birlikte bırakıp mutfağa geçtim. Bir kaç dakika sonra tekrar yanlarına döndüm, sadece görev olduğunu belirtip kapatmışlardı.

"Görev varmış." deyip hazırlandım ve Mete'yi arkada bırakıp beraber çıktık.

Ancak eve döndüğümde ilk işi beni sorgulamak olacağını biliyordum. Abisi kılıklı!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.