Arkasından gittim, kolundan tutup kendime çevirdiğim gibi dudaklarına yapıştım. Belki bu onu tutabilirdi. En azından elimden kayıp gitmesine izin vermezdim. Sert ama kısacık öpüşümün ardından geri çekildim. Ne zaman kapandığını bilmediğim gözlerimi araladım. Yüz ifadesinden tatmin olduğu belliydi.
Hiç beklemeden o bu sefer öpmeye başladı. Bir yandan aceleci bir yandan ise taşındı çıkartır gibiydi. İşte şimdi de ben mutluydum. Ben daha dudaklarımı hareket ettirmeden o alt dudağımı dişleyip bıraktı. Ardından küçük bir öpücük bırakıp geri çekildi.
"Ase-" diye bir ses işittim daldığım kapkara gözlerinden koparak. Başımı isteksizce o yöne doğru çevirince Tuncay, Alp'le olan yakınlığımzdan dolayı kaşları çatık bir şekilde bize bakıyordu.
"Ne var lan sikik herif?" dedi Alp sinirle. Bu sinir bu bünyeye çok fazlaydı. Ama galiba Tuncay'ın şu an bu mükemmel anın içine sıçmış bulunmasındandı. Haklıydı.
Tam o sırada silah sesleriyle doldu heryer. Başımızdan kurşunlar geçti. "Tam da bu oluyor Kara komutan!" dedi Tuncay sinirle.
İyi bok oluyordu. Evren bize karşıydı galiba. Başımıza bir şey gelirse neyseki sevdiğimiz adama kavuşmuş bir şekilde gidecektik. Bu konuda içim rahattı.
Hepimiz belimizdeki silahları alıp onlara karşılık verdik. Gözlerden uzaklaşmak için gittiğimiz yerden dönüp timin yanına geçtik. Bir tane kurşun Alp'in koluna isabet ettiğini gördüm.
"ALP!" diye bağırdığımda iyiyim der gibi elini havaya kaldırdı. Sonrasını devam edin der gibi salladı. İkna olmadığımı fark edince de konuşarak devam etti. "Sıyırdı bir şey yok!"
Çok fazla olduklarından asla ardı arkası kesilmiyordu. Kulağımın tam dibinden bir tane geçtiğini hissettim. Buradan sağ çıkmayacak olanlar belliydi ancak silah arkadaşlarımdan da kaybetmek istemiyordum, bu yüzden elimdeki silahı daha sıkı tutup tek tek hepsini indirmeye baktım. Sayıları azalmıştı ancak benim küçük silahımın da mermisi bitmek üzereydi. Mermim bitince kendimi bir kayalığın arkasına attım. Bir kaç saniyeliğine sesler kesildi ve birden daha fazla kurşun sesi geldi. Bu sesler bizimkilerden geliyordu.
Sesler gittikçe azaldı. O sırada arkamdan bir ses fısıldadı kulağıma doğru. "O dudaklardan bir daha tatmadan bu dünyadan gideceğimi düşünmedin herhalde Kızıl Kurt!"
Arkamı döndüğümde yüzüme gülümseyerek baktı. Kollarımı boynuna dolayıp sıkıca sarıldım ancak bu ani hareketimden dolayı sarsılmış ve kolu acımış olmalı ki yüzünü saniyelik buruşturdu.
Elini belime atıp ayağa kaldırdı beni. Göz önünde olduğumuzdan kaşları çatıktı ama gözlerime baktığında o içimi ısıtan ifadesi bütün içim ısıttı.
"Kılıç timi, köye iniyoruz! Dikkatli olun, hala birileri olabilir!" diye emir verdi. Önceden olsa üstünlük göstergesi falan yapıyor der geçerdim ama şimdi ayrı bi çekici geldi yüzüme.
İlerlemeye başladığımızda bütün tim aralarında saldırıdan önce olanlardan bahsedip, fısır fısır konuşuyordu. Melih herkese saçma sapan teoriler sunuyordu. Bu teorilerden birini Tuncay'ın kulağına fısıldadığında, Tuncay ağzında bir şeyler mırıldandı.
Alp önden ilerledi, ben ve tim arkasından ilerlerken Melih yanaştı yanıma. Bir elini koluma sarmış dedikoducu teyzeler gibi açıklama bekliyordu.
"Eee komutanım? Hayat nasıl gidiyor?" dedi kaş göz hareketi yapıp Alp'i işaret ederek.
Bıkkın bir nefes çektim içime. Şu an ihtiyacım olan bir tek buydu sanırım. Sorusunu cevapsız bıraktım. Ne de olsa komutanıydım, ona açıklama borçlu değildim.
Köye inip her evi karış karış aradık, ancak bulduğumuz tek şey evleri ceset dolu koca bir köy. En sonunda hepimiz tek bir alana toplandık.
Evlerden birinde yüksek bir kadın sesi yükseldi. Hızla içeri daldım. Bir kadın korkuyla başını ellerinin arasını almış bir şeyler mırıldanıyordu.
"Komutanım valla ben bir şey yapmadım, gel seni götürelim diyip yürümesi için destek olacaktım birden yaklaşma bana diye bağırdı." dedi Bora mahcubiyetle yanlış bir şey yaptığını düşünerek. Ona sen sakin ol ben hallederim der gibi omuzuna dokundum ve kıza doğru yürüdüm.
"Şşşş, adın ne senin bakim?" diye genç kıza yaklaşıyordum ki gerileyip kahverengi ve yeşil karışımı gözlerini bana dikti korkuyla.
"Yaklaşma! Kötüsün sen kötü! Kızarsın! Olmaz, olmaz! Yaklaşma! Dokunma bana! Kötü!" diye tekrarladı durmadan.
"Yok hayır ben kötü değilim. Ben askerim, iyi biriyim yani. Seni kurtarmaya geldim." Onu daha da tedirgin etmemek için önce ikna etmeye çalışıyordum ama hiçte işe yaramadı. Hala aynı şeyleri tekrar ediyordu.
"Olmaz, olmaz! Kötüsün sen kötü. Onlarda öyle dedi ama kötü onlarda! Sende kötüsün! Yaklaşma, olmaz! Kızarlar sonra!"
"Hayır, gerçekten kötü biri değilim. Türküm ben, Türk askeri bak. İsmin ne senin?" Kolumdaki Türk bayrağını gösterdim ikna etmek için ama yine işe yaramamıştı.
"Olmaz, kötüsün sen! Aişa ben, Aişa, Aişa. Kızarlar sonra, kötüsün sen!"
"Seni ailene götürelim mi Aişa?" Genç bir kızdı, 18 yaşında gibi duruyordu. Koyu kahve saçları vardı ama darmadağındı, esmer teni güzel ela gözlerini ortaya çıkarmıştı.
"Olmaz, yoklar onlar! Bir daha görmeceksin onları! Olmaz! Sakın!" Panikten dolayı her sözünü tekrarlayıp duruyordu.
"Aişa, beni dinler misin bi? İstersen seni ailene götürebiliriz. Gel gidelim aileni bulmaya." Elimi ona uzattım ama o geri çekildi ve daha şiddetli bağırmaya başladı. Gözlerini üstüme kitlemiş ve olurda bir şey yaparım diye asla kırpmıyordu.
"OLMAZ! OLMAZ! KIZAR ONLAR, KIZAR! DÖVERLER! CANIMI ACITIRLAR, OLMAZ!"
"Aişa biz onları yakaladık. Artık kimse sana zarar veremeyecek."
"OLMAAAZZZ, KIZAR ONLAR! CANIMI ACITIRLAR, DOKUNURLAR, OLMAZ!" Resmen krize girmişti ve asla beni duymuyordu.
İstemeyerek de olsa kendine gelmesi için onu omuzlarından sıkıca tutup çektim ve ellerimle yüzünü kendime çevirdim.
"AİŞA, BAK BANA! Kimse sana zarar veremez artık! Tamam mı? Biz onları yakaladık, artık kimse sana zarar veremeyecek! Biz buradayız ve biz iyi biriyiz, Türk askeriyiz. Ben bir daha senin canının yanmasını izin vermem!"
Bana korkuyla baktı başta, başına ne geldi bilmiyordum ama istemesemde tahmin edebiliyordum. Bu yüzden gözlerim dolmaya başlamıştı, kendimi tuttum ağlamamak için. O da sözlerimle ikna olmuş olacak ki birden sarıldı bana sımsıkı. Korkudan olsa gerek tir tir titriyordu ve kalp atışları da çok hızlıydı.
Elimi saçlarına götürüp okşamaya başladım. O çekilene kadar bırakmayı düşünüyordum çünkü belli ki güvene ihtiyacı vardı. Bir kaç dakika asla kımıldamadan öylece kaldık ve sonra o yavaş yavaş geri çekildi.
"Gel gidelim burdan, seni ailene götüreyim. Ama önce bir şeyler ye ve iyi bir doktor arkadaşım var o sana bir baksın. Olur mu?" Başını aşağı yukarı salladı. Bana güvenmesine rağmen çok nadir gözlerini kırpıyordu. Normal şartlarda insanların göz kırpıp kırpmadığına dikkat etmiyordum ancak o, o kadar uzun süre açık tutuyordu ki ister istemez dikkatimi çekiyordu.
Yandan belime sıkı sıkı sarılmış asla bırakmıyordu, dışarı çıktığımızda dışarıdaki ekibe korku dolu bakışlar atıp bana daha çok sokuldu. Bende onu sakinleştirmek için elimle sırtını sıvazladım. Gözlerini bana dikti ve içi rahat etsin diye bende başımı aşağı yukarı salladım.
Helikoptere yaklaştığımızda bir an durdu, elleri bana sıkı sıkı dolandığı için bende durmak zorunda kaldım. İçerideki tim'i görünce gözlerinde daha çok korku vardı ve elleriyle boynunu ve omuzlarını kapatmaya çalıştı. Üstünde gri, kısa kollu ve u yaka bir elbise vardı. Bende daha çok rahatsız olmasın diye üstümdeki ceketi çıkarıp ona giydirdim.
Elimle onu sardım ve helikoptere yönelttim. İçeri girdiğimizde önce etrafa ürkekçe baktı. Hepsinde şaşkın bir ifade vardı, Bütün yol boyunca asla konuşmadı ancak ara ara iyi mi diye bakmak için başımı eğiyordum.
Helikopterden indiğimizde hemen arabaya binip Gül'ün yanına geçtik. Tabi bu sürede Aişa beni asla bırakmamış ve hala sıkı sıkı belime dolanmıştı.
Hastanenin önüne vardığımızda bi duraksadı, etrafa ürkek bakışlar attı ve içeri doğru ilerledi. Uzaktan bizi gören gülüm gülümseyerek bize doğru yaklaştı. Hala lohusa dönemindeydi ancak evde kalmak onu boğuyordu, bu yüzden annesi bebeğiyle ilgilenirken o da belirli süreli çalışıyordu.
Aişa bu durumdan rahatsız olmuş olacak ki tekrar sokuldu bana ve mırıldanmaya başladı.
"Kötü onlar kötü, kötü! Kızar bize onlar! Dokunurlar! Olmaz, sakın gitme olmaz!" Gül olanlara anlam veremez bir şekilde baktı. Elimle dur işareti yapıp, Aişa'nın kendine gelmesi adına zaman tanıdım.
"Aişa, bak bana. Bak benim, seni kurtaran asker. Bu doktor. Benim arkadaşım, aynı zamanda benim abimin eşi. O da iyi biri. Seni iyileştirmek için burada." Bir an durdu ve yüzüme baktı, benim olduğumu anlayınca rahatladı ve Gül'e döndü bakışları. Gül onu her zamanki kocaman gülümsemesiyle karşılayınca biraz da olsa rahatladı ancak yine de beni bırakmamıştı.
"Ben Aişa, Aişa ben. Sen kimsin?" diye bir soru yöneltti bana.
"Asena ben, bak bu da Gül." dedim karşımızda bir kaç adım ilerimizde bekleyen Gül'ü işaret ederek. "Şimdi sen onunla içeri geç ki o da senin yaran var mı bir baksın, sonra istersen yine benim yanıma gelirsin olur mu?"
Bir anlığına tereddüt etse de başka şansı olmadığını düşünüp Gül'ün yanına ilerledi. Gül ona gülümseyip elini uzatmıştı ancak korkmasına rağmen yine de ona uzatılan eli tuttu. Güvenmek, sevilmek, iyi hissetmek istiyordu ancak çok şey yaşamıştı belli ki. Umarım bu acılarını unutturabilirdim ona.
Aişa'yı, Gül'e teslim edince bende dışarı çıktım. Artık derin bir nefes almam gerekiyordu. Cebimden bir sigara çıkarıp yaktım. Derin bir nefes çektim içime, buna gerçekten ihtiyacım vardı. İlerdeki bankta, oturmuş bekleyen timin yanına gittim.
"Ee komutanım, durum ne?" diye bir soru yöneltti Melih.
İçli bir nefes çektim. "Bilmiyorum, ama çok yarası var. Belki fiziken değil ama ruhen çok yaralı. Nasıl toparlayacak bilmiyorum."
Ortama bir sessizlik çöktü. İlerde hastanenin cam kenarına oturmuş Alp'i gördüm. Oturduğumuz yerden ağaçlar onu saklıyordu ancak ben yinede onu görüyordum.
"Ben buralardayım, olurda bir şey olursa hemen arayın beni. Bir etrafı turlayacağım." diye bir yalan uydurdum ve ayağı kalkıp dağ ayıcığımın yanına gittim.
Yanına gittiğimde çatık kaşlarını düzeltip buruk bir gülümsemeyle baktı. Kucağına yan bir şekilde oturup şakağına bir öpücük bıraktım. O ise bir elini belime sarmıştı düşememem için. Burnunu saçlarıma dayamış derin derin nefes aldı. Ne olduğumuzu bilmiyordum ama komutan asker olmadığı kesindi. Bir şeyler vardı bizi birbirimize çeken.
Sigaramdan bir nefes daha çekip onun dudaklarına uzattım, o da hiç düşünmeden dudaklarını aralayıp derin bir nefes çekti. Sigaranın dibine gelmiştim, bende son nefesi çekip, çöpe attım.
"Nasıl hissediyorsun?" diye bir soru yöneltti kalın sesiyle tekrar kucağına yerleşince.
"Bilmiyorum, ama iyi olmadığım kesin." Bir kaç saniye durup derin nefes alıp devam ettim. "Çok iğrenç bir insanım!" dedim yüzümü ellerimin arasına alarak ve düşüncelerimi dile getirerek.
"Neden öyle diyorsun?" dedi yine kaşlarını çatarak. Hoşuna gitmemişti belli ki bu durum.
"O çok şey yaşadı. Ağır şeyler, hemde çok ağır. O çok küçük, daha 18 bile değil belki. Birde ben hayatım zor diye söylenip duruyorum!" Biraz daha devam edersem ağlayacağımı anlayarak durdum. "Kendimi çok bencil hissediyorum, hissetmiyorum aslında öyleyim!"
"Deme öyle, sende zor şeyler yaşadın. Onun yaşayabileceği yük bu kadar ki ona bu yük verilmiş, senin yaşayabileceğin yükse o kadar ki sana da o kadar verilmiş. Hem belki senin yaşadıklarında ona göre ağır gelecek ve o da senin için böyle düşünecek. Acılar kıyaslanmaz. Bir daha böyle bir şey duymayacağım!" İçimi rahatlatmaya çalışıyordu ancak boşaydı. Ben aptalın tekiydim.
Bacağımın yan cebinden telefonum titremeye başladı. Çıkarıp baktığımda ise Talat'ın aradığını gördüm. Hiç düşünmeden açtım.
"Bir şey mi ol-" demeye kalmadan arkadan Aişa'nın sesini duyabiliyordum. Hemen telefonu kapatıp hastanenin girişine ilerledim. İçeri girer girmez Aişa koşarak bana sarıldı.
"Canımı yakacak o, canımı yakacak! Kötü o! Götür beni burdan, kötü onlar!"
"Kuzum," dedi Gül mahcup bir sesle. Gözlerimi kapatıp açtım olayı anladığımı belirtmek için.
"Aişa, canım benim. Onlar kötü değil ki senin iyi olman için çabalıyorlar. Gel hadi, istersen bende gelirim yanına."
"Gel abla gel, yalnız bırakma beni, gel!" Kolumla sardım onu ve ilerlettim.
Bir kaç tetkikten sonra içi daha da rahatlamıştı. Sakinleştirici de vermişlerdi, birazda olsa korkusunu azaltmıştı bu. Bana bakıp gülümsedi. Çok güzeldi gülünce.
"Ablam sen istersen git, ben beklerim burda Gül ablayla."
"Gerçekten mi?" diye sorduğumda şaşkınlıkla, başını aşağı yukarı salladı.
Az önceki halleri hem şok hem panik yüzündendi. Yorgun olduğum için işime gelirdi aslında. Onu arkamda bırakıp çıktım hastaneden. Hem halletmem gereken işlerim de vardı.