Yazar'dan
Askeriyenin arka tarafında dikiliyordu Aslı. Kimsenin özel bir meselesi olamadan uğrayacağı bir yer değildi. O da o yüzden oradaydı. Sevdiğini bekliyordu. Uzaktan ise batan güneşin uluyla sarıya dönmüş kahveleriyle yaklaşan Melih'i gördü.
Melih derin bir iç çekti. Koşarak ela gözlüsün kızağına alıp etrafında döndürdü. "Çok özledim ela gözlüm. Valla Asena komutan öğrendiğinden beri rahat görüşemiyoruz."
Önce onu yanağından öpen Melihle kocaman gülümsedi ardında uzun zamandır içindeki özlemden dolayı yüzü düştü Aslı'nın. "Senin suçun Melih. Dedim sana zırt pırt görüşmeyelim diye. Amcam öğrenirse ne olur senin haberin var mı? Önce seni babamın yanına yollar, yetmedi babamda orada sana çektirir. Bana da dünyada cehennemi yaşatır."
"Olsun, senin için bunlara da katlanırım." deyip başını boynuna gömdü.
"Melih! Sen beni dinlemiyorsun heralde! Yakalanırsak biteriz." diye sinirlendi Aslı.
"Ne yaptım da ya, şurada sevdiceğimin kokusunu içime çekiyorum. Sanki yanlış bir şey yapıyorum." diye isyan etti.
"Böyle devam ederse son alacağın koku kıçına yiyeceğin kurşunlardan çıkan barut kokusu olacak!"
"Ben ona da razıyım. Şimdi sakin ol. Kaç haftadır da görevdeyiz, güzel vakit geçirmek istiyorum seninle." dedi ve askeriyenin az uzağındaki banka oturdular.
Melih bankın dibindeki ağaca sırtına yaslamış ve Aslı ise sırtını Melihin gövdesine yaslamıştı. Ortamın sakinliğinden faydalanıp saatlerce sohbet edip hasret giderdiler.
Diğer yandan ise Talat yarini bekliyordu. Çok özlemişti kokusunu. Üniversite son sınıftı, bitince ise Artvin'e taşınacaktı.
İleride elindeki bavulu çekiştire çekiştire gelen simsiyah saçlı kadını gördü. Ahanda bu dedi. Koşarak aldı bavulu elinden ama taşımak yerine ayağıyla kenara iteleyip Nazlısına sarıldı.
"Ohhh mis kokulum. Çok özledim be Nazlı yarim." dedi saçlarının arasına öpücük kondurarak.
"Bende sevgilim. Sen fotoğrafta biraz değişik çıkmışsın, gerçekte daha güzel olmuş saçların. Sen hep böyle kal olur mu?" dedi Nazlı.
Ancak aklına yine saçları gelince yüzü düştü Talat'ın. Nazlı ise söylediği sözlerden dolayı olduğunu düşünerek toparlamaya çalıştı.
"Yok hayatım, yani hep yakışıklıydın ama fotoğraflar seni değiştiriyor hep diyorum ya ben sana."
"Kurban olduğum ben dediğine üzülmedim ki, saçlara yazık oldu. Ona yanıyor içim. Neyse benim yarim gelmiş ben bunları mı düşüneyim? Yine Asena komutanla mı kalacaksın?" diye sorduğunda başını olumlu anlamda salladı Nazlı.
Asena'yla Talat sayesinde tanışıyorlardı ama Nazlı hep sıcak kanlı olduğu için çok iyi anlaşmışlardı. Asena'nın zoruyla kalıyordu onun evinde ve yük olduğunu düşünüyordu. Oysa bilmiyordu Asena için bu bir ihtiyaç olduğunu.
Tuncay ve Mert hastanedelerdi. Gül sancılardan dolayı bütün gece kıvranmış ve artık sabaha doğru dayanamayıp hastaneye gelmişlerdi. Tuncay içinden bininci kez burada ne işi olduğun sorguladı ve sonuç hep aynıydı. Her ikisinin de arkadaşı olarak destek çıkması için.
"Bir şey olmuş olmasın lan? Ben Gül'üm olmadan yaşayamam bak! Hadi bir şey oldu da haber vermiyorsalar? Ben içeri gireceğim!" diye öne atıldı Mert. Tuncay tutmasa gerçekten de girecekti.
Yine başladı diye düşündü Tuncay. Mert'ten iki yaş büyüktü ama hep Mert daha olgun davranırdı. Şimdi olay tersine dönmüş Mert sabırsız küçük bir çocuk gibi ne zaman çıkacak gibi sorular soruyordu durmadan.
"Sakin ol bir kere de! Kaç saattir buradayız saat başı aynı cümleler! Bıktım kardeşim, yeter! Ben hava almaya çıkıyorum." deyip hastanenin önüne çıktı.
Eline bir sigara alıp yaktı. Tam derin bir nefes çekip rahatladığını düşündü ki aklına Asena geldi. Neredeydi? Nasıldı? Yalnız mıydı? Arasa mıydı? Olmazdı! O kimdi ki? O sadece çocukluk arkadaşıydı. Asena güzeldi, narindi ama bir o kadar da sert ve asabi. Onu asil yapanda buydu diye zaten.
Yıllarca kendine itiraf edemediği ama her Asena'yı düşündüğünde kaçamadığı bir gerçek vardı; Asena'dan hoşlanıyordu. Kardeşinin ölümünden sonra onu sevdiği kadın olarak değil ama kardeşi olarak görmek istiyordu. Zordu. Murat amcasına, Mert'e, rahmetli Esra teyzesine ama en çokta Kahraman abisine ayıp olurdu. Hep susmuştu. Asla itiraf edememişti ve etmeyecekti.
"Tuncay! Kardeşim koş! Doğuma alıyolar!" diye Mert sayesinde bütün düşüncelerinden sıyrıldı.
"Ben ne yapayım oğlum? Senin karın girsene doğuma!" diye mantıklı bir açıklama yaparak yükseldi Tuncay.
"Tamam işte sende bekle ne olur ne olmaz!" diye daha da yükseldi Mert. Aslında bunun doğrusu 'olurda ben bayılır ne edersem beni sen ayakta tutarsın' olduğunu Tuncay çok iyi biliyordu.
İçinden Asena'yı aramak geçti. Vardı bahanesi, en azından sesini duyardı. Tıkladı sarı çiçekle kaydedilmiş numaraya.
"Efendim?" diye boğuk bir ses geldi. Yemek yiyordu muhtemelen.
"Şey, rahatsız etmedim değil mi?"
"Yok yemek yiyordum bende." dedi ağzındakini yutup.
"İyi, sana haber vereyim dedim. Gül şimdi doğumhaneye alındı." dediğinde karşılık olarak öksürük sesi geldi.
"Nasıl ya? Daha 8. ayına basmadı ki. Neyse gelirim yarın şu an işlerim var." dedi ve kapattı.
Aşk değildi onunki, sadece bunca acısına rağmen ayakta durabilmesi onu etkilemişti. Zordu hayat ama dik durmaya devam ediyordu. Elini kumral saçlarına daldırdı Tuncay. Kısaydılar ama vardı az da olsa. Arkadaşlarından haber beklemeye başladı.