İçeriğe geç

Kızıl Gölge

Bölüm 7 · 5 dk okuma

Kızıl Gölge

Bölüm 7

Arsız Kalp

Elimdekileri yavaşça dolabıma yerleştirdim. Bunlar komutanın pelerini ve maskesiydi, benimki yanımda olmadığı için vermişti ancak ben nedense onlara ayrı bir özen gösteriyordum.

Odamdan çıkmak için hiç hazır değildim ama mecburdum. Güneş’in yani ablamın yanında kriz geçirmekten çok korkuyordum. Her seferinde ellerim titrese de kendime zor hakim oluyordum. O annesinin kopyasıydı. Her onu gördüğümde o kadın akılma geliyordu.

Derin bir nefes alıp odamdan çıktım. Tam salona ilerliyordum ki duyduğum sesle durdum. Kraliçe ve Duru konuşuyorlardı duymak istemezdim ancak bir kere kulak misafiri olmuştum, bunun geri dönüşü yoktu.

“Rahat uyudunuz mu majesteleri?” Dedi Duru.

“Evet çok teşekkür ederim yardımların için bana yabancılık çektirmedin.”

Durunun samimi bir şekilde gülümsediğini anladım. “Siz yeterki esenlikte kalın majesteleri.”

Göz ucuyla baktığımda ablam elini Duru’nun omzuna koymuştu. “İyi ki varsın Duru, bana kardeş gibi oldun. Sende beni ablan gibi görebilirsin.”

Duru gülümsedi ancak benim içimde çok şey kırıldı hatta bir an nefes alamadığımı hissettim. Kalbimin sıkışmasıyla derin derin nefesler aldım, şu an hiç zamanı değildi. Hakkım olmayan bir şekilde çok kırılmıştım ve bu sözler beni parçalamıştı.

Adım seslerini duyunca hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam ettim.

“Abla.”

“Emek?”

Hemen ne demek istediğimi anlatı tabii zeki çocuk. “Nöbet tutuyoruz kraliçenin güvenliği için.”

“Kaç asker?”

“Yaklaşık yirmi kişiyiz.”

“Tamam sen yanına iki asker alıp güvenli alana geç iki gündür gitmiyorsun boşta kalmasın oralar.” Güvenli alanı Emek yönetiyordu.

“Tamam nasıl istersen.”

“Yemek yedin mi?”

“Hayır.”

“Bir şeyler yeyip öyle çık aç kalma.”

“Aç-“

“Bu bir emirdir.”

“Emredersiniz komutanım.” Bunu yapmaya bayılıyordum. Normalde emir vermeyi sevmezdim ancak bazı konularda çok eğlenceli oluyordu.

“Şimdi gidebilirsin.”

“Şey abla.”

“Ne oldu?”

“Ben bunun için gelmedim aslında.”

“Ne için geldin?”

“Ben senin durumunu sormak için geldim en son yaralıydın ya”

Gülümsedim. Tabi o bunu görmedi ama anladı. Beni ailemden çok önemsemişti Emek. Beraber küçücük yaşımızla esir olduğumuz zamanlar yemeğini hiç düşünmeden bana verirdi, tabi bende ona. “İyiyim Emek merak etme.” Samimiyetle gülümsedi. “Sen nasılsın peki zor oluyor mu.”

“Yok alıştım.”

“İyi o zaman hadi hızlı ol.”

Asker selamına geçti. “Emredersiniz komutanım.”

“Hadi hadi yaylanma.”

Hızla arkasına dönüp gitti. “Bir bize mi bu düşmanlığınız zümrüt gözlü.” Arkamda duyduğum sesle irkildim hemen arkama döndüm. Mert komutan tüm heybetiyle bana bakıyordu.

“Ne işin var senin burda?”

“Tamda bu düşmanlıktan söz ediyordum işte.”

“Bir soru sordum sana.”

“Hiç öyle dolanayım dedim yolum buraya düştü.”

“Üssün içine mi?”

“Üssün içine.”

Derin bir nefes verdim. Cidden adam olmayacaktı. “İyi bir dahaki sefere mümkünse düşmesin.”

“Düşünürüm.”

Göz devirdim. “Bir kere de normal mi olsan?”

Dilini damağına vurdu. “İmkansız.”

“Belli oluyor.”

“Alındım.”

“Aferin.” Arkamı dönüp ilerlemeye koyuluyordum ki tekrar seslendi.

“Zümrüt gözü.”

“Benim bir adım var.”

“Artık yok.”

“Ne zaman adımı düzgün söylemeyi düşünüyorsun?”

Aklına bir şey gelmiş gibi gözlerini kaçırdı sonra tekrar göz temasına geçti. “Zamanı gelince görürsün.”

“İyi tamam.” Arkamı döndüm.

“İkidir seslendiğimize göre bişey diyeceğiz herhalde.”

Tekrar ona döndüm. “Bana mı?”

“Sana seslendiğime göre sana.”

“Ne söyleyecektin?”

“Pelerinimi alabilir miyim zümrüt gözlü?”

“Hayır alamazsın.”

“Sebep?”

“Çünkü hepsini yakıp parçaladım.”

“Güzel espri şimdi alabilir miyim?”

Göz devirdim. “İnansan şaşardım zaten.”

“İnsanları şaşırtmayı severim ama bu sefer değil.”

“Şaşırtma kotanı doldurdun komutan, iki gün önce.”

Yaptığım imayı hemen anladı tabi. Sırıttı. “İnan bana daha çok şeye şaşıracaksın prenses.”

Sertçe ağzını kapattım. “Nerede olduğuna dikkat et kraliçe burda.” Şok içinde bir bana birde ağzını kapattığım eline baktı. Birkaç dakika boş boş bakıştık en son kendine gelmek için kafasını iki yana salladı. Gözlerini yumdu ama hemen geri açtı, geri açmasıyla göz göze geldik kısık sesle sövdü. Bende bu süre zarfınca anlamsızca ona baktım. Ne yapıyordu bu salak? “İyi misin?”

Kendine gelmiş olmalıydı ancak garip davranıyordu ben dışından her yere bakıyordu. “İyiyim, şu pelerini verde gideyim.”

Mesafeli bir şekilde söylediklerine haddim olmadan kırıldım ama belli ettirmedim yavaşça odama ilerledim. “Bu taraftan.” Bende mesafeli söylemiştim. Her ne kadar kırılmayacağımı belli ettirmeyeceğim desemde elimde olmadan belli ettirmiştim. Kısık sesle küfrettiğini işittim ama umursamadım. Bir ayarı yoktu bu çocuğun. Dolaba ilerleyip özenle yerleştirdiğim pelerini aldım ancak peçeyi almadım. Nedense yanımda tutmak istedim.

“Ne işin var lan senin burda?” Arkamı dönmemle Kuzey’in Mert’e dayanmış kılıcını ve Mert’in bıkmış yüzünü gördüm.

“Komutan bizden Kuzey, yani bizdenmiş. Duru’nun öz abisi.”

“Siktir ne!?”

“Düzgün konuş.”

“Özür dilerim de bu ne demek?”

“Git Duru’ya sor o sana anlatır ben hiç konuşamam.”

“Çek lan şu kılıcını boynumdan.”

Kuzey hemen geri çekti. “Ben Duru’ya sorayım bunu.” Sonra kaçarcasına uzaklaştı.

Onun bu asalak hallerine alışık olduğum için hiç bozuntuya vermeyip pelerini Mert’e uzattım o da hiç umursamadan aldı. Sonra bana baktı uzun uzun inceledi. “Sen iyi misin?”

“Ne alaka?”

“Soruma cevap ver zümrüt.” Gözlerimin rengi zümrüt yeşili olduğu için sanırım bu lakabı takmıştı.

“İyiyim de neden?”

Odamın kapısını kapattı oldukça ciddi duruyordu. “Değilsin prenses ağlamışsın ve çok durgusun.”

Bunu anlamasını beklemiyordum. Bocaladım ve boş boş göz kırpıştırdım. Birkaç dakika amaçsızca boş boş baktım. İlk defa biri benim mental sağlığımı fark etmişti. “İyiyim ben bişeyim yok.” Kekeleyerek ve zorla sarf ettiğim sözler onu inandırmadı tabiki de.

Bu ortamda olmak nedense benim kalbimi hızlandırıyordu. Ortam iyice boğmaya başlayınca yanına ilerledim ve kapı kolunu tutmak için elimi uzattım. Ancak elim kapı koluna ulaşmadan Mert benim kolumdan kavrayıp kendine çekti. Onu ilk defa bu kadar sinirli ve öfkeli görüyordum. Sadece bakışlarıyla bile ortama bomba fırlatabilirdi. “Şimdi hiçbir şeyi anlatmak istemiyorsun anlarım ama bil ki ben bunun sebebini öğreneceğim işte o zaman gerçek savaş ve gerçek cehennem ben olacağım. Sana bunu yapanı yaşatırsam bana da Mert Komutan demesinler.”

Sözlerini bitirip odadan çıktı ve sertçe kapıyı kapattı. Ancak ben olduğum yerde kalakalmıştım. Ne demekti bu şimdi? Peki bu ayarsız kalbim neden yerinden çıkacakmış gibiydi? Peki ya yüzüm? Bu kadar kızarmak zorunda mıydı? İçime oturan öküzle kalakaldım. Yaklaşık beş dakika boyunca gereksiz şekilde donduktan sonra salak salak sırıttığımı fark ettim. Hemen kendime tokat attım. “Kendine gel Gökçe ne salak salak hareketler yapıyorsun.” Ancak bunu dedikten iki saniye sonra dolaba kafa attım. “Aptal komutan ne yaptın bana!” Söylene söylene odadan çıktım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.