‘Ormanda sebepsizce koşuyordum. Üzerimde pelerinim ya da peçem yoktu. Hatta savaş kıyafetlerim dahi yoktu 8 yaşındaydım ve üzerimde eski kıyafetler vardı. Ancak yüz ifadem oldukça korkmuş aynı zamanda üzgün birine benziyordu. Nefes nefese durdum etrafıma baktım sık ormanlar dışında hiçbir şey yoktu.
“Anne!” Haykırışımla kuşlar öterek uçmaya başladı ancak ben durmadan hep aynı ismi haykırıyordum ‘Anne’. Ne kadar haykırsam da kimse cevap vermedi. Sesim kısılmaya başlamıştı.
“Anne lütfen bir kere olsun koru kızını, lütfen…” Yere çöküp ağlamaya başladım. Ağlamamla ormanın canlı yeşillikleri soldu, güneşli havanın yerini kasvetli kara bulutları aldı. Hiç bilmediğim süre boyunca orda sessizce ağladım ancak arkamda duyduğum sesle irkildim.
“Gel buraya dedim sana!” Hemen ayağa kalktım geri geri ilerlemeye başladım
“Hayır.” Sesim fısıltı gibi çıkmıştı boğazımı temizleyip haykırdım. “Hayır! Yaklaşma bana! Yalvarırım yaklaşma bana baba ben sana ne yaptım! Lütfen lütfen yaklaşma.” Haykırmadan yalvarmaya dönen sözlerim onu hiç etkilemiyordu aksine hoşuna gidiyordu ve yüzünde zafer gülüşü vardı. Ama hemen yüz ifadesini toplayıp öfkeyle ve nefretle baktı.
“Sana benim sigaramı getir dedim sana!” Haykırmasıyla titredim.
“S-su su içmiştim getiriyordum yemin ederim getiriyordum lütfen dokunma bana bir daha asla su içmem lütfen.” Öfkeli duruşundan hiçbir şey etkilenmeden bana doğru adımlar armasıyla bende geri geri ilerledim. Yüzümü çevirmemle gördüğüm kişiyle o tarafa koştum. Öz annem yani eski kraliçe tüm heybetiyle karşımda duruyordu. Herkese merhametli olan o kişi bir öz kızını sevmezdi. Durgun gözlere bizi izliyordu. Ayaklarına kapanıp yalvardım.
“Anne anne lütfen bana yardım et lütfen çok korkuyorum lütfen tek bir kere sonra yanına bir daha gelmem lütfen.” Yalvara yalvara ağlamalarıma tiksintiyle baktı. Ardından bir kol ben ordan çekti ve sertçe tokat attı.
“Ne yaptığımı sanıyorsun sen!” Bu ise benim annemin beni sattığı beni evlatlık alan kadındı. Sadece para için almıştı beni.
Umursamayıp yalvaran gözlerimi öz anneme diktim ancak o arkasını dönüp gitti. Bundan sonrası benim için en unutulmaz anlardan biri olacaktı…’
Nefes nefese uyandım. Ellerim tekrar titriyordu, kriz geçirmek üzereydim. Böyle rüyalar görmeyeli uzun zaman oluyordu. Hızlıca banyoya koşup soğuk suyu açtım ama çok geçti. Acil durumlarda kullanabilmek için her bölgeye hançerler koymuştum ve banyodaki hançeri aldım. Bileğime çok da derin olmayan bir kesik attım. Bileklerim kesiklerle doluydu ve bunu hiçkimse bilmiyordu. Acıyı hissetmem durgunlaşmamı sağlıyordu.
Gözlerimden yaşlar süzülürken suyun altında çöktüm durgun gözlerle bileğimden çıkan kana bakıyordum, artık alışmıştım. Kafamı duvara yaslayıp krizin tamamen geçmesini bekledim. Kesik kesik nefesler alıyordum, haykıra haykıra ağlama isteğime zor hakim oluyordum.
Evet, ben normal biri değildim. Ben yaşadıkları yüzünden akli dengesinin bir kısmını kaybetmiş bir kimsesizdim.
Gözlerimi yumdum, gözlerimden çıkan yaşları hissetmiyordum ancak onlar bana inat akıyorlardı. Sitem ve kırgınlık barındıran bir sesle bileklerime baktım. “Neden anne, neden baba?” Bu onlara son kez anne-baba diyişimdi. Her ne kadar vasiyetlerini gerçekleştirmek için uğraşsam da asla onları affetmeyecektim.