İçeriğe geç

Kızıl Gölge

Bölüm 4 · 3 dk okuma

Kızıl Gölge

Bölüm 4

Gizem

“Gökçe Aurelia”

Gözlerimi açmaya çalıştım ancak gözlerime binlerce kıymık batıyormuş gibi hissediyordum. Uzun uğraşlar sonucu başardım ancak sırtında ve ensemde hissettiğim sızıyla yüzümü buruşturdum. “Off yine mi?” Yaralı olmaktan nefret ediyordum.

Etrafıma bakındım burası bir mağaraya benziyordu. Mağarada ne işim olabilir diye düşünmeden edemedim. Birini görme ümidiyle etrafıma baktım ancak kimse yoktu. Ellerim hançerimi aradı bulamayınca hızla doğruldum ama hissettiğim acıyla inledim. “O komutanı gebertmezsem var ya.” Gerçekten sınırını aşmıştı. Aklıma birden olanlar düştü, benim şu an esir olmam gerekmiyor muydu? Peki burada ne işim vardı? Hançerimi ve kılıcımı yerde görünce hemen aldım ancak fark ettiğim şeyle daha çok şaşırdım. Kılıcım ve hançerim bilenmişti…

Dışarıya çıktım acı hissediyordum ama burada daha fazla duramazdım her ne sebepten burada isem bu iyi bir şey olamazdı çünkü en son komutanın elindeydim.

Yaklaşık bir saattir yürüyordum ve bir adım atacak gücüm yoktu bu da yetmezmiş gibi koskoca ormanda kaybolmuştum. Elimi ağaca yaslayıp yere çöktüm ve öksürmeye başladım. Öksürmelerim kan kusmaya dönünce bilincim de kaydı gözlerim kapanırken yüzüm soğuk toprakla buluştu. Son gördüğüm şey ise bana doğru koşan biriydi…

“Üs”

Kraliçe Duru’ya güvenerek içeriye girdi, kralda kraliçenin peşinden gitti. Emek Kuzey’e döndü. “Görev bittiğine göre biz gizli bölgeye dönelim.”

“Şimdi olmaz siz buranın güvenliğini arttırın ben gidip Prenses’i bulayım şimdiye kadar gelmesi gerektirdi.”

Emek onu başıyla onayladı ancak içindeki hisse engel olamayıp konuştu. “Başına bir şey gelmiş olabilir yoksa asla kraliyet ailesini yalnız bırakmaz.”

“Sen burada kal Kuzey ben gidiyorum zaten.” Arkadan gelen sesle ikisi de o tarafa döndü. Duru tüm güzelliğiyle karşılarında duruyordu. “Gökçe’nin nerede olduğunu biliyorum ayrıca burada sürekli prenses deyip durmayın.”

“Olmaz Duru tehlikeli olabilir.”

“Tehlikeli değil Kuzey her şey kontrolüm altında.” Ardından ikisini de sollayarak atına bindi. Arkasını döndüğünde iki çift şaşkın gözün ona baktığını fark etti. “Ne bakıyorsunuz öyle? Zaten bir kere koruyamamışsınız bir daha onu size emanet etmem. Ayrıca sizden daha iyi iz sürdüğümü saklayamazsınız. Şimdi gidin daha sonra size cezanızı vereceğim zaten. Hadi marş marş.” Arkasına dönüp atıyla son sürat ilerledi.

“Daha demin biz Duru’dan fırça mı yedik.” Şaşkınlıkları gözlerinden okunuyordu.

“Sanırım öyle oldu komutanım.”

“Baya çetin ceviz he.”

Emek hemen şaşkınlığından sıyrılıp imalı bir sırıtışla Kuzey’e döndü. “Tam size layık komutanım.”

Kuzey’in yüzündeki aşık gülümsemesi anında kayboldu ciddileşerek Emek’in ense köküne yapıştırdı. “Kes lan zevzekliği.”

“Orman”

Mert Komutan her zamanki sakinliğiyle prensesi sakladığı mağaraya ilerliyordu. Ona göre en teşekkürü hak eden kişi oydu ancak prenses onun yerine sövmeyi tercih ediyordu.

İlerlerken gördüğü şeyin doğru olup olmadığını anlamak için gözlerini kıstı. Evet oydu, yine akıllanmamış ve yaralı haliyle kaçmaya çalışıyordu. Birden durup yere çökmesiyle Komutan da kaşlarını çattı. Bundan sonrasını biliyordu bu sebepten o tarafa doğru olan adımları hızlandı. Kan kustuğunu fark edince koşmaya başladı ancak tam tutacakken prenses düşmüştü.

Yavaşça kaldırıp nabzını yokladı. Şükür ki yaşıyordu. Yine aynı yavaşlıkta kucağına aldı ve yakın olduğu için kral ve kraliçenin eski kulübesine doğru ilerledi.

Bundan sonrasını kardeşine bırakmak istiyordu ancak gönlü el vermediği için kardeşi gelene kadar tedavisini de tekrardan yaptı.

Kendini bir an iyilik meleği sanıp yüzünü buruşturdu. 26 yaşındaki bir adam için iyi bir tabir değildi sanırım. Prensese baktı, o olabilirdi iyilik meleği, hatta periye benziyordu. Acısından dolayı peçesinin ve pelerininin olmadığını fark etmemişti. Komutan da başındaki yarayı tedavi etmek için açmıştı ve açtığı gibi tek bir şey düşünmüştü. O…çok güzeldi. Aklına gelenlerle dondu. Neden şimdi bu saçma şeyleri düşünüyordu, aklını falan mı kaybetmişti.

Kafasını sağa sola sallayıp kendine geldi. Ya da gelemedi. Karşısında bu kadın uyuyorken nasıl kendine gelebilirdi? Gözlerini yumdu ama bu sefer de önünde silüeti belirdi. “Siktir!” Evet. Bu durumu açıklayacak tek kelime buydu, ağız dolusu bir siktir.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.