❗️Argo kelimeler içermektedir.
“Grandoria Hükümdarlığı”
Asasını sertçe yere vurdu. Her zamankinden daha öfkeliydi. “Ne demek o kaçak kraliçe kaçtı!” Ne kadar bağırsa azmış gibi geliyordu. Yıllar önce tüm ailesini katlettiği prensesin yaşadığını sanmıyordu. Üstüne üstü şimdi de kurtulduğunu söylüyorlardı! Başına bela olmadan hepsinin işini bitirmeliydi!
Başı önde olan komutan başını daha çok eğdi. “Her zaman işimize çomak sokan zümrüt gözlü savaşçı ve askerleri onları oradan çekip çıkardılar üstüne üstlük tüm askerlerimizi indirdiler. Benide öldü sanıp yaralı bir şekilde orada bırakıp gittiler.” Başını kaldırıp karadeliği andıran gözlerini karşısındaki cani hükümdara dikti. “Fazlasıyla güçlenmişler etrafımızdaki hainlerin artmasıyla sayıca da bizden üstün olduklarını tahmin ediyorum. Halkta açlıktan ölüyor bu da onların safına geçmesine olanak tanıyor.” Başını tekrar eğip önündeki güzel desenleri olan kilime odaklandı. Bu adamın yüzüne bakmaktansa kilimin desenlerinin çizgilerini hesaplamak daha cazip geliyordu.
Her kelimesi hükümdarı daha çok öfkelendiriyordu. “Hepsini tek tek yok edicem andım olsun ki ölmek için yalvaracaklar!” Sonra sağ tarafında bulunan ticaret bakanına döndü. “Vergileri on katına çıkart vermeyen olursa hepsini ibret olsun diye çarşının ortasına as.” Sonra etrafındaki hepsi birbirinden iğrenç olan adamlarına döndü. “Çıkın şimdi yalnız kalmak istiyorum.” Sesini daha çok yükseltti. “Çıkın lan!”
Hepsi selam verip çıkmaya başladı. Mert komutan ise bu acımasızlığı karşısında yüzünü buruşturdu. “Piç herif bir kere de şaşırt lan.” Mırıldanarak küfür eşliğinde kraliyet sarayını terk etti. “Senin ben zürriyeti bellemezsem bana da Mert demesinler.”
“Gizli Bölge (Üs) Yolu”
Kraliçe ve kral her ne kadar güvenmeseler de gizli bölgeye ilerliyorlardı çünkü başka şanslarının olmadığını biliyorlardı. Etrafındaki askerlerin hepsi kısa bir yeminden sonra yolculuğu başlatmışlardı ancak yine de güvenme konusunda sorunları vardı.
Kuzey ise alnına düşen sarı saçlarını arkaya itmiş, bal rengi gözlerini olası bir tehlikeye karşı şahin gibi etrafa dikmişti. Kral ve kraliçenin sağında ilerliyordu ve karşısında kraliyet ailesi bulunduğu için şebekliğinden eser yoktu. Her ne kadar deli dolu biri olsa da görev esnasındaki ciddiyeti askerleri dahi korkuturdu.
Kral ve kraliçenin sol tarafında ilerleyen Emek’in ise ondan aşağı kalır yanı yoktu. Koyu kumral saçları ve kahverengi gözleriyle çekiciliğin yanı sıra tatlıydı da. Henüz 19 yaşında olması rağmen birçok askerden çok daha tecrübeli ve iyiydi. Gökçe ablası onu o zindandan kurtardığından beri yanından hiç ayrılmamıştı. Onların abla-kardeş ilişkisi birçok öz kardeşten daha iyiydi. Şimdi ise her ne kadar Gökçe’yi orada bırakmanın tedirginliği ve endişesini yaşıyor olsa da ifadesiz gözlerle etrafına bakıyordu. Zaten duygularını belli eden biri hiç olmamıştı.
Kısa süre sonra bir vadiye vardılar Kuzey yavaşça atından indi ardından diğer askerler de indi. Gökçe’den sonra en rütbelisi o olduğu için ona uyuyorlardı. Kral ve kraliçe tedirginlikle etrafa baktılar atlarından henüz inmemişlerdi. En sonunda konuşan yine kral oldu. “Neler oluyor?”
“Geldik majesteleri.” Ardından Emek’e baktı Emek hemen ne istediğini anladı ve biraz ilerleyip yere eğildi cebindeki anahtarı çıkarıp deliğine koydu ve çevirdi. Ardından kapak açılırken o da kral ve kraliçeye döndü küçük bir baş selamının ardından konuşmaya başladı. “Gizli üssümüze hoş geldiniz majesteleri.”
Kral Alaz ise hâlâ tedirginlikle onlara bakıyordu yavaşça karısı Güneş’e baktı. Güneş ise sadece gözleriyle kararın onda olduğunu söyledi. O sırada sıkıca kızını tutuyordu.
Alaz yavaşça attan inip kılıcını çekti oraya doğru ilerlerken o bölgeden bir kızın çıktığını fark etti. Duru ise ne olduğunu anlamak için çıktığı yerden etrafa bakmaya başladı kral ile göz göze gelince çözdü her şeyi. Kral onu şüpheyle inceledi siyah saçlarına, yeşil gözlerine ve yaşından oldukça küçük görünen görünüşüne. Duru da ona aynı şekilde baktı. Koyu kumral saçlarına ve ela gözlerine. Sebepsizce birkaç saniye bakıştılar. En son konuşan yine kral oldu. “Sen…” Duru başını daha çok eğdi. Tanınmış olmanın utancını yaşıyordu. “O gün o savaştan karımı çıkaran kızsın sen.”
Güneşte tanımıştı elbette, unutur muydu hiç. Onu gördüğünde oluşan güven duygusuyla attan indi kızının elini tutarak oraya geldi ve beklenmedik şekilde sımsıkı sarıldı. “Teşekkürler ederim.” Duru şok içerisinde kalmıştı henüz ne olduğunu dahi yeni öğrenmişken bu kadarını beklemiyordu.
Kuzey’de beklemiyordu bunu ancak bu durum fazlasıyla hoşuna gitmişti gülümsedi. Sanırım onların saatlerdir kazanamadığı güveni Duru kazanmıştı…
