18. Bölüm
DİZGİNLER
Ali Cihan
Kollarımın arasında tuttuğum beden bir kuş tüyü kadar hafif, pamuk kadar yumuşak ve güneş kadar sıcaktı. Göğsümde uyuyan yüzünü izlemek günümü daha parlak bir hale getiriyordu. "Işığım," diye fısıldadım çenesini iki parmağımın arasında severken. Balca'nın bana hissettirdiği tam olarak buydu.
Günümü ve geleceğimi aydınlatıyordu. Onsuz geçirdiğim yedi yılın tamamı boyunca bu aydınlığı, bu sıcaklığı iliklerime kadar hissetmiş ve onu aramıştım. Bundan sonra bir adım uzaklaşmasına izin veremeyecek kadar ona muhtaç oluşum, her geçen gün onun başka bir yanıyla tanıştığımdandı. Ve onun her haline ayrı ayrı tapabilirdim.
Neşeliydi, sevimliydi; kâkülleri beni çıldırtıyordu. Şimdi kapalı olan bal rengi gözlerini, bebeğine kadar öpmek istiyordum. İnatçıydı, hırçındı; söz dinlemez bir yaramazdı. O benim kızımdı. Biraz şımarık ve hala biraz çocuktu; gülüşüyle gönlümü şenlendiriyordu. Çenesini bırakmadan derin uykusuyla bilinçsizce kıvırdığı dolgun dudaklarını usulca öptüm. "Şöyle kalsak," diye fısıldadım. "Şu anı uzatabilsek ve ben seni saatler, hatta günler boyu koynumda yatırsam, sevsem."
Bedenimin yanında bana sarmaş dolaş yatan küçük bedeni içimi mayıştırıyordu. Kendimi hiç olmadığım kadar huzurlu hissediyordum. Ve bu duruma giderek bağımlı oluyordum. Birazdan onu uyandırmalı, eve bırakmalı ve ona eve girerken bir bahane bulmalıydım.
Bir gün ya bahanelerimiz tükenecekti ya da biri önünde sonunda onu gemimde alı koyduğumu, benimle uyuması için zorladığımı anlayacaktı.
Dudağımı dudaklarının üzerine sürterken kokusunu içime çektim. Bende uyandırdığı huzurlu hali, kokusu ve teninin yumuşaklığıyla çıldırtıyor, alev alev yakıyordu.
Kendimde daha önce asla fark etmediğim bir duyguyu daha hissediyordum. Bana bir bakışı bile böyle hissetmem için yeterli oluyordu. Onu yiyip bitirmek istiyordum. Ben ondan önce, hatta geçen yedi yılın tamamı boyunca arzularını dizginleyemeyen bir adam değildim. Fakat ona açıldığım, onun da bana kesin olarak hissettiği şeyin aşk olduğunu anladığım andan beri karşı konulamaz bir biçimde çekimine kapılıyordum. Belinde duran elimle onu biraz daha kendime yaklaştırdım. "Balca," dedim alev almış bir sesle. Dudaklarım onunkilere bastırdım. Sertçe. "Uyan."
Uykulu bir homurtu çıkardı. Sesi ağzımın içine dolarken onu öpmeye devam ediyordum. "Ali Cihan," dedi yarı anlaşılır bir mırıltıyla. Elinin birini geriye atıp esnerken dudaklarımı boynuna, oradan da gerdanına taşıdım. Gömleğinin üzerinden defalarca öpücüklere boğdum. Mis gibi kokuyordu. Uykusunun kokusu çok lezzetliydi. Özellikle boynunda ve çene altında biriken o koku bebeklerde olabilecek kadar tatlıydı ve ağzımı sulandırıyordu. "Seni yiyebilir miyim?" diye sordum sesime yansıyan bastırılamaz açlığımla. Elini yanağıma yerleştirdi ve yüzümü yüzünün karşısına almaya çalıştı. Ona son kez hızlı olmayan ve nemli bir öpücük verdim.
"Saat kaç?" Yanağıma yaslanan elinin içini, bileğini, sonra da dirseğinin iç kısmını öptüm. "Erken, uyanmak için çok erken," diye söylenirken beni durdurmaya çalışıyordu. Bense tatlı etini ısırıyordum. Gerçekten onu yiyebilirdim.
Başını geriye atarak kamaranın penceresinde bakışlarını dolaştırdı. "Şu an sekiz falan olmalı. Evde olmam gerek. Telefonum da arabadaydı. Ya aradıysalar? Abim!" dedi panikle. Bileklerini tutup başının üzerinde toplayarak onu yatakta sabitledim. Şaşkın bal rengi bakışları gözlerimle buluştu.
"Şu an hiç bal havamda değilim Ali Cihan. Sabahları huysuz olduğumu bir öncekinden anlamış olman gerekir. Öyle bebekler gibi, bal gibi tatlı uyanmıyorum."
"Deli bal mı?" O da olur diye mırıldandım. Yanağına dudağımı gömdüm. Sesli bir şekilde öptüm. "Zehrin bile tatlı. Beni kendinle öldür."
Sakallarım yüzüne batıyor olsa gerek, yüzünü gülmek ile sinirlenmek arasında bir ifadeyle buruşturdu. "Of, bırak artık beni! Bak, şu anki durumumuz hiç uygun değil. Geç kalıyorum."
"Bırakacağım," dedim boynuna inen dudaklarım orada ayrıca mesai harcarken. Bağımlı olma konusunda ciddiydim. Asla bırakamıyordum. Dilimle boynunu çenesinin altına kadar yaladım. "Şimdi biraz daha tatlı. Doğru söyle, balla mı yıkanıyorsun? Yoksa doğuştan mı?"
"Ali Cihan!" diye söylendi ama çenesini ısırınca, sonra da öpünce, "Bu çok," dedi boğuk bir sesle. Yatakta yukarıya kavislenip boynunu iyice açığa çıkarırken sözünü yarım bıraktı. "Beni..." Elimle yukarıya yükselen belinin yanını kavradım. Parmaklarımı sıktım. Ağzından dökülen iniltili ses tüm duyu hücrelerimin erkekliğime toplanmasına neden oldu. Dün gece onu kucağıma aldığım andan itibaren hissettiğim şeyden farklı değildi.
Şu an durmam gerektiğini biliyordum. Yalvaç'ın kardeşine âşıktım ve onun bundan haberi yokken, yatağımda kardeşini severek arzu ve ihtiyaçla doldurmaya çalışıyordum. Tıpkı benim gibi.
Balca titremeye başladığında uyluklarımın arasında olan aklım gerçekliğe döndü. Kollarını boynuma asıp bedenini yukarıya kaldırdı ve kendini benimle havada tuttu. Yüzünün yanı yanağıma temas ediyordu. "Heyecanlandırıyorsun," diye itiraf etti. "Titremelerimin sebebi olmayacaktın, onları durduracaktın."
Heyecanlandığında da mı titriyordu? Her an mı? Daha önce onun evinde, koltukta yaşadığımız anı anımsadım. O zaman da kucağımda titriyordu. Ben bunun normal olduğunu düşünmüştüm. Benim için...
"Sen sevişirsek krize mi gireceksin?" Aklımdaki soruyu o kadar hızlı söze döktüm ki sonrasında pişmanlığım da aynı hızla beni buldu. Onu istiyordum ama Balca'nın bunu isteyeceğini düşünmüyordum. Bu yüzden onu böyle sevmek dışında ilerisini düşünemezdim.
Kollarımı beline doladım ve onu yatağa oturarak kucağıma çektim. Kolları hala boynuma asılıydı ve çekingen bakışları önündeydi. "Daha kötüsü olabilir," dedi Balca iç çekerek.
Daha kötü ne olabilirdi ki? Yutkundum. "Ne?" dedim alacağım cevaptan korkarak.
"Ağlayabilirim."
Çenesini tutup yüzünü yüzüme kaldırdım ve kısılmış gözlerimi gözlerine diktim. "Ağlamak mı?" Ben içindeyken ağladığını hayla etmek istemesem de zihnim beni dinlemedi. Öyle duygusal bir an planlamıyordum. "Çok heyecanlanınca öyle oluyor. Bundan ötesi hıçkırıklar gibi görünüyor."
Ciddi görünüyordu ama bir an için dudağının kenarının titrediğini gördüm. Bunu fark ettiğimi anlayınca, "Safım," dedi elleriyle omuzlarımı kavrayarak. "Neden hemen inanıyorsun ki? Heyecanlıyken ağlamam mümkün mü sence?"
Kaşımın birini kaldırdım. "Şaka mı yapıyordun?" diye sordum.
Gülerek başını salladı. "Seni kandırmak neden bu kadar kolay? O kadar mı seviyorsun, her dediğime inanıyorsun?"
"Balca, akşamki halini gördüm. Bir an için her seviştiğimiz anda hıçkırıklara boğulduğunu düşündüm. Buna nasıl dayanırdım bilmiyorum. Ve evet, inandım çünkü tamamen yalan sayılmazdı."
Kaşlarının arası yakınlaşırken elleri omuzlarımı sıkıyordu. "Gerçek olsaydı dayanamaz mıydın?"
"Daha önce biriyle sevişmedin," dedim sorar gibi. "Değil mi? O anlarda kimse ağlamaz."
Yanakları kızarıyordu. Dudaklarını yalayıp bakışlarını arkamda kalan bir yere sabitledi. "Yani, öyle denebilir."
Öyle denebilir? "İlk sevgilin olmadığımı biliyorum ama o sarı kafayla..." Cevabını beklemek ölüm gibiydi. Sarı kafayı ilk gördüğüm anda olduğu gibi bir an önce ruhlar alemine kavuşturmayı hayal ettim.
Bakışları gözlerimi buldu. Yanağındaki kızarıklık artarken dudağının kenarını dişlerinin arasında eziyordu. "Yani, o değildi zaten," dediğinde kalbim atmayı bıraktı. Balca'nın önceki hayatı beni ilgilendirmezdi ama böyle hissetmekten de kendimi alıkoyamıyordum.
"Saat geç oluyor Ali Cihan. Ben gideyim artık," diyerek kucağımda kıpırdandı. Aramızdan kısa süreli bir sessizlik geçerken elini tuttum ve onun kucağımdan inmesini engelledim.
"Kimdi diye sorsam kızar mısın?" Bunu sorarken oldukça çekinceliydim. Ancak bana vereceği adam için mezar taşına ne yazdıracağımı şimdiden düşünüyordum.
Derin bir nefes aldı. Benimkisi ise hepten kesildi. "Sendin," dedi gözlerime bakarak. Algılamada problem yaşarken bakışlarımı gözlerine diktim. "Evimde ve senin yatak odanda... Lütfen Ali Cihan'a bir şey yapma." Dudakları yükseldi ve benim ifadem sabit kalırken bir kahkaha patlattı. "Çok safsın ya! Sana zaten kimse olmadı dedim."
"Balca!"
"Hımm..." Bakışları gözlerime kilitlendiğinde kahkahası anında kesildi ve ifadesi ciddileşti. Çünkü benim gülen bir tarafım yoktu. Eğlenmiyordum.
"Seni o gün geldiğinde elimden kimse alamayacak. Sevilmeyi sevişmek sanman ne kadar masum olduğunu gösterse de bunun bedelini adımı haykırarak ödeyeceksin. Belki bu yatakta," dedim ve ifadesi endişeyle kaplanırken, "Yatağı inletmeyen Ali Cihan değildir," diye son noktayı koydum. Yüzüme kalpten gidiyormuş gibi baktı.
"Oha, Ali Cihan!"
"Yapana değil, yaptırana bakacaksın."
Kucağımdan kaçar gibi indi. "Seninle şöyle konuşmayı sevmiyorum. Beni utandırıyorsun."
Yatağa uzandım ve olduğum yerden onu izlerken kollarımı rahatça kafamın altına yerleştirdim. "Seni arzulamam neden utandırıyor ki? Sen de beni arzuluyorsun."
"Olmuyor öyle bir şey!" diye itiraz ederken kıyafetlerine çeki düzen veriyordu.
"İpucu ister misin?" diye sordum ve göz kırptım.
"İstemez. Yine edepsiz bir şey söylersin."
Başımı iki yana salladım. "Evine daha ilk geldiğim anda kucağıma atlamak istiyordun ama farkında değildin." Yerimde doğruldum ve elimi kucağıma vurdum. "Sen burada olmayı çok sevdin! Ve inana bana seni kucağımdan indirmek istemiyorum."
"Ali Cihan!" diye çemkirdi.
Gülerek ayağa kalktım. Hemen bir adım geriye çekilerek benden uzaklaştı. "Evinde ve benim yatak odamda yaptığımız her şey birbirimizi sevmekti. Biz daha sevişmedik," dedim az önceki yanlış anlaşılmayı düzeltmek için başımı sallayarak. "Anladın mı?" Ona doğru adımladım ve aramızdaki mesafeyi kapattım. "Sevişsek böyle olmaz."
"Açıklamak zorunda mısın?"
Cıkladım. "Değilim ama bil istedim. Böyle bakınca ufacık, çocuk gibi görünüyorsun. En azından biraz zihnin aydınlansın, büyüsün."
"Abart!" dedi umursamaz bir tavırla. Yatağın kenarına oturdu ve yerdeki ayakkabılarını giymeye koyuldu.
"Öğren diye diyorum. Bak bunları sana kimse anlatmaz." Ellerimi ceplerime sokup o evine girene kadar geçecek sürede gözlerimi ondan ayırmama görevini başlattım. Buna sonra ihtiyacım olacaktı çünkü onu özleyecektim. Daima öyle oluyordu.
Ayakkabısının deri şeridini bileğinden geçirdi ve kopçasını parmaklarının arasına alırken başını kaldırıp bakışlarını gözlerime dikti. "Söylesene, çok mu dağınık görünüyorum? Saçım normal mi?"
Bana göre soruyorsa şahaneydi. Abisine göre soruyorsa sıçmıştık. "Muhteşemsin."
"Ciddi soruyorum Ali Cihan," diyerek gözlerini devirdi. Sonra da parmaklarının arsasındaki kopça ve deri şeritle ilgilendi. Diğer ayağına geçtiğinde, "Akşam annemler size gelebilir," diye mırıldandı. Ayakkabısını giymeyi başararak ayağa kalktı. "Akşama maç varmış. Olur da abim gel bizde izleyelim derse hayır diyorsun. Asla izlemem diyorsun!"
"Ben maç izlemiyor muyum?" diye sordum. Şaşılacak şeydi. Çok severdim.
"Öyle," diyerek kafasını salladı. Sonra da yanımdan geçti ve odanın içindeki küçük banyoya doğru adımladı. "Ben evde olacağım," diye sesleniyordu. "Maç falan çekemem. Kafa dinlemek istiyorum. Hem Leyal'de sevmez."
Kendi keyfine göre istiyordu yani. Ben onu görme fırsatını kaçıracağıma on yıl maç izlememeyi tercih ederdim. Ne var ki hem maç hem de Balca aynı yerde olacaktı. Yalvaç'ın bu aralar aklı bir karış havada olduğundan unutma ihtimaline karşın ona maçı hatırlatsam iyi olacaktı.
"Öyle yaparım," dedim gülerek.
Banyodan, "Ali Cihan!" diye bağıran sesi dağınık saçlarını ve kırışık kıyafetlerini şu an gördüğü anlamına geliyordu.
"Çok güzelsin," diyerek ben de odada ayakkabılarımı aradım. Onu eve bıraktıktan sonra Yalvaç ile görüşmem gerekiyordu. Bir de ofise gelmemesini sağlamalıydım.
Abi kardeşin Milli İstihbaratta olması hala inanamadığım bir durumken, Yalvaç'ın da aynı şekilde öğrenmesini ve bir inme nöbeti geçirmesini istemiyordum. Bu durumun nereye gideceğini bilmesem de hem Balca'dan hem de Yalvaç'tan gerçeği saklamak zorlayıcıydı.
Yalvaç en başından beri Göçebe ile olmak istiyordu ama Kızıl Gerdan'ı seviyordu. Onu kararsızlığından kurtaran ve Gök Kuzgun'a geçmesi konusunda teşvik eden bendim. Çünkü aynı teşkilata olurlarsa hem kardeşini hem de onu teşkilata nasıl dahil ettiklerini öğrenecekti.
Yalvaç'ın babası Niyazi amca, eski istihbaratçılardan biriydi, tam olarak benim babam gibi. İkisi de aslında geçmişteki o yıllarından bu yana çok yakın arkadaştı ve bunu Yalvaç ve benden başka kimse bilmiyordu. Onlar bir karar alarak oğullarını da aynı mesleğe dahil etmek istemişlerdi. Yalvaç'la benzer şekilde, kaderimiz aynıydı.
Ne var ki Balca'nın teşkilatta olmasından kimsenin haberi yoktu. Onun kim olduğunu öğrendiğimde araştırmıştım. Balca'ya teklifi teşkilat götürmüştü. Emekli Uzman Ajan Niyazi Zorlu ve Uzman Ajan Yalvaç Zorlu'nun başarılarından ötürü onun da ailede olmasını, teşkilata katılmasını istemişlerdi.
Teşkilatın gizlilik ilkesi düşünüldüğünde de onun teşkilata girişi ve şu zamana kadar ortaya çıkmayışı normal görünüyordu.
Bizler kimliklerimizi ailelerimize açıklayamazdık. Hepimizin normal meslekleri olurdu ve görev olduğu zaman ya bir tatile ya bir iş seyahatine ortalardan kaybolurduk. Bunu bize teşkilat emrediyordu. Aileden olmak istiyorsak kimse kimsenin kimliğini bilemezdi. Yalnızca takım arkadaşları...
Yalvaç teşkilata on beş yaşındayken girmişti. Bense on altı. O benden bir yıl daha kıdemliydi. O zamanlar görev almıyorduk ama ağır eğitimlere tabi tutuluyorduk. Faroz ile tanışmamız da neredeyse o zamanlara denk geliyordu. Teşkilatın çocuk esirgemesinden çıkıp bizimle ilk görevini aldığında, bir daha ayrılmayacağımızı biliyorduk.
"Ali Cihan," diyen Balca'nın sesi ile düşüncelerimden sıyrıldım. "Bir baksana."
Neye bakacağımı bilmeden, "Bakayım," dedim ve banyonun kapısında dikilen ona döndüm.
"Şey ya," dedi utana sıkıla. Gece eteğimin fermuarı yarıya kadar inmiş, sonra da sıkışmış. Ne çıkarabiliyorum ne de yukarı çekebiliyorum. Yardım etmen gerek."
"Yırtayım mı?"
"Bak ya," dedi bana gözünü devirerek. "Kapattık o konuyu Ali Cihan Bey. Şu işi hallet de çıkalım. Ben ofise yine erken gideceğim. Eve gidip duş alır, sonra da çıkarım."
Arkasında durup fermuarını inceledim. Arasına fazla kumaş parçası takılmış görünüyordu. Parmaklarımla kumaşı çekmeye çalıştım. Olmayınca fermuarı aşağı ve yukarı oynattım. "Biraz zaman alacak. Ama hallederim."
"Güzel. Sen ne yapacaksın bugün?"
"Ben de kahvaltıdan sonra ofise geçerim. Bir yığın iş var. Bugün görev tercihinin ilk günü. Romanya'ya adımızı yazarım."
Omzunun üzerinden başını kaldırdı. Beni görmeye çalışırken sırtı gövdeme yaslandı. "Ben yazılmıyorum. Sana güle güle. Marta mıydı, Martı mıydı, neydi? O kadınla da mutluluklar."
Tatlılığına dişlerimi sıktım. "Maite adı," diye düzelttim bana biraz daha dişlerini çıkarsın diye.
Omzunu silkti. "Her neyse. İlgilenmiyorum. Hadi şu fermuarı hallet artık."
Biraz daha çekersem koparacağımı söylemedim. "Şaka mı yapıyorsun yoksa beni gerçekten kıskanıyor musun?"
Yine omzunu silkti. Omzu ağzıma sığacak kadar ufak görünüyordu. Bunu yapmayı bırakmalıydı. "Kıskanmıyorum. Niye kıskanayım ki?"
"Ben de öyle düşünmüştüm," dedim ve fermuarına asıldım. Şerefsiz kumaşı bırakmıyordu. "Kıskanılası olan sensin. Yine omzunun üzerinden baktı. "Beni kıskanıyor musun?" diye sordu. "Benim geçmişim temiz bir kere."
"Bunun geçmiş ile ilgisi yok ki. Senin geçmişine laf etme hakkım da yok zaten. Bebek gibi kızsın ve şimdi benimsin. Etrafımızdaki herkesin dikkatini çektiğini fark ediyorum. O zamanlarda da kuduruyorum işte. Benim cihat kafada başlıyor."
Sırıttı. "Bebek gibi olduğumu mu düşünüyorsun?" diye sordu. Övülmeye ihtiyacı mı vardı? Eğer öyleyse ayak tabanlarından başlayıp saç tellerine kadar sayabilirdim.
"Şımarma," dedim burnumdan gülerek. Fermuarı çektim. Koptu! Yüzümdeki ifadeden anında ne olduğunu anladı. "Ali Cihan," diye bağırışı ile, "E be kızım!" dedim elimdeki fermuarın parçasına bakarak. "Benim ayı pençeleri ile şu iş yapılır mıydı?"
"Suçlu ben miyim yani?" Elimdeki fermuarın parçasına alırken öfkeliydi. "Kopardın ya. Eve nasıl gideceğim."
Dudaklarımı birbirine bastırarak ellerimi ceplerime soktum. "Benden bir şey giy."
"İlan da vereyim mi?" dedi hayretle. Gömleğinin kırışık uçlarını eteğinin içinden istemeye istemeye çıkardı ve eteğinin üzerine saldı. Şimdi daha kötü görünüyordu.
"Bizim evden gürültülü sesler duyarsan sakın gelmiyorsun," derken döndü ve kapıya adımladı. "Şu hâlde saldırıya uğramış gibi görünüyorum. Evde bunu yapanı bulmak için kan çıkacak. Kendimi koruyabilirim."
*
Balca
Ucuz atlattığımı düşünüyordum. Tüm geceyi otopsi yaparak ve sonrasında demir bir sandalyede uyuyarak geçirdiğimi söyleyince abimi bile ikna etmiştim. Kahvaltıdan sonra Leyal'i beklemeden evden çıkınca annemin isyanlarına maruz kalsam da şimdi iyiydim.
Ali Cihan ile görüşemediğimizden yakınıyor ve ayrılmamızdan korku duyuyordu. Halbuki bilse, kızı tüm gece onun yatağındaydı. Kalbine ineceğine emindim.
Abimin arabasını ofisin otoparkına bırakıp giriş kapısına doğru ilerledim. Evdeki muhabbetleri de zihnimin en gerisine gömdüm. Şu an kimse gelmeden başkan ile konuşabilme fırsatı yakalayabilmekten başka bir şey istemiyordum. Lobiye girdiğimde Ayşe başını masasından kaldırdı. Ona el salladım. "Günaydın. Hiç kalkma. Yukarıda olacağım."
"Günaydın Balca. Başkan gelince beni görsün demişti."
Olduğum yerde duraksadım. "Beni mi?" dedim şaşırarak. "Ama biz..."
"Dün ile ilgili olabilir. Seni bekliyor."
Hızla başımı salladım ve merdivenlere yöneldim. Ayşe seslenerek yine duraksamama neden oldu. "Asistanı yukarıda. Henüz tanışmamışsınızdır. İsmi Gupse. Ona görün önce."
Aldığım bilgiyle devam ettim. İkinci katta, koridorun en dibindeki oda başkana aitti. Asistanı nerede bilmiyordum ama ona yakın olmalıydı. İlerledikçe mermer zeminde topuklarım daha sert bir sesle tıkırdadı. Biraz stresliydim ve bunun önüne geçemiyordum. Başkan ile tükürdüğümü yalamak için konuşmayacaktım. Orta yolu bulmak istiyordum. Ahmet Kaya'nın görevini bana vermelerini söyleyecektim. İkna edemezsem eski başkanım Akın Dürel'in adını kullanacaktım. Onunla konuşmamıştım ama bana bu konuda engel olmaz, yanımda dururdu.
Başkanın kapısında durup nefes aldıktan sonra çaldım. İçeriden ince sesli bir kadın, "Gir," diye seslendi.
Onu dinleyerek içeriye girdiğimde beni karşılayan ilk şey parfüm kokusuydu. Bu kadar ağır bir kokuyu neden bu kadar çok sıkarlardı ki?
Benim topuk seslerime başka bir topuk sesi karışınca sesi takip ettim. Cam bölmeli odanın kapısından sarışın bir kadın başını çıkardı. "Otur, seni birazdan alacağım."
Bir asistan için fazla ukala bir konuşma tarzı yok muydu? Ancak takıldığım şey tam olarak bu değildi. Yüzü çok tanıdık geliyordu. Onu bir yerlerde görmüş olmalıydım. Söylediği yere otururken bunu düşünüyordum. Aklıma bir türlü gelmeyince zorlamadım. Şu an tek yapmam gereken başkana iyi görünmek için sakinleşmek ve o görevi almak için ne yapacağımı düşünmekti. En son çare tehdit etmek olurdu ama bu defa kesin kovulurdum. Hazır kendi de görüşmek istiyorken aklı başında davranmaktı. Başkanı da tehdit etmezsin Balca.
Topuk sesleri odanın bulunduğum tarafına geçince bakışlarımı kaldırdım. "Önce biz tanışalım," diyerek karşımda durup elini kaldırdı. "Ben Gupse."
Ayağa kalktım ve uzattığı elini tuttum. "Balca."
"Biliyorum," dedi sırıtarak. "Başkanı sinirlendirmişsin ama şu an iyi. Terfiini erteletmek mi istiyordun?"
Laf mı çarpıyordu? Çakma sarışın olduğunu yakına gelince daha iyi anlamıştım. Ve onu nereden hatırladığımı. "Gupse sen şey değil misin ya? Çarşıdaki restoranda abim Yalvaç'ı görmeye gelen kız."
Bakışları yüzümde sabitlendi. Onun beni tanıması sorun değildi çünkü dışarıya bilgi sızdırmak asistan da olsan yasaktı. Burada olan burada kalırdı.
Elini elimden çekti. Sonra da kollarını göğsünün üzerinde birleştirdi.
"Hayır, ben Ali Cihan için oradaydım. Abin ile işim olmaz."
Söylediği ile gözlerim kısıldı. "Ali Cihan mı?" diye sordum. O gün kızı yanımızdan Ali Cihan uzaklaştırmıştı ama Gupse abimin adını söylemişti. Ben eski sevgililerinden biri olabileceğini bile düşünmüştüm. Ama Ali Cihan kısmını atlamıştım.
"Biz bir ara sevgiliydik. Duymuşsundur. Abinin arkadaşı neticede."
Sevgili! Bu bilgi bana fazlaydı. Gözlerimi kaçırdım. "Duymadım," dedim.
"Önemi yok. Şu an aynı kurumdayız ve alakamız olamaz. Sen şimdi içeriye gir. Ben de görev listelerini kontrol edeyim. Çıkınca sohbet ederiz."
Onunla sohbet etmek istemiyordum. Ali Cihan'ın eski sevgilisi ile işim olmazdı. Bana bunu söylemediği için Ali Cihan'la da işim olmayabilirdi. Ben şimdi ikisi ile aynı yerde mi çalışıyordum? Galiba avuçla yemek bu oluyordu. Çünkü Ali Cihan derken gözleri ışıldayan kız, onunla işim olmaz derken yalan söylüyordu.
Bölüm Bitti.
İnstagram: Piyamor_
Tiktok: Piyamor_
Alıntılara buradan ulaşabilirsiniz. Hem güncel hem geçmiş.
