14. Bölüm
SEN VE BEN ŞİMDİ BAŞLIYORUZ
Akşamüzerine doğru Leyal ile mahallede dolaşmaya çıktık. Hem o hem de ailem ifademin düştüğünün, bir sorun olduğunun farkındaydı. "Yorgunluktan," demiştim ama bunu yalnızca ailem yerdi. Leyal yan yana yürürken yüzüme anlat der gibi bakıyordu.
Hiç yumuşatmadan, direkt, "Bitti," diye mırıldandım. Kollarımı göğsümde birleştirdim ve durup ona baktım. "Haklıymışım. Beni terk etti."
"Neden?" Ona dün bu konudan bahsettiğimden daha şaşkındı. Galiba o da benim gibi inanmak istemiyordu.
"Sormadım. Önemi var mı? Bitti dedi, bitti."
"Önemi olmaz mı? Kızım durup dururken neden ayrılıyor? Hiç sorgulamıyor musun?"
"On aydır toplasan benimle doğru düzgün on kere konuşmadı. Ne zaman bir konu açsam kapadı. Buna rağmen devam ettim. Sıkıntıları vardır, görevde ve çok yoğun çalışıyor dedim. Ama olan ortada. Adam ayrılmak için gün sayıyormuş. Hiç başlamamalıydık dedi Leyal. Daha ne deseydim? Dur bir dakika, bana nedenlerini söyle, ben seni seviyorum mu deseydim?"
"Hayır, elbette," dedi oflayarak. "Kızım çok saçma ya. İlk söylediğinde de bu yüzden inanmak istemedim. Ben onun senin eve nasıl geldiğini hatırlıyorum. Adamın gözlerinden aşk fışkırıyordu. Sana bakarken resmen onu öpmen için yalvarıyordu. Bu kadar aşıkken-"
"Leyal, aptal değilim. Ben de bu anlattıklarının farkındayım. Ama neticede ayrılalım dedi! Nasıl dur derdim. Benim de bir gururum var. On aydır onunla konuşmak için bir takla atmadığım kaldı diyorum. Şimdi ne derse desin, bana gerekçe sunsun ya da sunmasın bir önemi var mı? Her ne içinse istemiyor işte."
"Doğru," dedi Leyal sesi düşerken. Muhtemelen şu an bir çıkış yolu arıyordu. "Boşuna düşünme. Ben bir şey yapmayacağım. O hangi nedenden ayrılmak istediyse; bunu telafi etmeye niyetlenecekse -ki hiç sanmıyorum- gelip benden özür dileyecek. Aşkından ölüyorum, ne olur beni affet diyecek. Yoksa, yok. Benden bu kadar."
"Aşk çaba ister. Ben bu işlerden çok anlamam ama bu kadar katı olma."
"Ben çok mu anlıyorum? Gözümü açtım, hiç görmediğim bir adamı sevdim. Yakında yirmi beş yaşında olacağım. Yirmi beş. Yaşıtlarım ellinci sevgilisiyle takılırken ben bir kişiyi görmek istedim. Onunla olmak istedim. O da şimdi yok diyor, resmen bana köpek çekiyor. Hayatta adım atmam."
"Hakkın var. Ben buna bir şey demiyorum. Sadece sandığımız gibi olmadığını düşünüyorum."
"Beni korumak için mi yaptığını düşünüyorsun? Belki teşkilat ayrılmamızı istemiştir. Yoksa birinizi görevden alacağız falan demişlerdir. Bir anda kesilen mesajları düşünülürse bu olası ama biz çocuk değiliz." Hızla başını salladı. "Tam olarak bu yüzden olabilir."
"Diyelim ki öyle. Beni korumasını ona kim söyledi? Ben üstesinden gelebilirdim. Çok özledim Leyal. Bir sarılmayı bile çok gördü. Şurada kaldım," diyerek elimi çeneme dokundurdum. "Buraya dokundu ve ben daha fazlası için yalvarmak istedim. Ne kadar acizce. Kuyruğu dik tuttuğuma bakma. Gurursuzun önde gideniyim ama saklıyorum."
Kollarını açıp bana sarıldı. "Balca, Balca," diye yineledi. "İşte bu yüzden aşkı lanetledim. Acı çekmekten başka bir şey değil. Ama güven bana bu işte bir iş var. O on ayın tamamı boyunca yanındaydım. Öncesi de. Ali Cihan seni seviyor, kalıbımı basarım. Kim ayrılacağı kadının çenesini tutar. Sevmiyorsa onun duygularının, kırılmasının bir önemi olur mu?"
İçimi çektim. "Haklısın. Sen de haklısın ama ben de haklıyım."
"Balca!"
Zehra'nın neşeli sesi sokağın başından yükseldiğinde Leyal ile ayrıldık. Elinde bir market torbası sallayarak bize doğru ilerliyordu. "Döndüğünü abimden öğrendim. Ben de alışverişten sonra sana gelecektim."
Önümüzde durup Leyal'e gülümserken bana sarıldı. "Seninle hep hoş geldin ve hoşça kal zamanlarında tesadüf ediyoruz ama bu defa sonmuş. Bir daha hoşça kal yokmuş."
Ayrıldığımızda samimi bir tebessümle Leyal ile tokalaştı. "Ben Zehra. Balca'nın görümcesiyim."
Leyal kıkırdadı. "Ay, sen o Zehra'sın." İkisi tokalaşmaktan bir anda kucaklaşmaya geçince önümdeki manzaraya göz devirdim. Ben Leyal'e ne anlatıyordum o ne yapıyordu? Ayak üstü düğün tarihi de belirleyin. Çekinmeyin.
"Akşam bize gelsenize," dedi birden Zehra.
Leyal sırıtarak, "Oluuur," dedi ağzını yayarak. "Şahane olur." Ne demek olurdu? Bu kız beni öldürecekti. Zehralara gitmek demek Ali Cihan'ı görmek demekti. Bunu istiyor muydum? Evet! İtirafım beni şaşırttı. Hâlâ mı Balca? Kızım sen akıllanmazsın!
"Hem bugün abimin doğum günü!"
Zehra'nın heyecanla söylediği üzerime şok dalgası olarak çarptı. Ben onun doğum gününü bile bilmiyordum. "35 oldu beyefendi. Sonunda evlenecek."
Evlenecekti ama kiminle? Dişlerimi sıktım.
"Gelirsiniz değil mi? Annemler sizde olacak. Onlar öğlen abimin doğum gününü kutladı," diye sorusunu direkt bana yönelttiğinde yutkundum.
"Bence abinin planları vardır. Dışarıda olur. Biz hiç rahatsız etmeyelim."
"Planı falan yok. Evde olacak. Kutlama falan yapmayacağız zaten, ben ona bir pasta yaptım. Gece yarısı burnuna sokmayı düşünüyorum. İlk defa yaşından dolayı depresyonda. Kutlansın istemiyor."
"O neden?" Bana neydi ama dayanamadım ve kendimi sorarken buldum.
"Bilmiyorum, afrası bin beş yüz. Sabah doğum günün kutlu olsun dedim, neredeyse dayak yiyecektim. Hala otuz dördüm diyor." Zehra sırıttı. "Yaşın ne önemi var. Bana kalırsa senden ötürü."
Ona abisi ile ayrıldığımızı söylemeyecektim. Çok istiyorsa abisi söyleyebilir ve aramızdaki yaş farkının hiçbir önemi kalmadığını dile getirebilirdi. Öncesinde de yoktu ama şimdi Ali Cihan'ın yaşından bana neydi.
Omuzlarımı düşürdüm. Leyal, "Geliriz geliriz. Annenler de Balcalara gelecekse biz de kız kıza takılırız?" diye mırıldandı.
"Siz bir yere mi gidiyordunuz?" diye sorduğunda Zehra, onu yine Leyal cevapladı. "Etrafı keşfediyorduk. Mahalleniz çok güzel."
"Öyledir. Sen de buraya taşınmışsın. Çanakkale'mizi çok seveceksin."
Bu Zehra'nın da her şeyden haberi vardı. Ee tabii, annem onlara istihbarat sağlıyordu.
"Ben abime sigarasını götüreyim. Nikotinsizlikten stres topuna dönüşmüş. Evi ateşe vermeden gitsem iyi olur. Bak, akşam bekliyorum. Bir saate çayı demlemiş olurum."
Zehra son tembihlerini de yaptıktan sonra gözden kaybolduğunda, Leyal koluma girip beni kendine çekti. "Neden stresli ki? Kızım sana diyorum. Bu adama senden ayrılmak koymuş."
"Leyal saçmalama. O zaman neden ayrıldı?" Tam ağzını açıyordu ki konuşmasına müsaade etmedim. "Boş versene. Uzatmaya gerek yok. Zehralara gidince anlarız."
"Ne yani?" dedi Leyal gülerek. "Akşam gidiyor muyuz? Su koyuverirsin diye beklemiştim."
Gidiyorduk tabii. Benden çat diye ayrılmak neymiş hesabını soracaktım. Ya da sormayacaktım. Şu an karasızdım.
*
Leyal elindeki cips poşetini Zehra'ya uzattı. İçeride onun ayakkabılarını çıkarmasını beklerken çekingen hissediyordum. Bu duygu hiç benlik değildi. Hepsi eşek Ali Cihan yüzündendi. Evin tamamı onun gibi kokuyordu. Bakalım burası cehennemim mi yoksa cennetim mi olacaktı?
"Bir sürü çeşit aldım," dedi Leyal ayakkabılarını girişte kenara alarak. Cipslerden bahsediyordu. Onun yemek konusunda en büyük zaafı cipslerdi.
"Ben pek sevmem ama sana eşlik ederim," dedi Zehra gülerek. "Kaşla göz arasında kek de yaptım. Sever misin?"
Leyal başını salladı ve arkasını dönüp kapıyı kapattı. "Pasta yok muydu? Neden bir de kek yapıp zahmet ettin?"
"Hepsini abim yiyebilir. Malum andropozda gibi."
İkisi de buna gülerken ben dudağımın kenarını dişimle çekiştirdim. "Ali Cihan tatlı sevmez."
"Doğru ya," dedi Zehra beşlik simit gibi sırıtarak. "Sen de biliyorsundur. İlginç adam."
Yutkundum. Onlar salona geçerken bakışlarımı evin girişinden mutfağın yanındaki odanın kapalı kapısına çevirdim. Ah, Ali Cihan, bunu bana yaşatmak zorunda mıydın?
Ağır adımlarla onları takip ettim ve balkona çıktık. Zehra masanın üzerine her şeyi hazırlamıştı. Çay bardakları bile hazır vaziyette bizi bekliyordu. Bu balkona akşam vakti ilk defa geliyordum. Sokak akşam olduğunda buradan daha güzel görünüyormuş. Balkon trabzanlarına takılı saksıların içinde gün ışığı enerjili lambalar yanıyordu.
Sokağı izleyebilmek için demirlere yakın olan sandalyeyi çekip oturdum. İçimde bir melankoli söz konusuydu. Onun şimdi bana bu kadar yakın olduğunu biliyordum ya. İçimi çektim ve akşamın erguvan kokulu havası burnumu gıdıkladı. Dışarısı bugün hiç olmadığı kadar sessizdi. Evimizin pencereleri ve ışıkları buradan rahatça görünüyordu. Annemler şimdi Onur amcalar ile salonda sohbet ediyordu.
Evden çıkmaya yakın onlar da gelmişti. Zübeyde teyze de Onur amca da Ali Cihan ile ayrıldığımızı bilmiyordu. Haliyle. Çok yeniydi. Saatler önce ayrılmıştık. Belki de Ali Cihan bunu hiç söylemeyecekti. Rahatının bozulmasını istemeyecek ve beni kullanmaya devam edecekti.
Onu bu yüzden bile kullanmak istemiyordum galiba. Leyal cips paketini yırtınca çıkan hışırtılı sesle dalgınlığım dağıldı.
"Zehra öğretmenmiş. Ne güzel değil mi?" dedi bana bakarak.
Zehra hemen müdahale etti. "Atanamadım. Hâlâ. Ama çok çalışıyorum. İnşallah bu defa olacak."
"Olsun," dedim alçak bir sesle. Böyle konuşmak istemiyordum ama ruh halim diplerde olunca... "Atanınca bu günleri gülerek hatırlayacaksın. Başardım diyeceksin. Hiç üzülme."
"Aslında üzülmüyorum. Abilerim sağ olsun. Hiçbir şeyimi eksik etmiyorlar. Ama tabii mesleğini eline almak gibisi yok." Çaylarını doldurup bardakları önümüze uzattı.
Ali Cihan'ın en sevdiği şey çaydı. Sürmeneli birinden aksi beklenemezdi. Çay bardağına bile özlemle bakar mıydı insan? Küçük bir yudum aldım. Sonra büyük. Daha büyük. Dilim yanarsa aklım oraya toplanırdı.
"Yavaş," dedi Leyal. "Şimdi yanacaksın."
"Bana bir şey olmaz."
"Ali Cihan nerede?" diye sordu Leyal birden.
Zehra çayını yudumlayarak, "Odasının balkonundaydı. Sigara içiyordu. Birazdan yanımıza çağırırım. Rahatsız olmazsın değil mi?" Leyal'e soruyordu. Leyal hemen olumsuz anlamda başını salladı. "Gelsin tabii."
"Sen de çağırabilirsin," dedi bana bakarak. "O senin sevgilin," diye fısıldadı. Birden yükseldi ve neşeyle gülümsedi. "Ay, öyle mutluyum ki. Senden daha iyi bir yengeyi nasıl bulabilirdim. Abim için de çok seviniyorum. Balca sen onun için ne büyük şanssın."
Abartıyordu. Ayrıca artık birbirimizin şansı falan değildik. Hiçbir şeyi değildik. Benden saçma bir şekilde ayrılmıştı.
"Öyle," dedim kuru bir sesle. "Şey, ben biraz..." Bir an için bahane bulamadım. "Lavaboyu kullanabilir miyim? Neredeydi?"
Ağlamak için istemiyordum bunu. Sadece nefes almak istiyordum. Yalnız başıma.
Zehra'nın gözleri ışıldadı. Anlam veremedim. Bu lavaboya gitmek istediğim için miydi?"
"Abimin odasının karşısında. Mutfağın çaprazında kalıyor. Koridoru dön, göreceksin."
Ayağa kalktım. Geçebilmem için Zehra da kalkıp bana müsaade etti. Salonu geçtiğim ilk anda içeriden bir odanın kapısının açılma sesini duydum. Olduğum yerde kalakaldım. Oydu ve ilerlemek ile geri dönmek arasında kaldım. Ancak karar vermek için artık çok geçti. Salonun kapısında durup bana baktı. Üzerinde salaş, siyah bir gömlek ve siyah keten pantolonu vardı.
Ona bakmayı sürdürmedim. Yanından geçip gitmeyi planladım ve harekete geçtim. O anda kolumu tuttu. "Ne yapıyorsun?" diyecekken söze hiç başlayamadım çünkü elini ağzıma kapattı. Sırtım kapının kenarına yaslanırken gözlerimi irice açtım. Eli o kadar büyüktü ki burnumu da altına almıştı. Arkama uzandı. Arka cebimde olduğunu bildiği telefonumu aldı ve bir anda gözümün içine baka baka salonun diğer ucunda duran koltuğun üzerine fırlattı. Kulağıma yaklaştı. Ben hala ne yapamaya çalıştığını anlayamamışken, "Benimle odama gel ve sakın bağırma."
Sesi kulağımı gıdıklarken iki elimi de ağzımdaki eline yapıştırdım. Onu oradan sıyırırken o fısıldıyor diye aynı şekilde, "Delirdin mi?" diye sordum.
Cevap vermek yerine elimi tuttu ve beni odasının olduğu tarafa çekti. İçeriye girdiğimiz anda kapıyı kapattı ve odanın diğer ucuna sürüklendim. "Ali Cihan!" dedim ayaklarımı yere sürterek. "Manyak mısın? Ne yap-"
Yüzünü omzunun üzerinden çevirdi ve tehditkâr bakışları sus der gibi gözlerime mıhlandı.
Sırtım balkon kapısının yanındaki duvara yapışırken bedeni bedenime yaslandı. Elimi tutan elini duvara yapıştırdı. Bu an bana aylar önce restorandaki o anımızı hatırlattı. Ancak şu an, o ankinden çok daha yakın duruyordu. Onu vücudumun her yerinde hissedebiliyordum. "Üzerinde," dedi nefes nefese. "Başka telefon var mı?"
"Yok," dedim nefes nefese. "Ne bu? Ne yapıyoruz biz şimdi?"
"Güzel," dedi bana bakarak. "Benimkini de salonda bıraktım."
"Neden?" Yaptığını anlamaya çalışıyordum.
"Seni özledim Balca. Bunu söylemek için. Çok özledim deli bal. Bugün seni görüp uzak durmak, o sözlere seni kıracağını bile bile devam etmek ölüm giydi. Sen beni öldürüyorsun dedin ama ben öldüm."
Gözlerim kocaman açılırken bedenim titriyordu. Kendini biraz daha bastırdı. Sanki bunun önüne geçebilirmiş gibi. "Titreme," diye fısıldadı çatallaşan sesiyle. "Titreme."
"Seni anlayamıyorum," dedim yutkunarak. Gözlerim gün boyunca ağlamam derken doldu. "Benden ayrıldın. On ay boyunca benimle konuşmadın. Sana yazdım ama hep o kızdan bahsettin. Benim canımı bugün yaptığın konuşma yakmadı. Zaten bekliyordum Ali Cihan. Sen beni buna hazırladın. Ağlayan biri-" dedim ve burnumu çektim. Islak gözlerimi ondan çekerek nefes aldım. "Of, bu neden canımı bu kadar yaktı ki? Biz bu kadar saçma bir ayrılığı hak etmiyorduk. Ben seninle büyüdüm. Küçücüktüm." Bir damla yaş yanağıma sızdı. İşte bundan nefret ediyordum. Dudağımın kenarını sertçe ısırdım. Nefesini boynumda, yüzümün tamamında hissediyordum.
"Şimdi nesin? Senden ayrılmıyorum diyerek kahramanlık mı yapacaksın? Yoksa annene bile itiraf edemediğin ayrılığımız hiç açığa çıkmasın diye serserilik mi yapacaksın? Benden ne istiyorsun?" diye sordum. Gözlerim gözlerini buldu. "Ali Cihan," dedim yutkunurken boğulan titrek sesimle. "Yalvarırım beni öp. Yoksa ölecekmişim gibi hissediyorum."
Buna ben söylemeden çok önce karar vermiş gibi dudaklarını araladı ve dudaklarımın tamamını ağzının içine çekti. Beni soluksuz bıraktığında bugün onun tarafından ilk kez nefessiz bırakıldığım anı unuttum. Elleri kalçalarımı kavradı. Bir an sonra bacaklarım beline sarılıydı ve ben duvara yaslı vaziyette durmaya devam ediyordum.
Nefes almak için duraksadığı bir an, "Senden hiç ayrılmadım," diye fısıldadı. Sonra bir öncekinden daha sertçe öptü. Dudaklarım ve ağzımın kenarları onun öpücüklerinin bıraktığı berelerle dolmaya başladı.
Alt dudağını ısırdım. Çektim ve emdim. "Ayrıldın," diye direttim. Bir günde değil, on ayda." Ağzıma ağzını kapayarak beni susturdu. "Asla. Seni düşünmediğim tek bir an olmadı. İnsan evinden ayrılır mı?"
"Ben senin evin miyim? O zaman neden evini yaktın?"
Elleri kalçamı sıktı. Dudaklarımız ayrılırken kendini bana bastırdı ve sertleşen erkekliği kadınlığıma dayandı. "Yanan kimmiş? Seni özlemekten geberen kimmiş? Hımm?" dedi diklenir gibi. Çenesini burnuma sürttü. "Bu halde olan biri," dedi uyluğuyla beni duvarda yukarıya taşıyarak. Nefes aldım. Kolalarımı omzuna astım ve ellerimi ensesinde birleştirdim. Uzayan saçlarına parmaklarımı geçirdim ve hiç acımadan çektim. "Neden o zaman?" diye sordum diğer yanağıma sızan yaşla bakışlarımı gözlerine kilitleyerek. "Kafan mı karışıktı Ali Cihan? Eğer öyleyse anlardım, beklerdim. Buna gerek var mıydı?" Şu an beni böyle seviyor olmasa bu şekilde düşünmezdim. Sabah bana o sözleri eden adam isteyerek etmemişti.
Biraz geri çekildi ve sızlanır gibi inleyerek uyluğunu bana bastırdı. Duvarda biraz daha yukarıya taşındım. Saçlarına biraz daha asılırken, "Bu konuda kendimden şüphe etmem mümkün değil," dedi net bir şekilde. Başını imkânsız gibi iki yana salladı. "Sekiz ay önce bir telefon aldım. Teşkilat maillerimize erişmiş. Benim Ankara'ya geldiğimi öğrenmiş. Ellerinde evine girerken bile görüntülerim vardı."
Söyledikleriyle nefesim kesildi. Gözlerim belirginleşirken başını salladı. "Öncesinde gizlilik ilkesi bozulduğundan atanmamızı iptal ettiler. Ama şimdi ilişkimizi biliyorlar. Bu kati suretle yasak. Sonu görevden almaya bile gider."
Saçlarındaki ellerimi çözdüm. Yüzümdeki yaşları silerek burnumu çektim. "Beni mi koruyordun, kendini mi? Söylesen anlardım. Kaç aydır üzüntüden geberiyorum. Leyal'e bile anlatmadım ama sen benim canımı çok yaktın."
"En çok kendiminkini. Yazışmaları görüyorlar Balca. Sana bunu oradan söyleyemezdim. Telefonlarımız dinleniyor. Neden telefonunu senden aldım sanıyorsun?"
Ben telefonumu hiç düşünmemiştim ki. Salonda aklımı almıştı. Neden aldı, uzaklaştırdı aklıma bile gelmemişti.
"On ayda toplam on kez konuşmadık. Ne sanıyordun? Günümü gün mü ettim? Sana ters cevaplar vermek beni mutlu mu etti?"
Gözlerim tekrar nemlenirken çocukça başımı salladım. "Orhan'ı kıskanmana bile ses etmedim. Elif'i bile kıskanmadım. Sen daha çok soğuma benden diye. Adını bile geçirmedim. Ne kadar zordu biliyor musun? Ama sen sürekli ondan bahsettin. Ben gurursuz biri değilim Ali Cihan. Ağlamam da," diyerek gözümdeki yaştan tomurcukları parmaklarımın kenarıyla yok ettim. "Ama en çok inandığım, uğruna çocukluğumu, yıllarımı, en toy zamanlarımı harcadığım adamın gerçek benle tanıştıktan sadece birkaç ay sonra ayrılması, soğuk yapması ne hissettirdi bir düşün. Ölmek az kalır. Bu gururlu kız kendini suçladı. Benim yüzümden dedim. Belki de istediği kadar iyi değildim."
"Şşşt," dedi alnını alnıma yaslayarak. "Seni kendine yakıştıramayan biri varsa o da benim. Bir de öyle soğuk yapınca hepten kaybetmekten nasıl korktum biliyor musun? Zaman geçmedi Balca. Gün saydım. Sana gelmek için, her şeyi açıklamak için ama o lanet zaman bir türlü geçmedi."
Odayı sessizliğin eşliğinde salınan nefes seslerimiz doldururken karanlık odada birbirimize baktık. Ne kadar zaman geçti bilmiyordum. Kalbim sakinleşeceği yerde daha da hızlandı. Onunki de benimkinden farklı değildi. Sonra bir anda, "Ben bugün otuz beş oldum," dedi bir fısıltı gibi. "Sen hala yirmi dörtsün. Aramızda biraz daha mesafe açıldı." Yutkundu ve bakışları tüm yüzümde dolaştı. "Bana atandığında senin yaşından bile büyüktüm. İlk atamamdın. Bazen diyorum ki başkası olsaydı ve her gün onunla konuşaydım aynı hisseder miydim?" Ellerimle omzunu sıktım. Düşüncesi bile canımı yakardı. Çünkü ben bir cevap verecek olsam olumsuz olurdu.
Başını gözlerimden teması kesmeden iki yana salladı. "Ben Balca'ya aşıktım. Sen olduğun için. İsteseydim evlenirdim. Sadece ihtimalin yüzünden, bir gün seni görebilme umuduyla bekledim. Ama bu sürede sen birileriyle sevgili oluyor musun, hayatına birilerini alıyor musun diye düşünmekten öldüm öldüm dirildim. O yedi yılı bana sorsunlar. Ben seni bulmuşken bırakır mıyım? Senden soğumak ne demek? Korktum ama senden kendimi eksilttiğim içindi. Ben senden eksildim mi?"
"Hiç," dedim burnumu çekerek. Ellerim omuzlarını sıkarak sevdi. "Üzüldüm ama... Geçti."
Gülümsedi ama yarımdı. Kırıktı. Döküktü. "Beni öp," dedim dudaklarına yaklaşarak. "Öp, iyileşelim."
Aldığı nefesi talimatımla benimkine karıştırdı. Ağzımı dişleri ve diliyle yiyip bitirirken döndü ve benimle yatağı tırmandı. Ağır bedeni yatağın ortasına geldiğimizde üzerime örtüldü. Çarşafları onun gibi kokuyordu. Ondan daha çok oydu. Ona bulanmışım gibi hissettim. Ona batıyormuş, onunla çıkıyormuş gibi. Ellerim saçlarının arasına girdiğinde yüzü elbisemin üzerinden göğsüme kapandı. Oradan sesli bir nefes çekti. Öpücükleri ardı ardına sıralanırken titreme geri döndü ve tüm vücudumu sardı.
Bunu hissettiğini artan öpücüklerinden ve ağırlığını daha fazla üzerime verişinden anladım. Kolları sırtımın altından geçip beni göğsüne yapıştırdı. "Sadece birkaç dakikamız kaldı. Zehra anlaşmamızı bozacak ve kapıyı çalmaya gelecek."
Dişleri elbisemin önündeki düğmeyi çekiştirdi. Açmakta başarılı olamayınca elinin birini hemen önüne aldı. Gözleri gözlerimle buluşurken başını sallayarak o düğmeyi çözdü.
Titremekten ötesini yaşıyordum. Çenem birbirine vurmasın diye kendimi sıkıyordum. Zorlanarak, "Onunla anlaşma mı yaptın?" diye sordum. İkinci düğmem de açıldı. Bakışları aşağıya inerken, "Kapının önünde karşılaşmanız planlıydı. Onu aşağıya ben yolladım. Karşınıza bilerek çıktı." Üçüncü düğmem de açıldığında gözlerim oraya kilitlendi. Krem rengi dantelli sütyenimin tamamı görünüyordu. "Ali Cihan," diye fısıldadım. Sesimde gizli bir inleme saklıydı. Dudağının kenarını ısırarak bana baktı. "Sadece kokunu istiyorum. Kimsenin kokunu almadığı yerden, sadece benim şarap gibi içeceğim yerden, buradan," dedi ve iki parmağını göğüs oluğuma bastırdı. Parmaklarıyla orayı yakarak deleceğini sandım.
Sızlanma dolu bir sesle inledim. "On ay geçti, on," dedi üstüne basa basa. "Bunu hak ettim."
Laf sokmak için uygun zaman değildi ama kendime engel olamadım. "Sen bir cezayı hak ettin."
Sakallı çenesini gözüme sokar gibi göğüs oluğum boyunca gezdirdi. Buna, bu kadar etkilenmemeliydim ama... Gözlerimi yumdum ve başımı geriye attım. "Neden işkence edilen benim?"
Gülüşünü hissettiğimde burnu orama dokundu. Sonra da dudakları. Elimi kaldırıp saçlarına asıldım. "Sadece kokumu alacaktın-" dedim ama lafım yarıda kaldı. Dudaklarının yumuşak ve sıcak dokusu bütünüyle orayı kapladı. Islaklığını oraya yaydı. "Öpmem diye söz vermedim. Çok lezzetli bir kokun var."
Saçını çektim. Onu yukarıya taşıdım ve dudaklarına yapıştım. Zaman ve mekân kavramı artık bende yoktu. Şu an onun yatak odasında, onun yatağında düğmelerim açılmış vaziyette yatıyordum. O üzerimdeydi. Beni yiyip bitirmek ister gibi öpüyordu. Resmen onun tarafından yutuluyordum. Kayboluyordum.
"Telefi edebildim mi?" diye sordu dudağımın kenarını ısırırken.
"Benden uzak durmaya devam edecek misin?"
"Mecburuz. Sen yükselme alana kadar. Ben kendime uygun bir teşkilat bulana kadar. Belki Isparmaça gibi Gök Kuzgun'a tekrar geçerim. Ama bunun için zaman gerek."
Isparmaça'nın kim olduğunu bilmiyordum ama bu Göçebe'nin bahsettiği kıdemli ajan olmalıydı. Ellerini elbisemde hissettim. Açtığı gibi teker teker ama ağır bir şekilde ilikliyordu. Dudakları ağzımdaki istilasına devam ediyordu.
"Senin için bugün pasta yiyeceğim. Bu ne kadar zor bir şey benim için bilsen. Birlikte ayrı ama bir olarak o balkonda oturacağız. Hiç konuşmayacağız. Senin aklında o an, bu an olacak. Benimkinde ise hep. Tekrar seninle şöyle bir an yaşayana kadar."
Yüzünün yanlarını sevdim. "Teşekkür ederim," diye fısıldadım. Sonra yatakta doğrularak ona sıkıca sarıldım. Elim aramıza girdi ve kalbinin üzerini kavradı. "Beni buradan çıkarmadığın için." Saçlarımı öptü, boynumu. "Asla," diye fısıldadı. "Asla. Yarın bizim ekiple tanışacaksın." Söylediği ile duraksadım. Hissetti. "Biliyorum, haberi daha gelmedi. Yarın sabah söylerler. Sana orada yakın davranamam. Hatta soğuk bile davranabilirim ama bu anı hatırla."
Başımı salladım. Ona yetmemiş gibi, "Söz mü?" diye sordu. "Bir daha benim yüzümden üzülmeyeceksin."
"Söz," diye fısıldadım.
"Sen ve ben şimdi başlıyoruz."
Bölüm bitti ama devam edecek. Eğer yetiştirebilirsem bir bölüm daha açacağım. Şu instagramdaki alıntılı olan bölümü :)))
Şayet yetişmezse yarın akşam açarım.
Beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmadınız değil mi?
İnstagram: Piyamor_
