Şirket binasının koridorları sabah sessizliğini koruyordu. Ayak sesleri mermer zeminlerde yankılanırken, Haneul'un tilki kulakları her açıdan gelen sesleri yakalıyordu—uzaklardaki bir temizlikçinin mop sesi, asansörün kapı açılışında çıkardığı melodik uyarı, Minho hyung'un telefonda konuşurkenki alçak sesi. Jeongin yanına yaklaştı ve Haneul'un omzuna hafifçe dokundu.
Jeongin: Ne bakıyorsun öyle? Gözlerin kocaman açılmış, yine bir şey mi kokladın?
Haneul başını iki yana salladı ama burnu hâlâ havadaydı. Bir şey vardı—tatlı, hafif meyveli bir koku. Koridorun sonundaki dans stüdyosundan geliyordu.
Haneul: Hyung, stüdyoda biri var. Biraz önce girdi.
Changbin: Bu saatte? Kim olabilir?
Kapıya geldiklerinde, Haneul'un tahmini doğru çıktı. Stüdyonun içinde, yerde oturmuş telefonuyla ilgilenen genç bir kız vardı—sanırım yeni stajyerlerden biriydi. Yerde açık bir meyve suyu kutusu duruyordu, işte o tatlı koku buradan geliyordu. Kız başını kaldırdı ve sekiz üyeyi görünce şaşkınlıkla ayağa fırladı.
Stajyer: A-a! Özür dilerim! Ben sadece... erken gelmiştim de... Bir şey mi yaptım?
Chan: Sorun yok, kimse sana bir şey demedi. Biz de prova için geldik.
Haneul'un bakışları yerdeki meyve suyu kutusuna takıldı. Açıktı, yarısı içilmişti. Burnu otomatik olarak o kokuyu yeniden çekti. Kuyruğu arkasında hafifçe sallandı, ama yüzünde masum bir ifade vardı. Hyunjin, Haneul'un bakışlarını fark etti ve kulağına eğilip fısıldadı.
Hyunjin: Sakın o kutuyu almaya kalkma, kimseye garip gelme şimdi.
Haneul: Almıyorum ki... Sadece bakıyorum.
Hyunjin: Bakışın "almak istiyorum" der gibiydi ama.
Stajyer, çantasını toplayıp hızla stüdyodan çıkarken meyve suyu kutusunu unuttu. Haneul'un gözleri kutuyu takip etti, kulakları öne doğru eğildi. Jeongin, kardeşinin bu halini hemen fark etti.
Jeongin: Haneul. Bakma öyle.
Haneul: Bakmıyorum! Sadece...
Seungmin: Sadece ne? Meyve suyunun tadını merak mı ediyorsun? İçinde şeker var, biliyorsun.
Haneul, Seungmin’in sözlerine bozulmuş gibi yaparak dudaklarını büzdü. Kuyruğu arkasında huzursuzca bir kez sallandı.
Haneul: Şeker falan umurumda değil! Sadece… kokusu çok tatlıydı, merak ettim.
Felix: Tatlı koku mu? Ne kokusu?
Haneul: Meyve suyu… bilmiyorum, sanki çilek ve portakal karışımı gibi.
Chan, Haneul’un kokuya bu kadar odaklanmasını ilginç bulsa da konuyu değiştirmek için ellerini çırptı.
Chan: Tamam çocuklar, hazırlanın. Önce ısınma hareketleriyle başlıyoruz, sonra koreografiyi adım adım çalışacağız. Haneul, sen benimle başla.
Haneul, Chan’ın yanına giderken bir kez daha yerdeki meyve suyu kutusuna baktı, ama sonra başını çevirdi. Kulakları dik, kuyruğu sakin bir şekilde arkasında asılıydı. Isınma hareketleri sırasında Haneul, diğer üyelerle birlikte esneme ve tempo çalışmaları yaptı. Kızıl kuyruğu denge sağlamak için doğal bir şekilde hareket ediyor, kulakları ise müziğin ritmine göre hafifçe seğiriyordu. Minho yanına yaklaşıp alçak sesle konuştu.
Minho: Bugün çok odaklısın. Normalde bu saatlerde hâlâ uyku sersemi olurdun.
Haneul: Bugün özel bir şey var, Chan hyung söyledi ya.
Minho: Doğru. Merak ediyor musun?
Haneul: Çok! Ama söylemeyeceğini biliyorum.
Minho, Haneul’un kulaklarının hafifçe aşağı eğilmesine gülümsedi. Tilki merakını saklamakta hiç iyi değildi. Bir saatlik ısınma ve tempo çalışmasının ardından Chan, herkesi ortaya topladı. Müzik çalmaya başladığında, Haneul’un gözleri parladı—parça daha önce duymadığı bir şeydi, ritmi hızlı ve enerjikti. Koreografinin başlangıcı herkes için aynıydı, ama dance break kısmına geldiklerinde Chan durdu ve Haneul’a döndü.
Chan: Haneul, bu kısımda sen öne çıkıyorsun. Sana özel bir solo koreografi hazırladım. Hareketlerin vahşi ve keskin olmalı, ama aynı zamanda akıcı. Tilki gibi. Hem sevimli hem tehlikeli. Senin doğal duruşuna uygun olacağını düşündüm.
Hyunjin: Tek yapman gereken kameraya bakıp sevimli tilki suratını yapmak.
Changbin: Doğru, Haneul. Bu kısımda hareketlerin çok keskin olmalı. Pençelerini kullanıyormuş gibi el hareketleri var, izleyenlerin nefesini kesmeli.