Ormanın derinliklerindeki o uğultulu sessizliği Turgut Alp’in soğuk sesiyle bozulmuştu. Gökçe Hatun, dizlerinin üzerindeyken elini yavaşça belindeki gümüş kamaya götürdü. Turgut'un gözleri, her zamanki dost canlısı parıltısından yoksundu; sanki ruhu arkasına saklandığı bir perdenin gerisindeydi.
"Turgut..." dedi Gökçe, sesi bir uyarı gibi hırıldayarak. "Gözlerin... Onlar senin gözlerin değil."
Zihindeki Kelepçe
Börü, hapsolduğu görünmez duvarın arkasında çılgına dönmüş gibi pençelerini boşluğa vuruyordu. Gökçe, kurduyla arasındaki bağı zorladı. O an, Börü’nün zihninden kendine akan simsiyah bir duman hissetti. Bu, Leon’un büyüsüydü. Büyücü, Turgut’u öldürmemiş, onu bir kuklaya çevirmişti.
Turgut, elindeki baltayı yere vurdu. "Beyimiz seni bekler, Kurt Kızı. Ama o Osman Bey değil. Gerçek bey, karanlığın içinden doğandır."
Tam o sırada gökyüzünden bir gölge dikine bir dalış yaptı. Alaca, pençelerini Turgut’un başındaki börke geçirerek onu bir anlığına sarsmayı başardı. Bu saniyelik boşluk Gökçe’ye yetti. Gökçe, bir yay gibi fırlayarak ayağa kalktı. Ancak kamasını Turgut’a doğrultmadı.
Ruhun Uluması
"Börü, şimdi!" diye haykırdı Gökçe.
Gökçe, ellerini toprağa dayadı ve gözlerini yumdu. Mitolojik bir vecd haline geçti. Atalarından miras kalan o kadim gücü damarlarında hissetti. Şaman Akça’nın öğrettiği gibi, sadece kurtlarla değil, dostlarının ruhuyla da konuşmalıydı. İçinden gelen o derin, göğüs kafesini yırtan ulumayı dışarı bıraktı. Ama bu ses dışarıdan duyulmuyor, doğrudan ruhlar aleminde yankılanıyordu.Bu ses, Börü’nün hapsolduğu enerji duvarını bir cam gibi tuzla buz etti. Börü özgür kalır kalmaz bir ok gibi atılarak Turgut’un üzerine değil, Turgut’un hemen arkasındaki gölgeye, yani büyücünün oraya bıraktığı o sinsi "gözcü ruha" saldırdı.
Gölge Kırılması
Börü’nün dişleri gölgeyi parçaladığı an, Turgut Alp sarsılarak dizlerinin üzerine çöktü. Gözlerindeki o siyah perde kalkmış, yerini derin bir şaşkınlığa bırakmıştı. "Gökçe... Ne... Ne oldu bana?" diye inledi Turgut. Gökçe, nefes nefese dostunun yanına gitti.
"Leon seni bir kukla gibi kullandı Turgut. Ama Kayı'nın kurdu, zincir tutmaz. "Tam o sırada, rüzgarın yönü değişti. Ormanın derinliklerinden, binlerce fısıltıdan oluşan bir kahkaha yükseldi. Bu, Büyücü Leon’un sesiydi.
"Güzel bir oyun, Kurt Kızı. Ama Kızıl Dolunay yükseldiğinde, sadece kurtlar değil, senin en derin korkuların da uluyacak. Seni İznik’in kapılarında bekliyor olacağım."
Gökçe Hatun, Alaca’yı tekrar omzuna çağırdı. Börü, hırlayarak yanına geldi. Turgut Alp’i yerden kaldırdı. Savaş artık obanın sınırlarından taşmış, karanlığın kalbine, İznik’e doğru bir ölüm koşusuna dönmüştü.
4. Bölümde neler olacak?
*Gökçe Hatun ve Börü iznik yolunda hangi mitolojik yaratıklarla karşılaşacak?
*Osman bey bu gizli savaştan nasıl haberdar olacak?
*Kızıl dolunayın sırrı ne?
Kitap hakkındaki düşüncelerinizi yazarsanız çok sevinirim ❤️
