İçeriğe geç

KIZIL ÇALIKUŞU

Bölüm 3 · 10 dk okuma

KIZIL ÇALIKUŞU

Bölüm 3

3.Bölüm: KADRAJDAKİ BEBEK

Ben anne oluyordum. Ne kadar büyüleyici bir şeydi bu. Anne olmak. Sorumluluklarım artacaktı, zor zamanlar geçirecektim ama hepsinde yanımda olacak bir Savaş Karahanlı vardı.

Sert ve otoriterdi ama kitabı kapağına göre yargılamamalısınız derler ya, Savaş'ı da dış görünüşüne göre yargılamamamız gerekiyordu.

Sert ama derin bir adamdı Savaş Karahanlı.

Gözlerimi açtığımda yumuşacık bir yataktaydım. Akşam Savaş ile yatmıştım ama şuan yanımda yoktu!

"Savaş," diyerek doğruldum yerimden. Tam ikinci kez adını seslenecektim ki yerde yorganlar arasındaki Savaş'ı görmem ile duraksadım.

Yerde yatmıştı!

Savaş Karahanlı yerde yatıyordu!

"Savaş," diyerek yataktan kalktım. Yanına gittim ve elimle sırtından dürttüm onu.

"Savaş kalksana yerden,"

Savaş kıpırdanarak uyandığında kehribar rengi gözleri kahverengi gözlerime değdi.

"Bir sorun mu var? İyi misin? Karnın mı acıktı? Eğer-"

"Birşeyim yok, sakin ol. Neden yerde yatıyorsun? Benimle yatıyordun en son," gözlerini kaçırarak yutkundu.

"Gece rahat uyuyamadın, kâbus falan gördün. Bende uyandığımda biraz yakındık. Sandım ki temasımdan rahatsız oldun, yere yattım bende"

Savaş Karahanlı benim için yerde yatmıştı.

Gülümsedim. O da gülümsedi.

"Bugün nikâh var," dedim gözlerine bakarak.

"Bugün resmi bir nikâh ile karım oluyorsun, Çalıkuşu. Bebeğine baba olmamda hiçbir engel kalmıyor,"

Savaş Karahanlı çok düşünceliydi. Savaş Karahanlı gözlerinde derin anlamlar taşıyan bit adamdı.

"Hadi gidip kahvaltı edelim, saat birde nikâh var," kolundaki saate baktı "yani şuanda tam iki saat var. Saat on bir olmuş. Hadi kalkalım Çalıkuşu," diyerek kalktı ve elimden tutarak yatakları bile toplamadan mutfağa götürdü beni.

Mutfak masasının sandalyelerinden birinde minder vardı ve beni minderli olan sandalyeye oturtarak tezgahta bir şeyler hazırlamaya başladı. Ben ise sadece onun o iri ve kaslı sırtına bakarak vakit öldürdüm.

Yaklaşık yarım saat sonra önüme koyduğu süt dolu bardak, omlet, beş tane zeytin, bir iki dilim peynir, iki salan ve dilimlenmiş salatalık domates dolu tabağı önüme bıraktığında aynısından kendinede almıştı. Tek bir farkla. O kahve içiyordu ben süt.

"Ben neden kahve içmiyorum?" Tabağından başını kaldırdı ve bana baktı.

"Karnındaki ufaklığı unuttun galiba? Sorun değil, sen unutsan bile ben onu unutmam," dedi o sert sesiyle.

Gel de düşme! Gel de bu adamı sevme şimdi!

Kahvaltıyı bitirdiğimizde tabağımı kaldırmak için elime aldım ancak arkadan bir el elimdeki tabağı tuttu. Arkama baktığımda bu kişinin Savaş olduğunu fark ettim. Başka kim olacaktı ki zaten?

"Sen otur annemi bekle, nikâh için gelinlik getirecekmiş," dediğinde gözlerim kocaman açıldı.

"Nikâhta gelinliği ne yapacağım? Düğün değil ki bu!"

"Yavrum anneme alışman lazım, o böyle şeylere bayılır ve eksiksiz olmasını ister." Yavrum mu?

Dediği şeyi fark ederek bana döndü ve kısa bir süre gözlerini kapatıp açtı. "Başta ki kelime yanlışlıkla ağzımdan kaçtı, özür dilerim," dediğinde önemli olmadığını söyleyerek koltuklardan birine oturmaya gidecektim ki çalan kapı ile kapıya doğru yöneldim.

Kapıyı açtığımda karşımdaki manzara ile düşüp bayılabilirdim.

"Selam Alçin. Sen yorulma diye bütün herşeyi ben halledeceğim. Bak gelinliğini bile ben aldım. Umarım bedenine tam olur. Hadi içeri geçelim de sende hazırlan. Bir buçuk saat kaldı nikâha,"

Zorla gülümsedim ve geri çekilerek bir ordu insana yolu açtım. Hepsi karınca gibi bir bir içeri geçerken bu işin bir an önce bitmesini diledim.

.

Yarım saat!

Yarım saattir biri saçımla, diğeri tırnaklarımla, diğeri makyajımla uğraştı!

"Azize hanım," diye seslendim arkadaki koltukta oturup moda dergisi okuyan Azize hanıma.

"Söyle canım,"

"Nikâhta ne için gelinlik giyiyorum?"

"Nikâhtan sonra parti var. Onun için canım," gözlerim kocaman açıldı.

"Parti mi?"

"Evet. Hadi sen hazırlanmaya devam et," diyerek dergisine gömüldü.

Şimdi kadının hakkını yiyemem nikâh için aldığı gelinlik çok güzeldi.



Bir dakika! Nikah, düğün, parti... E ben kaç tane gelinlik giyecektim? Üç gelinlik giymezdim heralde? Yok o kadar da değildir? O kadar parayı benim giyeceğim gelinlik harcamamışlardır.

Harcamamışlardır değil mi?

Ya bir gelinlik kaç para, harcamamışlardır.

Saçım ve makyajım bittiğinde ayağa kalktım ve boy aynasının önüne geçtim.

Terzilerden biri arkamdan gelinlikle uğraşırken karnıma ufak bir ağrı girdi. Giren ağrı ile yüzümü buruşturdum.

Elim karnıma giderken sancı anlık bir şekilde yükseldi ve ben ufak bir çığlık ile eğildim.

İki büklüm olurken terzilerden biri koluma girdi. Azize hanım elindeki dergiyi bırakarak yanıma geldiğinde diğer elimi kaldırdım.

"İyiyim yok birşey. Anlık bir şeydi. Geçti," dediğimde makyajımı yapan kadın bir bardak su ile yanıma geldi. Suyu alıp içtiğimde kadına geri verdim.

"Savaş'ı çağırın hemen,"

"Gerek yok Azize Hanım. Geçti gitti bile," derken elim hâlâ karnımdaydı ancak acı veya sancı yoktu.

"Dediğimi yapın ve Savaş'ı çağırın," dediğinde kadın başını salladı ve odadan çıktı.

"İyi misin kızım?"

"İyiyim Azize hanım. Büyütecek bir şey yok. Aniden geldi geçti," eliyle sırtımı sıvazladığında duraksadım.

Benim annem benim sırtımı hiç okşamamıştı.

Kapı açıldığında Savaş sert adımlarla yanıma geldi. Gözlerinde kocaman bir endişe vardı ve endişe gözlerini ele geçirmişti.

Çok yakışıklı olmuştu. Giydiği damatlık çok yakışmıştı ona.

"Ne oldu? Neyin var?" Sesi sertti. Ama endişe milimlik bir yumuşama sağlamış olacaktı ki gözlerinde o sert ifade yer alamamıştı.

"Yok bir şey,"

"Var oğlum,"

"Azize hanım iyiyim yok bir şeyim,"

"Var oğlum,"

"Azize hanım iyiyim diyorum,"

"Değil oğlum,"

Allah'ım sen bana sabır ver ya.

"Gelin kaynana tartışmasını kesin de ne olduğunu anlatın. Neyin var Çalıkuşu?" Dedi yanıma çökerken.

"Gelinliği ayarlıyorlardı. Birden ufacık bir sancı girdi ama anlık bir şekilde geldi geçti. O kadar,"

Savaş'ın gözlerindeki endişeli ifade büyürken bu sefer endişenin yanına sert bir ifade eklendi. Çalışanlara döndü o sert ifadesi ile.

"Benim karımı yormadan bir iş yapın! Karımın sancısı tutuyor ve bunun sebebi yorgun olması. Karıma veya bebeğime gelecek en ufak zararda bu dünyayı hepinize dar ederim ve onlara gelen zararın on katını size veririm," şaşkınlıktan kocaman açılan gözlerim ile yanımda çökmüş olan Savaş Karahanlı'ya baktım.

"Peki efendim,"

"Özür dileriz efendim,"

"Tamam efendim,"

Tüm çalışanlar onay verirken Savaş beni birden kucağına aldı ve Azize Hanıma döndü.

"Bu kadar karımla oynamak yeter. Karım yeterince güzel zaten, daha fazlasına gerek yok. Nikâh dairesine gidiyoruz şimdi," Azize hanımın bir şey söylemesine fırsat vermeden kucağına gelinlik içindeki benle beraber odadan çıktı.

"Savaş sakin olur musun ben iyiyim," nafileydi. Sakinleşmiyordu, endişelenmişti bir kere ve kolay kolay sakinleşeceğe de benzemiyordu.

"Nasıl sakin olayım," dedi birden.

"Senin canın yanmışken ben nasıl sakin olayım? Bebeğimize bir şey olabilirdi, sana bir şey olabilirdi ben nasıl sakin olayım?"

"Savaş ufacık bir sancıydı. Geldi geçti. Yok bir şey," sözümü bitir bitirmez derin bir nefes aldı.

Savaş kucağında benimle beraber evden çıkıp arabanın yolcu koltuğuna oturttu beni. Ardından sürücü koltuğuna geçti ve kimseyi beklemeden arabanın motorunu çalıştırdı.

Yol boyunca beş dakika da bir iyi olup olmadığımı soruyordu.

Nikâh dairesine ulaşmamıza çok bir mesafe kalmamış iken yine o meşhur soruyu sordu.

"İyi misin Çalıkuşu?" Gülerek gözlerimi devirdim.

"İyiyim Savaş. Beş dakikada bir sormana gerek yok,"

Derin bir nefes alıp verdiğinde arabayı durdurdu ve ben geldiğimizi anladım. Hemen ardımızdan üç dört araba daha bizimle aynı hizaya park ettiklerinde biz arabadan indik ve Savaş elimi tuttu.

"Hadi gidip nikâhımızı kıyalım Çalıkuşu," Aynı anda gülümsedik.

.

"Siz, Mehmet kızı Alçin Karnaval. Hiçbir baskı altında kalmadan, kendi hür iradenizle Yakup oğlu Savaş Karahanlı'yı eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?"

Nikâh memuru sorusunu tamamladığında Savaş'a döndüm ve gülümseyerek gözlerine baktım ve onun gözlerine bakarak nikâh memuruna cevap verdim.

"Evet," dediğimde nikâh salonunda koca bir alkış tufanı koptu. Benim kimsem yoktu bu yüzden Savaş'ın ailesi ve en yakın arkadaşları gelmişti sadece. Şahitler bile Savaş'ın tarafındandı.

Alkışlar durduğunda nikâh memuru Savaş'a döndü bu sefer. Savaş'ın gözleri ise sadece gözlerimdeydi.

"Siz Yakup oğlu Savaş Karahanlı, hiçbir baskı altında kalmadan kendi hür iradenizle Mehmet kızı Alçin Karnaval'ı eşiniz olarak-"

"Evet!" Dedi Savaş nikâh memurunun sözünü bitirmesine müsaade etmeden.

Alkışlar ve ıslıklar havada uçuşurken Savaş'ın gözleri gözlerimden hâlâ ayrılmamıştı.

Sanki yıllardır sevgiliymişiz ve şimdi de evleniyormuşuz gibi hissediyordum.

Şahitlere de sorulduktan sonra sıra imzadaydı.

İmzalar atıldıktan sonra nikah memuru bize döndü, "Bende belediyenin bana vermiş olduğu yetkiye dayanarak sizleri karı koca ilan ediyorum, mutluluğunuz daim olsun," dedi ve nikah cüzdanını bana verdi. Nikâh cüzdanını imde tutarken Savaş'a döndüm. İkimizinde yüzünde tarifsiz bir mutluluk ve o mutluluğun meyvesi olan bir gülümseme vardı.

Savaş ve Alçin evlendi.

Hayır, sil.

Örgülü ve Huysuz evlendi.

Savaş'ın gözlerine bakarken Savaş dudaklarını araladı.

"Öpeyim mi?" Gülümsedim. Öpmek için benden izin istiyordu.

"Öp," dediğimde sanki bu anı bekliyormuş gibi dudaklarıyla dudaklarımın üzerini örttü.

Alkış ve ıslıklar artarken elim yüzüne çıktı.

Dudaklarımız birbirine sarılırken bir şey oldu. Savaş'ın bir eli belime diğer eli karnıma çıktı.

Savaş Karahanlı bebeğine dokunuyordu.

Savaş Karahanlı ilk defa dokunuyordu bebeğine. Beni öperken bebeğine dokunuyordu.

Eğer şuanda bir rüyanın içindeysek beni uyandırmayın yalvarırım.

2 GÜN SONRA (DÜĞÜN GÜNÜ)

Savaş nikâh günü sancım tuttuğu için partiyi iptal etmişti. Ne kadar gerek olmadığını söylesem bile dinlememişti ve iptal etmişti.

Bugün düğünümüz vardı.

İki gün önce evlenmiştik. Biz çok mutluyduk.

Bazen iyi ki o kürtaj merkezine gitmişim diyordum ancak bebeğimden vazgeçmek için oraya gittiğim gerçeğini hatırladığımda ise canım acıyordu. Az kalsın bebeğimden vazgeçecektim. Kendi bebeğimin katili olacaktım.

Şimdi boy aynasından kendime bakıyordum. Düğün için aldığımız gelinlik ile yapılan saç ve makyajım çok uyumluydu.



Kalbim çok hızlı atıyordu.

Birazdan çıkıp fotoğraf çekimine gidecektik. Düğün fotoğrafları çektirecektik.

Örgülü gelinlik giymişti. Huysuz damatlık giymişti. Şimdi gidip fotoğraf çektireceklerdi ve sonra düğün salonuna gideceklerdi.

Odanın kapısı çaldığında girmesini söyledim ve kapı açıldı.

Açılan kapıdan odaya tüm yakışıklılığı ve karizmasıyla Savaş Karahanlı girmişti.

Üzerindeki damatlık ona çok yakışmıştı.



"Bebeğim. Çok güzel olmuşsun," dedi beni baştan aşağı sürerken. Onun bu sözlerine gülümsedim.

"Savaş. Çok yakışıklı olmuşsun," dedim onun gözlerine bakarken.

Yanıma geldi ve dudaklarını alnıma bastırdı. Gözlerimi kapattım ve anın gerçekliğine alıştırdım kendimi.

Dudaklarını alnımdan çektiğinde gözlerimi açtım. Savaş Karahanlı dizleri üzerine çöktü. Ben ne yaptığını anlamazken cebinden bir kutu çıkardı.

"Biliyorum," dedi gözlerime bakarken. Sonra devam etti, "Geç kaldım bunu sormak için. Ama şimdi sorsam da olur değilmi?" Gülümsedim.

"Çalıkuşu ben küçüklüğümde ki o örgülüye, bugünümün de Kızıl Çalıkuşuna aşığım. Yıllar boyu değişmedi bu düşüncem. Değişmez de. Elli yıl geçsin yine de değişmeyecek bu düşüncem. Ne olursa olsun tuttuğum ellerini bırakmayacağım. Ne seni ne de bebeğimizi bırakmayacağım. Ben senin kalbinde olmayınca çok üşüyorum. Beni kalbine alıp ısıtır mısın?"

Gözlerim dolmuştu. Mutluluktan ağlamak üzereyim ama ağlayamazdım.

Başımı salladım.

"Evet. Evet alırım seni kalbime. Alırım ve seni hiç çıkarmam kalbimden," dediğimde dizleri üzerinden kalkmadan elimi tuttu ve içindeki yüzüğü taktı parmağıma.

Dizleri üzerindeyken iki elini de karnıma koydu. Bende ellerimi onun o dünya güzeli saçlarına daldırdım. Ben onun saçlarını okşarken o da karnımı okşuyordu.

"Babam," dedi elleri ve bakışları karnımdayken. "Babam," dedi tekrar. "Hele bir doğ, seni ölümüne koruyacağım. Seni kollarıma alayım, hiç bırakmayacağım. Seni hep seveceğim babam," Tüm sözleri kalbime masaj yaparken dolu gözlerimden bir damla yaş aktı.

Başını karnıma yaslayarak bana sarıldığında ellerimi omuzlarına koyarak bende ona sarıldım.

"Savaş, biraz daha böyle devam edersek ben buraya oturup salya sümük ağlarım," dediğimde güldüğünü işittim. Dizleri üzerinden kalktığında gözlerinin sulandığını gördüğümde şaşırdım.

"Sen ağlıyor musun?" Dedim şaşkınlıkla. Hemen gözlerini sildi.

"Yok canım. Ne ağlayacağım, ağlamadım." Güldüm. Güldüğümde bakışları dudaklarıma kaydı. Gülüşüme bakarken onunda dudaklarına bir gülümseme kondu. Yaklaşıp gülüşümü öptüğünde içimde bir şeylerin uçuştuğunu hissettim.

"Savaş hadi gidelim yoksa geç kalacağız," dediğimde beni onayladı ve eğilip kucağına aldı.

Arabanın önüne geldiğimizde süslenmiş arabanın yolcu koltuğuna beni oturttu ve dudaklarıma kısa bir öpücük kondurarak kapımı kapattı ve sürücü koltuğuna geçti.

...

"Evet Savaş bey şimdi çenenizi Alçin Hanımın karnına yaslayarak Alçin hanıma bakın. Alçin hanım sizde başınızı eğerek Savaş beye bakın,"

Fotoğrafçımız Eren beyin dediği şekilde durduğumuzda art arda üç kere gelen deklanşör sesi ve patlayan flaş ile fotoğrafımızın çekildiğini anlamak zor olmamıştı.

Savaş çenesini karnıma yaslamış bana bakarken bende başımı eğmiş ona bakıyordum. İkimizinde yüzünde gülümsememiz parıl parıl parlıyordu ve etrafı aydınlatıyordu bir güneş gibi.

"Çok mutluyum," dedim eğdiğim başım ile ona bakarken. Dişlerini göstererek güldüğünde Eren beyin sesi aramızdaki bakışmayı böldü.

"Savaş bey şimdi ayağa kalkın ve Alçin hanıma sarılın," Savaş gözlerini devirirken ayağa kalktı ve bana sıkıca sarıldı. Başım onun göğsünde saklanırken vanilya kokusu burnuma doldu.

Yine deklanşör sesi ve patlayan flaş sonrası Eren beyin sesini duyduk.

"Şimdi hiç bozmadan birbirinize bakın,"

"Bozmadan nasıl bakacaksak," diyerek homurdandı Savaş. Sessizce kıkırdadığımda Savaş gülümsemememden memnun olmuş olacaktı ki o da gülümsedi.

Birbirimizin gözlerine bakarken gülümsüyorduk.

Derin bir nefes aldık aynı anda. Ve yine aynı anda verdik.

Deklanşör sesi ve flaştan sonra Savaş dudaklarını dudaklarımın üzerine yerleştirdi ve beni öptü.

Eren bey bir şey demedi. Hatta bu hâlimizin de fotoğrafını çektiğini deklanşör sesi ve flaşın ışığından anlatmıştık.

Dudaklarını dudaklarımdan ayırdığında gözlerimiz yine birbirine bakıyordu. Birbirimizin gözlerinde, kendi gözlerimizin yansımasını görüyorduk. Ben kendi gözlerimi onun kehribar rengi gözlerinde görürken o da kendi gözlerini benim kahverengi gözlerimde görüyordu.

Ben gülümserken

Savaş Karahanlı dudaklarını araladı.

"Şimdi kadrajda Alçin ve Savaş var. Ortalarında ise aşklarından meydana gelen bir Güneş..."

Bizim güneşimiz, bizim aşkımızdan meydana gelmişti. Bizim güneşimiz aşkımızın ateşi ile ısıtıyordu bizi. Aşkımızın ışığı ile aydınlatıyordu bizi.

Bu güneşi biz yaratmıştık...

Bölüm sonu

2 yorum

  • PMükemmeldi yeni bölüm çabuk gelsin lütfenp ideal koca ve Baba resmen kafayı yicem aşık oldum elinize emeğinize sağlık