Ben aşık olmuştum.
Önceden aşık olmayı hak etmediğimi düşünürdüm. Sebebi de aşkın güzel bir şey olmasıydı. Güzel şeyleri hak etmediğini düşünüyordum hep kötü şeyler hak ettiğini düşünüyordum ancak Savaş Karahanlı çok güzeldi bir şeydi.
Bu hayatta aldığım en doğru karar Savaş
Karahanlı'ya güvenmek olmuştu.
Yarım saatlik fotoğraf çekimi sonrası arabaya binip düğün salonuna gelmiştik. Şimdi ben gelinliğimle gelin odasındaydım. Savaş'ta damatlığı ile yanımda oturuyordu.
Salonda çalan roman havaları, halaylar, oyun havaları ve daha bir sürü ses gelin odasına kadar geliyor kulaklarımıza doluyordu. Sabah yanımda otururken sırtım ona yaslamıştım oysa ellerini omuzlarından aşağı atarak ellerini karnında birleştirmişti.
"Savaş," dedim sırtım hala onun göğsüne yaslıyken.
"Söyle yavrum," derin bir nefes alarak konuşmaya başladım.
"Benden önce hiç aşık oldun mu Savaş?"
Ucu açık ve tuzaklı bir soruyla ancak Savaş Karahanlı bu tuzağa yenilmedi.
"Senden önce aşkın varlığına inanmıyordum. Aşkı hep zaman kaybı olarak düşünüyordum ancak o gün o sitede ben salıncaklarda oturmuş sallanırken yanıma geldiğinde hah dedim, işte bu kız benim aşka olan inancım, daha çok küçükken yani maksimum 8-9 yaşlarındayken aşık oldum sana Çalıkuşu. Ben aşkın büyüsüne o zamanlar kapılmışım. Seni her gördüğümde çarpan kalbim 'sen bu kıza aşık oldun' diye bağırıyordu. Ben hep o sese kulaklarımı tıkamak istesem de kalbim izin vermiyordu, ben kulaklarımı kapatsam kalbim kendini belli edercesine göğüs kafesimi kırarcasına vuruyordu. Bak Kızıl Çalıkuşu sen bana aşık olmayabilirsin bu normal bir şey. Zaten ben de herkesin beni seveceğini düşünmüyorum. Ki aşık olacaklarını düşünmüyorum yani bana aşık olmak imkansız geliyor bana. Ama ben sana aşığım ben de köpekler gibi aşığım. Sen beni sevme ben seni gene seviyorum. Eğer-"
Uzun uzun konuşmasını böldüm.
"Ben de sana aşığım" dedim ve derin bir nefes aldım. "Savaş sana aşık olmak imkansız değil. Sen dünyanın en iyi insanısın. Ve şunu unutma Savaş Karahanlı, ben de sana aşığım. Ben de sana deli köpekler gibi aşığım," dediğimde beni göğsünden kaldırdı ve gözlerimin tam içine baktı.
"Ölürüm sana kadın," dediğinde başımı arkaya atarak güldüm.
"Ölme sen bana daha çok lazımsın," sözümü bitirir bitirmez dudaklarımı dudaklarına hapsetti. Kırmızı rujum dudaklarına bulaşırken o bunu umursamadan daha çok ve daha sert öptü beni.
Rujum onun da dudaklarına bulaşmıştı ve artık onun da dudakları kırmızı ruj içindeydi. Bu hali fazla sevimli gelirken ben de kendi dudaklarımı onun dudaklarına bastırdım. Maksimum bir dakika boyunca o şekilde, kırmızı rujum aramızda eriyip yok olana kadar öpüştük.
Savaş'ın abisi Barış kapıyı çalmadan içeri geldiğinde biz açılan kapıyı duyar duymaz ayrıldık. Ancak yakalanmıştık.
"Oğlum siz ne yapıyorsunuz lan? Zaten Bir tane bebe yaptınız daha ne istiyorsunuz? Düğününüz var lan sizin, gelin odası siz öpüşün diye mi var?" Dedi ve gözleri Savaş'ın dudaklarına kaydı. "Hayırdır Savaş geline mi özendin?" Dediğinde Savaş, Barış'ın ne dediğini anlamayarak kaşlarını çattı ancak ben anlamıştım. Savaş'ın dudaklarında kalan kırmızı rujuma vurgu yapıyordu.
"Geline özenip kırmızı ruj sürmüş olabilirsin ancak gelin hala Alçin. Şansına küs koçum, belki bir dahaki sefere," gülmemek için dudaklarımı ne kadar birbirine bastırsam da gülüşümü durduramadım ve bir kahkaha patlattım. Barış'a da gülüşüm bulaşmış olacaktı ki o da güldü ve gülerek çıktı gelin odasından. Ben hala gülerken Savaş sahte bir kızgınlık ile bana baktı.
"Gül sen gül. Bakalım düğünden sonra da böyle gülebilecek misin, o zaman da ben güleceğim Çalıkuşu" dediğinde gülüşüm durdu. Benden izin almadan ve benim rızam olmadan bir şey yapmayacağını biliyordum.
"Ben hamileyim,"
"Bebeğimiz bu gecelik bize müsaade tanıyabilir. Anne ve babasına az bir şey bir yardıma dokunarak kulaklarını kapatır, değil mi babam?" Sorusunu karnıma bakarak söylemişti.
Yüzüm kızarırken akşam olacakları hayal etmeye başladım en fazla ne yapabilirdi ki? Hamileyim sonuçta.
"Boşuna düşünme Çalıkuşu. Sana aklının bile düşündüremeyeceği şeyler yapacağım. O zaman da ben böyle güleceğim,"
Adam aklımı okumuştu. Allah'tan ne düşündüğümü bilmiyordu.
"Utanma Çalıkuşu. Utandığında kızarıyorsun ve kızardığında seni ısırma isteği ile dolup taşıyorum. Bu yüzden kızarma," alt dudağımı ısırdığımda Sema gelin odasının kapısını çalarak girdi. Kucağında kızı vardı. Acaba adı neydi bebeğin?
"Rujun çıkmış. Dur yanıma almıştım senin rujunu, süreriz bir saniyede. Savaş sen Alin'i iki dakika kucağına al da ben Alçin'e ruj süreyim,"
Adı Alin miydi? Adı da kendi gibi çok güzeldi.
"İsmi Alin mi?" Dediğimde başını salladı yüzündeki gülümseme ile. Alin'i Savaş'ın kucağına verdiğinde gözlerim Alin'de kalmıştı.
Alin, Savaş'ın kucağına oturduğunda elleri ile Savaş'ın burnu ve kulaklarıyla oynamaya başladı.
"Kaç yaşında?" Sema rujun kapağını açtığında sorduğum soru sonrası gülümsedi ve dudaklarıma kırmızı ruju sürmeye başlarken cevap verdi.
"Bir yaşında,"
Bebeğimi kucağıma aldıktan sonra bende böyle mi olacaktım? Yani kızım bir yaşında veya oğlum bir yaşında diyerek gururlanacak mıydım?
Sema rujumu sürdüğünde dudaklarımı birbirine sürerek ruju yaydırdım.
Bakışlarımı Savaş'a döndürdüğüm zaman Savaş'ın kucağına çok yakışan bu kız çocuğu ile onun bu anını aklımın bir köşesinde yapıştırdım. Bu anı çerçeveleyerek çerçeveyi kalbimin girişine asmak istedim bir an.
Sema, Savaş'ın kucağından bebeği alarak gelin odasından çıktığında Savaş'a baktım neden dolduğunu bir türlü anlayamadığım gözlerimle.
"Kucağına çok yakışmıştı," dedim gülümseyerek.
"Emin ol bizim bebeğimiz daha çok yakışacak."
Kendi kanından olmamasına rağmen bebeği o kadar benimsemişti ki, bebek sanki kendi kanındanmış gibi davranıyordu. Bu çok hoşuma gidiyordu. Savaş Karahanlı gerçek bir baba, iyi bir adamdı.
Dışı ne kadar sert görünürse görünsün içi o kadar pamuktandı ki, düşsem en ufak bir acı hissetmeyeceğim kadar yumuşaktı.
Kapı çaldığında içeri Azize hanım girdi. Gerçek bir kayınvalide gibi giyinmişti.
Saçı, kuş yuvası gibiydi. Yaptığı göz makyajı gözlerini yok edecek kadar yoğun iken, giydiği abiyeye binlerce lira yatırdığı belliydi. Abiyesi çok şatafatlıydı ve ciddi anlamda göz yoruyordu.
Savaş aklımı okumuş gibi Azize hanımı baştan aşağı süzerek konuştu.
"Anne yemin ederim sana bakarken yoruldum ya. Giydiğin kıyafet abartı, makyajın abartı, saçın tavuskuşunun kuyruğunu aratmıyor. Ha bir de takıların, maşallah ay gibi parlıyor. Gözlerim yoruldu sana bakmaktan," Azize hanım alınmış gibi bir bakış attı Savaş'a.
"Aşk olsun oğlum. Anneye öyle mi denir?"
"Valla anne böyle giyiniyorsa denir. Hem doğruları söyledim işte. Kızacağına gurur duy benim gibi dobra bir oğlun olduğu için," dediğinde gülmemek için yanağımın içini ısırdım.
"Neyse salona çıkmanız gerekiyor. İlk dans için," diyerek trip atar bir hava ile gelin odasından çıktı Azize hanım.
"Hadi gidip bebeğimiz, sen ve ben ilk dansımızı edelim. İlk fotoğrafımızı çektirdiğimizde bebeğimiz de kadrajdaydı. İlk dansımızı ettiğimizde de hem kadrajda hem aramızda olacak," diyerek elini uzattı bana. Uzattığı elini sımsıkı tuttum ve beraber gelin odasından el ele çıktık.
Alkışlar eşliğinde dans etmeye başladık. Savaş'ın elleri belimdeyken benim ellerim onun omuzlarındaydı. Beraber dans etmeye devam ederken sonradan yanımıza bir kaç çift daha geldi ve onlarda çalan şarkıda bize eşlik etti.
Başımı Savaş'ın omzuna yaslayarak dans etmeye devam ettim. Ayaklarım çok ağrıyordu. Savaş hamile olduğum için topuklu giymeme gerek olmadığını söylemişti ve beyaz, gelinler için düz ayakkabı giymemi söylemişti. Giydiğim ayakkabının düz olmasına rağmen ayaklarım kopacak derecede ağrıyordu.
Ve Savaş Karahanlı yorulduğumu anlamıştı.
Anlamıştı o.
O hep anlardı.
"Yorulduysan gelin odasına geçelim?"
"Olur. Ayaklarım çok ağrıdı," dediğimde başını salladı ve eğilerek beni kucağına aldı. İyi alışmıştı beni kucaklamaya.
Savaş beni kucağına alıp gelin odasına götürürken alkışlar ve ıslıklar çalan şarkının sözlerine karışıyordu.
Gelin odasına geldiğimizde Savaş beni koltuğa oturttu ve kendisi de yanıma oturttu.
"Yarın Yavuz'a gideceğiz,"
"E daha yeni gittik. Neden bu kadar çabuk gidiyoruz ki? Prosedür iki ayda bir,"
"Bilmiyorum. Sürprizi varmış," bir doğum doktoru hastasına ne gibi bir sürpriz yapabilirdi ki?
"Tamam gidelim," dediğimde Savaş alnıma bir öpücük kondurarak geri çekildi.
Salondan hareketli şarkılar gelmeye başlarken bu gecenin tadını çıkarmaya karar verdim.
***
"Yavrum kalk hadi doktora gecikmeyelim. Söz eve geldiğimizde daha uzun süre ve beraber uyuyacağız," ne kadar istemesem de uyanmak zorundaydım. En azından bebeğimiz için.
Oflayarak yattığım yerden doğruldum. Dün gece düğünden sonra eve geçip uyumuştuk.
Savaş ise düğünde gelin odasında dediği o şeyi bu akşama ertelediğini söylemişti. Ancak biliyordum ki ben hazır hissetmediğim ve istemediğim sürece bana elini sürmezdi.
"Kahvaltı edip çıkalım," diyen Savaş'a başımı sallayarak onay verdim.
Beraber mutfağa geçip yemek yedik ve giyinerek evden çıktık.
Hastaneye geldiğimizde çok sıra beklemeden direkt girdik.
"Hoşgeldiniz. Sürprizimi öğrenmek için ultrasona geçelim,"
"Bana bak Yavuz umarım kötü bir sürpriz değildir. Yoksa gerçekten bozduğun moralime karşılık senin sıfatını bozarım." Savaş'ın bu soğuk tehdidine karşılık Yavuz bey sadece kısa bir an güldü ve beraber ultrasona geçtik.
Ben Savaş'ın yardımı ile uzanıp karnımı açtığımda Savaş elimi tuttu.
Yavuz bey yine karnıma o kaygan ve soğuk jeli sıktığında sürprizi düşünmeye başladım. İyi bir şey olsa gerekti. Sürprizdi sonuçta bu.
Ultrason başlığı karnımda gezerken Yavuz bey cihazdan bir tuşa bastı ve odayı o büyüleyici kalp atış sesi doldurdu.
"Şimdi sürprizime geçiyorum," diyerek derin bir nefes aldı. "Sürprizinizi geçen geldiğinizde söylemeyi planlıyordum ancak düğün hediyesi olarak söyleme kararı aldım. Gerçi hediye bende değil, bebeklerinizde," son kelimeyi vurgulaması kaşlarımı çatmama neden olmuştu.
"Bebeklerimiz?" Diye sorduk Savaş ile aynı anda.
"Evet. Bebekleriniz. İkizleriniz oluyor," gözlerim dolarken ben şaşkındım. Savaş'ın tepkisini merak ederek ona döndüğümde yüzüne yansıyan şaşkınlığı ile çok sevimli duruyordu. Yavuz beye çevirdim bakışlarımı tekrar.
"Cinsiyetleri?"
"Onlar daha belli olmaz Alçin hanım. Dördüncü ayda belli ederler zaten," mutluluktan ağlamaya başlarken Savaş'ın ruh hâlini düşündüm.
Kendinden olmayan bir bebeği kabul etmişti ve şimdi ikinci bir bebek ortaya çıkmıştı. Ağır değil miydi bu? Yük olmaz mıydı? Sorumlulukları şimdi iki katına çıkmıştı. Bunalmayacak mıydı?
Savaş'tan kopan mutluluk haykırışı ile ürktüm.
"Allah! İkiz bebek babası oluyorum!" Kendi kanından olsa bu kadar sevindirdi heralde.
"Ben sizi yalnız bırakayım," diyerek yanımızdan ayrıldı Yavuz bey.
Savaş alnını alnıma yasladı.
"Çok mutluyum," dedi
ğinde gülümsedim.
"Çok mutluyum," dedim bende.
Çok mutluyduk. Mutluluğumuz hiç bozulmasın. Yalvarırım Allah'ım...
Bu bizim mucizemizdi.
Bizim çifte mucizemiz...
