İçeriğe geç

KIZIL BUZ

Bölüm 4 · 3 dk okuma

KIZIL BUZ

Bölüm 4

Bölüm

Kırların o sakin havası ansızın kasaba yönünden yükselen çığlıklar ve nal sesleriyle bölündü. Dağlardan inen yağmacı haydut grubu çitleri kırarak kasabaya dalmış, etrafı ateşe vermeye başlamıştı. Lukas kasabaya doğru koşarken ben de kardeşlerim için bir güvenli alan düşünmeye başladım. Kasabanın artık kardeşlerim için güvenli olmadığını anladığım an kararı verdim.

​"Zey, Adel! Benimle gelin, hemen!"

​Onları sürüklercesine ormanın en derinliklerine, yıllar önce babamla hazırladığımız yer altı sığınağına götürdüm. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir toprak birikintisi gibi duran ama üstü ağır kayalar ve çalılarla gizlenmiş kapıyı açtım.

​"Abla, burada mı kalacağız?" diye sordu Zey, gözlerinde hafif bir korkuyla.

​"Evet canım," dedim ikisinin de karşısında diz çöküp ellerini sıkıca tutarak. "Burası kasabadaki evimizden çok daha güvenli. Lukas ya da yağmacılar... Kimse burayı bulamaz. Ben gelene kadar kesinlikle dışarı çıkmayacaksınız."

​Adel’in eline küçük ahşap hançerini verip gözlerinin içine baktım. "Sana öğrettiğim her şeyi hatırla. Kardeşine göz kulak ol."

​İkisini de öpüp sığınağın ağır kapağını üzerlerine kapattım. Üzerini kurumuş yapraklarla örttükten sonra içim rahat bir şekilde belimdeki çift hançeri çektim ve kasaba meydanına doğru adeta bir rüzgar gibi koştum. Karşımda ne olursa olsun artık arkamda kollamam gereken açık bir hedef yoktu. Kardeşlerim güvendeydi ve ben tüm gücümle savaşabilirdim.

​Meydana vardığımda etraf tam bir kaos içindeydi. Yaşlı çiftçi Paul’ün buğday çuvallarını zorla almaya çalışan iki haydutu görünce hiç tereddüt etmeden öne atıldım. Babamın öğrettiği kıvrak adımlarla ilk haydutun hamlesini savuşturup hançerimin sapını adamın şakağına indirdim. Adam yere serilirken diğeri üzerime çullandı.

​Tam o anda yanımda buz gibi bir rüzgar esti.

​Lukas, elindeki ağır demir çubukla adamın kılıç hamlesini havada yakaladı ve tek bir sert tekmeyle haydutu geriye savurdu. Eski kıyafetlerinin altında bile bir kraliyet savaşçısının zarafeti saklanamıyordu.

​"Yardım çağırdığımı hatırlamıyorum Prens!" dedim, arkamdan yaklaşan bir diğer haydutun kılıcını hançerimle çelip adama diz çöktürürken. Sesimdeki soğukluk çatışmanın ortasında bile eksilmemişti.

​Lukas, üzerine gelen iki kişiyi aynı anda savuştururken dondurucu buz mavisi gözlerini bana çevirdi. "Seni kurtarmaya çalışmıyorum Zamira. Yaşlı Paul'ün ekmeğini yiyorum, borcumu ödüyorum. Ayrıca bir kasabalıya kıyasla fazla kibirlisin."

​"Ben kendi başımın çaresine bakabilirim! Senin yardımına ihtiyacım yoktu zaten. "diye yanıtladım. Kendi etrafımda dönerek bir haydutun hamlesinden sıyrıldım, adamın dengesini bozup sert bir darbeyle yere serdim. Hareketlerim o kadar hızlı ve kararlıydı ki, zayıflığa yer olmayan bu topraklarda Lukas’a veya bir başkasına sığınmaya hiç niyetim olmadığını kanıtlıyordum.

​Lukas, bir yandan rakiplerini etkisiz hale getirirken bir yandan da gözünü benden ayıramıyordu. Kardeşlerimi güvene almış, korkusuzca savaşan bu kadının gözlerindeki ateşi gördükçe içindeki hayranlık daha da büyüyordu. Karşısında sarayda eğitilmiş nazik bir prenses değil, krallığı omzunda taşıyabilecek gerçek bir savaşçı duruyordu.

​"Tekniğin fena değil," dedi Lukas, son haydutu da nakavt ettikten sonra nefes nefese bile kalmadan bana doğru bir adım atarak. "Ama öfken hareketlerini kontrol etmeye başladığında açık veriyorsun."

​Hançerimdeki kanı silip kınına soktum ve ona buz gibi bir bakış fırlattım. "Açıklarımı kollamak sana düşmedi. Aradığın gücü bende bulduğunu sanıyorsan yanılıyorsun Lukas. Ben senin krallığının ya da senin hayatının bir parçası olmayacağım."

​Lukas dudaklarının kenarıyla hafifçe gülümsedi. "Bunu zaman gösterecek Zamira. Ama bugün bir kez daha kanıtladın ki... Ben aradığım kadını çoktan buldum."

​"Çok beklersin," deyip arkamı döndüm ve kasabanın sessizleşen sokaklarında yürümeye başladım. Lukas ise arkamdan bakmaya ve o sarsılmaz duruşuyla meydan okumaya devam ediyordu...

Bölüm sonu

8 yorum