Pazar yerindeki o gerilimli karşılaşmanın ardından kendimi işlerime verip zihnimi Lukas'tan uzaklaştırmaya çalıştım. Ancak kasabada hayat hiçbir zaman kolay değildi. Tarladaki buğdayların bakımı, tüccarlarla yapılan çetin pazarlıklar ve evdeki eksikler derken günün karmaşası tüm gücümü emiyordu. Yine de her şeye rağmen yıkılmaya niyetim yoktu.
Öğleden sonraya doğru, günün tüm yorgunluğuna ve kargaşasına bir ara verip kardeşlerimi topladım. Zey'i ve Adel'i alarak kasabanın gürültüsünden uzak, geniş kırlara doğru yürümeye başladım. Benim için bu kırlar sadece huzur bulduğum bir yer değildi; aynı zamanda kardeşlerime babamın mirasını aktardığım, onları hayata hazırladığım açık hava eğitim alanıydı.
"Abla, bugün ahşap kılıçlarla mı çalışacağız?" diye sordu Adel, heyecanla adımlarını hızlandırarak.
"Evet," dedim."Savunma duruşunu hâlâ tam oturtamadın Adel. Bugün adımlarını ve dengeni düzelteceğiz."
Kırların ortasındaki açıklığa vardığımızda Zey bir ağacın gölgesine çekilip kitabını açtı. Ben de Adel ile ahşap kılıçları alıp karşı karşıya geçtim. Ona hamle yapmayı, gelen darbeyi savuştururken vücut ağırlığını nasıl dengede tutması gerektiğini adım adım gösteriyordum. Babamın bana öğrettiği her bir kuralı, o sert ama hayat kurtaran disiplini Adel'e aktarmaya çalışıyordum.
"Daha hızlı olmalısın," dedim kılıcımı onun ahşap kılıcına sertçe vurarak. "Düşman senin hazır olmanı beklemez!Direk saldırı ve ne olduğunu bile anlayamazsın Adel. "
Adel nefes nefese kalmıştı ama vazgeçmiyordu. Tam onun duruşunu düzeltmek için yaklaştığım sırada, tepedeki yaşlı meşe ağacının gölgesinde bir siluet fark ettim.
Lukas.Yine buradaydı.
Sırtını ağacın gövdesine dayamış, kolları göğsünde birleşmiş bir hâlde dikkatle bizi izliyordu. Yine o kendine güvenen, duruşundan ödün vermeyen tavrıyla orada dikiliyordu.
"Senin burada ne işin var yine?" diye seslendim, sesimdeki soğukluğu koruyarak. "Takip edilmekten hoşlanmadığımı söylemiştim. Algı sorunun mu var senin? ""
Lukas yerinden kımıldamadan, hafif bir tebessümle bana baktı. "Yine fazla alıngansın Zamira. Kasabada kalacak bir yer buldum. Yaşlı çiftçi Paul ve karısı, ahırın tamiratı ve ağır tarlalardaki işlere yardım etmem karşılığında beni konuk etmeyi kabul ettiler. Ben de çevreyi dolaşıyordum."
Kaşlarımı çattım. Yaşlı Paul'ün beli zamansız ağrılardan ötürü bükülmüştü ve tarladaki işleri tek başına yapması imkânsızdı. Lukas'ın kasabada kalmak için son derece akıllıca ve reddedilemez bir yol bulmuş olması sinirlerimi bozdu.Artık sadece gelip geçen bir yolcu değil, kasabanın bir parçası gibi hemen yanı başımızda kalıcı hâle gelmişti.
"İyi," dedim kısa keserek. "İşinin başına dönsen iyi edersin o zaman."
Lukas bakışlarını Adel'e çevirdi. "Kardeşine öğrettiğin teknik fena değil... Ama gardını alırken sağ ayağını fazla geride tutuyor. Tek bir sert hamlede dengesini kaybeder."
Bu sözler üzerine kılıcımı Lukas'a doğru yönelttim. "Bize nasıl eğitileceğimizi öğretmek sana düşmedi Lukas. Karşında saray antrenörleri yok."
Lukas bakışlarındaki buz mavisi dinginliği bozmadan bir adım öne çıktı. "Saray antrenörü olmama gerek yok. Doğruyu görmek için sadece iyi bir göz yeterli."
"Oldu bay iyi gören, kıymetli bilgilerini bizimle paylaştıysan artık gidebilirsin."dedim buz gibi bir sesle ve arkamı dönüp Adel'e ders vermeye devam ettim. Lukas ise gittiğimizi görene kadar ağacın gölgesinde kalıp bakışlarıyla bizi izlemeyi sürdürdü...





