İçeriğe geç

KIZIL BUZ

Bölüm 5 · 4 dk okuma

KIZIL BUZ

Bölüm 5

Bölüm Hayatta kal

Kasabadaki yağmanın ateşi söndüğünde zaman kaybetmeden ormana, sığınağa koştum. Ağır kapağı kaldırıp Zey ve Adel’i dışarı çıkardığımda ikisi de bana sıkıca sarıldı. Onları alıp eve döndüm; fakat içimdeki o huzursuzluk geçmek bilmiyordu. Kapımıza kadar dayanan bu tehlike, büyük bir felaketin sadece küçük bir başlangıcıydı. Kasabamız artık emniyetli değildi ve kardeşlerim için duyduğum endişe göğsümü bir taş gibi sıkıştırıyordu.

​Lukas ise kasabadan ayrılmamıştı. Yaşlı Paul ve karısının yanında kalmaya, gündüzleri tarladaki ağır işleri yapıp akşamları ahırda konaklamaya devam ediyordu. Ona her rastladığımda gözlerindeki o ısrarcı buz mavisi bakışları görmezden gelmeye çalışıyordum. Ama şu an kişisel savaşlarımdan daha önemli bir meselem vardı: Kardeşlerimin hayatta kalması.

​Günlük tarladaki buğday bakımı, tavukların yemi ve ev işleri biter bitmez kardeşlerimi alıp kırlara götürüyordum. Eğitimlerin dozunu artırmıştım. Artık sadece Adel değil, küçük Zey de ahşap kılıçlarla ve temel savunma hareketleriyle tanışmak zorundaydı. Zayıflığa ve hazırlıksızlığa tahammülüm yoktu.

​"Adel, hamleni yaparken bileğini gevşek tutuyorsun!" dedim, kılıcımı onun ahşap kılıcına sertçe vurup silahını elinden düşürerek. "Gerçek bir düşman silahını düşürdüğünde seni beklemez!"

​Adel yere düşen kılıcı alırken nefes nefeseydi. Zey ise bir kenarda durmuş, elindeki ahşap kalkanı titreyen elleriyle tutuyordu. Onların bu hâlini gördükçe içim parçalanıyordu ama hayatta kalmaları buna bağlıydı. Kendimi ve onları her türlü kötülükten korumak zorundaydım.

​"Abla, çok yorulduk..." dedi Adel, terli alnını silerek.

​"Durmak yok," dedim buz gibi bir sesle, endişemi sertliğimin arkasına saklayarak. "Bıçak kemiğe dayandığında yorgunluk bahane olamaz. Tekrar geç karşıma."

​Tam kılıçları tekrar kaldıracakken kırların kenarındaki patikadan gelen ayak sesleriyle duraksadım. Lukas, omzundaki tırpanı yere bırakmış, bir ağacın gövdesine yaslanarak bizi izliyordu. Bakışlarındaki o soğuk ama dikkatli ifadeyle doğrudan bana bakıyordu.

​"Kardeşlerini bir günde savaşçı yapamazsın Zamira," dedi Lukas, sesi rüzgarla birlikte bize doğru süzülerek.

​Kılıcımı indirmeden ona doğru döndüm. "Sana fikrini soran olmadı Lukas. İşinin başına dön."

​Lukas bir adım öne çıktı. "Onlar için endişelendiğini görebiliyorum. Meydandaki saldırı tesadüf değildi, sen de biliyorsun. Tehlike yaklaşıyor." Gözlerindeki buz mavisi ışıltı derinleşti. "Ama bu yükü tek başına taşımak zorunda değilsin."

​"Ben babamın meşalesini devraldım," dedim gözlerinin içine kilitlenerek. "Kardeşlerimi de kendimi de koruyacak gücüm var. Bir prense ya da onun korumasına ihtiyacım yok."

​Lukas dudaklarının kenarıyla hafifçe gülümsedi ama gözlerindeki ciddiyet eksilmedi. "Gözlerindeki bu korkusuz inat... Seni her geçen gün daha da yenilmez yapıyor. Ama ne kadar duvar örersen ör Zamira, o tehlike kapıya dayandığında yanında duracağım."

​"Gölge etme yeter," deyip arkamı döndüm ve kardeşlerime hamle pozisyonu almalarını işaret ettim. Lukas gittiğimizi görene kadar patikada durup bizi izlemeye devam etti; ben ise kardeşlerimi koruma hırsıyla antrenmanın sertliğini bir kat daha arttırdım...Kasaba meydanındaki büyük meşe ağacının altında toplanan kalabalığın uğultusu, yağma gecesinin korkusunu hâlâ taşıyordu. Kasabanın yaşlısı ve sözü geçen ismi Bay Thomas, ahşap bir kütüğün üzerine çıkarak ellerini havaya kaldırdı. Etraftaki fısıltılar anında kesildi.

​"Son yaşadığımız saldırı hepimize bir gerçeği gösterdi!" diye seslendi Bay Thomas, gür sesiyle. "Artık evlerimizde huzur içinde uyuyamayız. Kasabamızın emniyeti için geceleri dönüşümlü olarak nöbet tutacağız. Girişte ve patikalarda ikişerli gruplar hâlinde devriye gezilecek. Liste hazırladım, herkes üzerine düşeni yapacak."

​Kalabalık onaylayan mırıltılarla çalkalanırken Bay Thomas elindeki kağıttan isimleri okumaya başladı. Kardeşlerimin emniyeti için bu nöbet işi içimi bir nebze olsun rahatlatmıştı. Ancak sıra benim ismime geldiğinde işler garip bir hâl aldı.

​"Zamira... Sen doğu sınırındaki patikada nöbette olacaksın," dedi Bay Thomas. Ardından kısa bir an duraksadı, bakışlarını kalabalığın arkasındaki bir noktaya kaydırıp devam etti: "Yanına da kasabamıza yeni katılan ve gücüyle hepimize yardımcı olan Lukas verilecek."

​Kaşlarımı çatarak hemen öne atıldım. "Neden o? Nöbet listeleri kura ile çekilmiyor muydu Bay Thomas? Ben yalnız da nöbet tutabilirim!"

​Bay Thomas gözlerini benden kaçırıp boğazını temizledi. "Lukas tecrübeli bir adam Zamira. Doğu patikası ormana en yakın ve en tehlikeli bölge. İki güçlü savaşçının orada olması kasabanın yararınadır. Karar verilmiştir."

​Bay Thomas’ın bu huzursuz ve kaçamak tavrı gözümden kaçmamıştı. Bir şeyler dönüyordu. Bakışlarımı meydanın kenarında, sırtını bir ahşaba dayamış gayet sakin bir şekilde duran Lukas’a çevirdim. Dudaklarında o her zamanki hafif, sinir bozucu tebessüm vardı.

​Toplantıdan birkaç saat önce Lukas’ın Bay Thomas’ın evinden çıktığını görmüştüm. Yaşlı adamın cebine gizlice bir kese altın sıkıştırdığını veya bir şekilde onu ikna ettiğini kanıtlayamazdım ama içimdeki bir ses bana bu işin tesadüf olmadığını fısıldıyordu. Lukas bu eşleşmeyi bizzat ayarlamıştı.

​Hışımla ona doğru yürüdüm ve tam karşısında durdum. "Bay Thomas’a ne dedin Lukas? Ya da ne verdin?"

​Lukas kollarını göğsünde birleştirip bana doğru bir adım yaklaştı. Buz mavisi gözlerinde en ufak bir renk değişimi bile olmadı. "Kasabanın güvenliği için gönüllü oldum diyelim Zamira. En tehlikeli noktayı seçmem tamamen sorumluluk bilincimden."

​"Buna inanmamı bekleme," dedim sesimi kısarak, buz gibi bir edayla. "Arkada bir oyun döndürdüğünü biliyorum. O nöbette yalnız olacağız diye sana yumuşayacağımı sanıyorsan çok yanılıyorsun."

​"Bir oyun oynamıyorum," dedi Lukas, sesi alaycılıktan uzak, garip bir ciddiyete bürünerek. "Sadece gece karanlığında, o patikada arkamı kollayabileceğim tek kişiyi seçtim. Ve senin de arkanda durabilecek tek kişiyi."

​Gözlerimi devirip yanından geçip giderken, içimdeki şüphe ateşi har vurup harman savruluyordu. Bu adama güvenmiyordum ama gece olduğunda o patikada onunla baş başa kalacağım gerçeği kaçınılmazdı...

Bu bölümleri severek ve hissederek yazdım. Seveceğinize eminim. Hatalar eksikler olabilir affola.

İyi okumalar✍️✍️

Bölüm sonu

4 yorum