Bakışlarımı aynadaki yansımama diktim. Saçlarımı arkada sıkı bir topuz yapmıştım. Üzerimde üçgen yaka, siyah bir gömlek vardı. Altımda da aynı renkte kot pantolon vardı. Makyajım ise sadece kırmızı rujumdan ibaretti. Telefonum çaldığında hemen alıp kulağıma götürdüm. Darian'ın sesi ulaştı kulağıma.
"Hazır mısın? Ben geldim."
Aynada son kez kendime baktıktan sonra yatağımın üzerinden sırt çantamı aldım ve kapıma doğru yürüdüm.
"Hazırım, iniyorum."
"Tamam. Bekliyorum."
Aşağıya indim ve salona, babamın yanına yürüdüm.
"Ben gidiyorum babacığım."
Babam yanıma geldi ve bir elini omzuma koydu.
"Nora... Dikkatli ol kızım."
Birkaç saniye sessiz kaldım. Ardından başımı anlayışla aşağı yukarı salladım.
"Tamam baba. Merak etme."
Evden kararlı adımlarla çıktım. İki seçeneğim vardı. Ya kararlığım yıkılacaktı, ya da daha da yeşerecekti. Hangisinin yaşanacağını ise daha sonra öğrenecektim. Evin önünde Darian'ın arabasını görünce dudaklarımda beliren minik tebessüme engel olamadım. Arabanın camı indiğinde Darian'ın yüzü ortaya çıktı. Bana gülümsedi. Ben de arabaya doğru yürüdüm ve kapıyı açıp, bindim. Ardından çantamı arka koltuğa doğru attım.
"Nereye gidiyoruz?"
"Yazlık evime."
"Hangi ormanda?"
"Ormanda olduğunu nereden bildin?"
"Yazlık evlerin çoğu ormanda olur."
Küçük bir kıkırdama sesi duydum.
"Weryst ormanı."
"Hangi bölümü?"
"Birinci bölüm. Çevresinde fazla ev yok. O tarafta sadece benim evim var."
Yutkundum. İçimdeki fırtınalara engel olamıyordum.
"Peki Laira nasıl kayboldu, anlatabilir misin?"
Duraksadı. En acı şekilde.
"Doktor olmak istiyordu. Okulunu bitirince yazlık evde bir parti vermeye karar vermişti. Ve yazlık eve gitti. Partiye arkadaşları ve ben geldim. Sonrasında ise birkaç gün daha orada yazmaya karar verdi. Ben eve tekrar döndüm, o ise orada kaldı. Aradan bir hafta geçti. Laira telefonlarımı açmadı, geri dönmedi. En acısı ise şu ki..."
Yutkundu. Gözleri yola sabitlenmişti.
"Oraya gittiğimde evin, parti günü bıraktığımız gibi olmasıydı."
Son cümleyi duyunca kalbimin sıkıştığını hissettim. Ellerimi koyacak yer bulamadım, söyleyecek şey bulamadım. Bu nasıl bir acıydı böyle? Hislerimi belli etmemeye çalışsam da fark edildiğinden emindim.
"Polise ne zaman haber verdin?" diye sordum. Ağzımdan sadece bu cümleyi çıkarabilmiştim.
"Evden çıkıp hemen polise gittim. Üç ay boyunca arama yaptılar. Ormanın her yerini aradılar. Ama bulamadılar. Sanki... yok olmuş gibi. Üç ayın sonunda öldüğüne karar verip aramaktan vazgeçtiler."
Ona kaçamak bir bakış attığımda, gözlerinin dolmuş olduğunu gördüm. Onu sakinleştirmek istedim. Ama nasıl yapabilirdim ki? Ne de söylenirdi ki böyle bir durumda? Ya da bir şey söylenir miydi? Hiç bilmiyordum.
Elimi omzuna yerleştirdim. Başta şaşkınlıkla irkildi ve bana bir bakış atıp tekrar yola döndü. Başını teşekkür eder gibi hareket ettirdi. Ben ise cevap vermedim. Yanında olmak istedim ve oldum. İçi boş tesellilerle konuşmadım. Hatta hiç konuşmadım. Sadece elimi omzunda tuttum ve orada olduğumu belirttim.
Normalde kimseye bu kadar hızlı bağlanmazdım. Ama Darian'da kendimden bir şeyler görüyordum. Beni anladığını hissediyordum. Ve ben de onu anlıyordum. Tek çocuk olsam da sevdiğin birinin kaybolması, ondan haber alınamaması ve ölü olduğunun düşünülmesinin ne kadar kötü bir şey olduğunu hissedebiliyordum.
"Bazen düşünüyorum, annem ve babam yaşasaydı Laira için üzülür müydü? Onu ararlar mıydı?"
İstemsizce tırnaklarımla oynuyordum. Zihnim duyduklarımın yoğunluğuyla doluydu. Anne babanın çocuklarına değer vermemesi... bu acıyı kendim tatmamıştım. Annem biraz soğuk birisi olsa bile beni severek ölmüştü. Babam ise onun yokluğunu hiç hissettirmemiş, beni her zaman sevmiş, bana asla değersiz hissettirmemişti.
Ama Nelly'nin ailesiyle arasını biliyordum. Ona nasıl baskı yaptıklarını hatırlıyordum. Özellikle okul konusunda... O kadar ders baskısı yapıyorlardı ki bazen gözlerinin altındaki uykusuzluktan oluşan, makyajla kapatılmış halkaları görebiliyordum. Bu yüzden Nelly, bazen okuldan kaçardı. Erkeklerle deli gibi flört ederdi.
Bazen ona yardım etmek isterdim. Babama söylersem ona yardım edebilirdik. Ya da Callen'a söyleyebilirdim. Düzeltebilirdik. Buna inanıyordum. Ama Nelly'e bunu söylediğim anda bana bağırmıştı. İstemediğini söyledi. Resmen üzerime gele gele bağırmıştı bana. Donup kalmıştım o an. Sadece yardım etmek istemiştim. Ama aldığım tepki daha farklı olmuştu. Ama birkaç gün sonra sosyal medyada yaptığı bir yorumu gördüğümde öyle şok oldum ki midemin bulandığını hissettim.
Ailesinin ona yaptığı şiddetin, erkeklerin ilgisini çekmede işine yaradığını söylemişti.
Bunun üzerine hayatımın şokunu yaşamış gibi hissetmiştim. Bu şiddeti sen yaşamıştın. Senin gibi, ya da senden çok daha kötülerini yaşayan binlerce kişi var ve sen bunu engellemek yerine erkeklerin ilgisini çekmek için kullanmıştın. Bunu öğrendikten sonra Nelly'e bir soru sorma ihtiyacı hissettim. Madem erkeklerin ilgisi için bunu kullanacaktı, o halde neden bunu makyajla kapatmıştı? Bunu Nelly'e sorduğumda ise aldığım cevap yine şaşırtıcıydı.
"Ben erkeklerin ilgisini istiyorum, Nora. Kızların saçma tavırlarını değil."
Nelly, kendi cinsini umursamıyordu. Evet, ben de kendi cinsimden birkaç kişiyi öldürmüştüm. Ama bu kişiler asla masum kişiler, ya da iyi kalpli kişiler değildi. Ben asla saygılı kadınları öldürmedim. Asla, kendine ve hemcinslerine saygısı olan insanları öldürmedim. Yapamazdım. Ama o an düşündüm. Ailesi, Nelly'nin ölümüne üzülecek miydi? Ya da öldüğünü öğrenince ne tepki vereceklerdi. Bu soruya verebilecek cevabım olmadığı gibi, Darian'ın sorusuna da verecek cevabım yok gibiydi. Darian'ın ailesinin nasıl olduğunu tam olarak bilmiyordum. Ama Nelly'nin ailesini tanıyordum. Maddi olarak rahatlardı. Her şeyi yapabilecek kadar güçleri vardı ama bununla asla yetinemiyor, Nelly'nin de istedikleri işi yapmasını istiyorlardı. Savcı. Onu buna zorluyorlardı. Oysa o bunu istemiyordu. O, bir güzellik merkezi açmak istiyordu. Ama ailesi buna şiddetle karşı çıkıyor, inatla onu savcı olmaya sürüklüyorlardı. Şimdi ne tepki vereceklerini ise görecektim.
"Ailen çok mu kötülerdi?"
Bir süre sessiz kaldı. İçi yanıyormuş gibi bir sessizlikle karşıladı. Ardından verdiği cevap benim içimi daha çok yaktı sanki.
"Çok."
Kısa bir cevaptı, ama verdiği acı kısa değildi. Tam ağzımı açıp, bunu sorduğum için özür dileyecektim ki konuşmaya başlamasıyla sustum.
"Laira'ya birçok travma verdiler. Birçok yara izi verdiler bize. Hem fiziksel, hem duygusal yönden. Ölmek için geç bile kaldılar."
"Peki annen? O nasıldı?"
"Babamdan farksızdı. İkisi de yıllarca birbirlerini aldattı ve bundan haberdarlardı."
Şoka girmiş gibi gözlerim büyüdü.
"Ve buna rağmen ayrılmadılar mı? Yanlış anlama ama garip geldi. Böyle bir duruma rağmen evli kalmaları."
"Yanlış anlamıyorum. Bizde böyle düşünüyorduk. Ayrılsalardı belki daha iyi olurdu. Belki bu kadar acı çekmezdik. İkisi de ayrı baskı yapıyordu. Sonrada öğrendik, evlilikleri anlaşmaymış. Biz bunu öğrendikten birkaç ay sonra trafik kazası geçirdiler. Annem hastalandığı için hastaneye gidiyorlardı. babam başta gitmek istemedi ama sonra kabul etti. Giderken onlara bir yük tırı çarpmış. Annem de öldü, babam da. Bunu öğrendiğimizde evdeydik. Komşumuz gelip söylemişti bize. Doğrusu, ağlamadım. Laira'da ağlamadı. Ama o gün boyunca ev sessizdi. Laira ve ben tek kaldık. Bu olduğunda ben liseyi yeni bitirmiştim. Laira ise altıncı sınıfı bitirmişti. Onu cenazeye götürmedim. Çünkü biliyordum, eğer gitseydi onu tutamazdım. Bağırırdı, dağıtırdı orayı. Yıkardı her yeri. Bunu biliyordum."
Derin bir nefes aldı, ardından biraz duraksayıp devam etti.
"Sinirlendiğinde çok hırçınlaşırdı."
Yumuşak ama buruk bir kıkırdama sesi ulaştı kulağıma.
"Hatta birkaç kez onu sinirlendirdiğim için saçlarımı çektiği olmuştu. Ama asla karşı gelmedim. Ona vurmadım, bağırmadım. Asla. Annem ve babamdan çektiği şeyi bir de benden çekmesine asla izin vermedim. Ne derse yaptım. O da zaten şımarık bir çocuk değildi. Beni anladı. Anne babalarımızın ölümünden sonra bir işe girdim. İlk başta bir kafe de garson olarak çalışıyordum. Ama sonra oranın müdürüyle bir tartışma yaşadım ve o işten çıktım. Sonra ev temizlikleri yapmaya başladım. Laira bunu istemedi. Yapma dedi ama başka çarem yoktu. Hatta bir ara Laira çalışıp bana yardım etmeyi önerdi. Ama izin vermedim. Derslerine çalış, hayalini gerçekleştir bana yeter dedim. O da bir süre sonra çalışma kararından vazgeçip derslerine yöneldi. Gerçekten çok çalıştı. Doktor olmak istiyordu. Bazen masasında uyuyakaldığını görüyordum ve onu yatağına götürüyordum. Çok çabuk üşüyen biriydi. Bu yüzden biraz sık hastalanırdı. Masrafları karşılamak için düzgün bir iş yapmam gerekiyordu. Bir süre ev temizliği yaparak para kazandım. Ama çalıştığım yerdeki insanlar iyi kalpli olduğu için işim daha kolaydı. Bana pek yüklenmezlerdi. Varlıklı insanlardı. Evleri çok büyük ve güzeldi. Bir gün Laira beni ziyarete geldiğinde evin sahipleriyle tanışmıştı. Bazen arda kalan yemekler olurdu. Eve götürmemi söylerlerdi. Çok mahcup hissetsem de Laira için götürürdüm. Ama çok yorucuydu. Gerçekten yorucuydu. Ev sahiplerinin iki çocuğu vardı. Bir kızları ve bir oğulları. İkisinin de yaşları küçük olduğu için bazen çekilmez oluyorlardı. Ama yine de severlerdi beni. Ben de onları severdim. Bazen ayak altından çıkmadıkları için sinirlenirdim ama oyun bahanesiyle odalarına gönderirdim onları. Sonra bir gün daha iyi bir iş buldum. Ev temizliği yapmayı bıraktım ve bir barda barmenlik yapmaya başladım. Çok zorlanmıyordum. Maaşım da iyiydi. Sonra bir miktar para biriktirdikten sonra bankadan kredi çektim ve ben de bir gece barı açtım. Yavaş yavaş kredi borcunu ödedim ve daha iyi bir duruma gelmeye başladık. Yazlık evimizi aldık. İşler büyüdü. Maddi açıdan gayet iyi bir duruma geldik. Laira üniversiteyi bitirdi. Ve bunun için bir parti vermek istedi. Yazlık evi birlikte süsledik. Birkaç arkadaşını davet etti. Partiden sonra ise birkaç gün orada kalmak istedi. Bir hafta sonrasında ise... onu tekrar göremedim."
Duraksadı, duraksadı ve duraksadı. Tekrar konuşmayacağını düşünmüştüm ama söze başladığında ciddiyetle onu dinlemeye devam ettim.
"Sinirlendiğinde çok hırçınlaşırdı. Kendini korumayı bilirdi ama insanlara bu tavrını göstermekten çekinirdi. Güçlü bir kadındı ama utangaçtı. Yabancılar ile tek başına iletişime geçmekten pek hoşlanmazdı. Arkadaş edineceği zaman yanında hep ben olurdum. Ben olmadan erkekler ile de konuşmazdı. Çünkü ona sarkıntılık yapan birkaç kişi olmuştu. Bu yüzden ben yanında olurdum. İnsanlar ona baktığında nazik, masum, saf, hoşgörülü bir kız görürdü. Ama ben ona baktığımda güçlü, kendinden emin, kararlı, acılarına rağmen dimdik ayakta duran bir kadın görürdüm. Ve şunu fark ettim Nora, geçen gün o öldürdüğün kişinin karşındayken yüzünde Laira'yı gördüm. Öfkeliydin. Ve öfken dinene kadar bırakmadın. Gözlerinde ateş vardı. Belki sen bunu fark etmemiştin ama ben görmüştüm. Seninle konuştukça Laira'ya ne kadar benzediğini fark ettim ve-"
Bu noktada kendi sözünü kestiğinde ona baktım. Konuşmaktan nefesi tükenmişti.
"Özür dilerim, biraz fazla daldım sanırım."
"Hiç sorun değil, dinledim hepsini. Ayrıca anlıyorum, içinde tutmak kolay değil. Bende yaşıyorum bunu."
"Sen iyi birisin Nora." Alaycı bir şaşkınlıkla ona baktım. "Bunu söylediğin kişi, gözünü bile kırpmadan insanların canını alabilen birisi. Ben bir seri katilim Darian. İyi birisi değilim."
"Seri katil olman içindeki iyiliği yok etmez. İki kimliğin farklı. Seri katil olman intikam ile alakalı. İntikam alıyorsun. Oysa diğer kadın çok daha farklı. Babanın yanındayken gördüm seni. Gerçek seni. İçindeki iyiliği."
Yutkundum. Bu zamana kadar bir canavar olduğuma inandırmıştım kendimi. Her birini öldürdüğümde ise bu düşüncemden daha çok emin olmuştum. Ama neden böyle düşünüyordum? Gerçekten de intikam için öldürüyordum ben. Yıllar önce insanların bana çektirdiklerini onlara çektiriyordum. O halde neden kendime böyle yükleniyordum? Bu sorumun cevabı yoktu. Aslında vardı ama kendimi buna inandırmaya henüz hazır değildim. Darian'ın sesini duymamla bakışlarımı boşluktan tekrar ona çevirdim.
"Ama tabii, diğer seri katillere göre potansiyelinin epey yüksek olduğu da bir gerçek."
Buna güldüm işte. "Ülkede Avcı adında bir seri katil varken mi?" Onun da güldüğünü işittim.
"Evet. Avcı'nın çok üstlerde olduğu açık ama sana bakınca da ondan pek farklı birini göremiyorum."
"Ben öldürdüklerimin sırtına o sembolden çizmiyorum, Darian."
"Evet, bunu gördüm. Ama eğer Avcı bir erkekse yan yana geldiğinizde ateş ve barut gibi görüneceğinize eminim."
"Nereden biliyorsun? Belki de Avcı beni sevmeyecek. Ya da onun da hiç karşılaşmayacağım."
"Bunu zaman gösterecek."
...
Arabanın durmasıyla sonunda geldiğimizi anladım. Şimdi Weryst ormanının birinci bölümü olan yerdeydik. Hava epey bozuktu. Yağmur yağması kaçınılmazdı. İşimizi çabuk bitirmemiz gerekiyordu. Sonra saatlerce oturup yağmurun yağmasını izleyebilirdim. Ev, iki katlı ve oldukça güzeldi. Önünde ise bir havuz vardı. Adımlarımızı attığımız yer ise taşlarla süslenmiş bir yoldu. Dışarda çok fazla çiçek vardı.
Buraya sürekli yağmur yağdığı için hepsi canlı görünüyordu. Etrafımız ise ormandı. Büyük ağaçlar evin etrafını sarıyor, gizemli ama güzel bir görüntü oluşturuyordu. Ama asıl içimi yakan görüntü, evin kapısının üstünde bir kısmı sökülmüş, bir tarafı hala asılı duran parti yazısıydı. Yutkundum. Darian'ı takip ettim ve kapıya doğru yürüdük. Darian elini cebine atıp bir anahtar çıkardı. Birkaç saniye anahtara baktı ve ardından anahtarı kapıya takıp çevirdi. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim.
Ya, içeri girdiğimizde Laira'yı bulursak? Ya bunca zaman sadece telefonu bozulduysa ve Darian geldiğinde dolaşmaya çıktıysa? Ama hayır... gerçeği değiştiremezdim. Laira içeride değildi. Ama bunu kendime itiraf etmek istemiyordum. Yine gerçekten kaçmak için yalana inanmak istedim ama bu kez yalanı seçersem de canımın yanacağını biliyordum. Darian kapıyı açarken nefesimi tuttum. İçerideki görüntü ise canımın yanmasına, kalbimin bir anlığına durmasına neden oldu.
Darian, Lairan'nın kaybolmasının üzerinden yaklaşık bir yıl geçtiğini söylemişti. Ama içerisi hala süslüydü. Parti süslemeleri hala olduğu yerdeydi ama içerisi bayağı dağınıktı. Ciddi anlamda. Sanki bir depremden ya da savaştan çıkmış gibi görünüyordu. İçeri bir adım attım. Kalbim boğazımda atıyordu sanki. Yerde konfeti paraları vardı. Etraf tozluydu. Neredeyse bir yıldır buraya gelinmediğine göre normal olmalıydı. Etrafa bakındım. Sağ tarafta yukarı kata uzanan bir merdiven vardı. Hemen solumda, kanepelerin ortasında bir masa vardı. Üzerinde ise birkaç çizim. Kararlı ama buruk adımlarla oraya doğru ilerledim. Resimleri elime aldım. Elbise çizimleriydi hepsi. Hepsinin sol alt köşesinde ise aynı isim yazıyordu.
Laira Fanari
Darian'a soy ismini hiç sormamıştım. Meğer Fanari'ymiş Bakışlarımı ona çevirdim. Yanıma ilerliyordu. Gözlerinde büyük çelişkilerin döndüğünü görüyordum. Acı vardı ama kararlılık da vardı. Yanımda durdu ve resimlerden birini aldı. Dudaklarında buruk bir gülümseme belirdi.
"Moda tasarıma hep ilgisi vardı. Ama doktorluk da istiyordu. Sonra, doktor olup çizimlerini de satmaya karar verdi. Bunları da partide göstermişti bana. Hala burada duruyorlar. Normalde çizimlerine zarar gelmesinden çok korkardı. Hemen gider çalışma odasına koyardı."
Kalbime aynı anda binlerde cam saplanmış gibi hissettim. Canım acıdı. Fiziksel bir acı değildi bu. Ruhsaldı. Ama öyle bir ruhsal acıydı ki canım fiziksel olarak acıyor gibiydi. Böyle olmamalıydım. Bağlanmamalıydım. Yıllarca bu cümleyi kendime şiddetle kabulletmiştim. Bazen en acı şekilde öğretmeye çalışmıştım kendime. Nelly'den sonra ders çıkardığıma inanmıştım. Ama şimdi işlerin değişmediğini görüyordum. Kendime söz geçirdiğimi düşünürken aslında öyle olmadığıyla karşılaşıyordum. Ve bu can acıtıyordu.
...
"Nerede bu geçit? Uzakta olduğunu söyleme bana."
"Merak etme, yakın."
Darian, buralarda bir yol geçidi olduğunu, orada Laira'nın güvenlik görevlisi olarak çalışan bir arkadaşı olduğunu söyledi. Orada güvenlik kamerası görüntüleri olduğu için bakabileceğimizi söyledi. Umarım görüntülere bakmak isteyince kovulmazdık.
Büyük ağaçların arasından geçtik. Giderken her böcek görüşümde kaçma dürtüme engel olmak zorunda kaldım. Sonunda geldiğimizde ise ellerimi belime koydum. Burası, ormanın birinci bölümündeki tek araba yoluydu. Üstünde ise bir metro yolu vardı. Kocaman, yemyeşil ağaçlar arasında tek insanı işaret bu yoldu. O sırada ileride küçük bir bekçi kulübesi gördüm. Darian oraya doğru yürümeye başlayınca ben de peşinden gittim. Kulübenin kapısına geldiğimizde Darian kapıyı çaldı. Tuttuğumu fark etmediğim bir nefes verdim. Umarım kovulmazdık. Gerçi neden kovulacaktık ki? Kovmak için her nedeni bulabilirdi. Kovmazdı bence. Ama kovar mıydı bilmiyordum. Tam o sırada kapı açıldı ve karşımızda benim yaşlarımda bir adam belirdi. Benden muhtemelen birkaç santim daha uzundu. Üzerinde özel güvenlik üniforması vardı. Kumral ve kahverengi gözlü, dik duruşlu ama biraz sıska bir adamdı. Yorgun görünüyordu. Gözlerinin altında yorgunluktan oluşan halkalar vardı. Bilirdim onları. Riven'ı ilk kurtardığım zaman aynıları onda da vardı. Pek iyi bir geçmişi yoktu onun. Üç yıl önce Weryst ormanının her zaman gittiğim üçüncü bölgesine kül gömmeye gittiğimde oradaki terk edilmiş hastaneye uğramıştım. Ormanın ıssızlığı yüzünden şehir merkezine yeni bir hastane açılmıştı ve orası terk edilmişti. Pek kişi gitmezdi oraya. Benim gibiler giderdi. Ama o gün orada on sekiz yaşında ve polisten kaçan birini görmeyi beklemiyordum. Siyah kıyafetleri paramparçaydı. Yüzünde dayak yediğini belli eden yaralar vardı. Ona yardım ettim. Oradan kaçmasını sağladım ve şu anda yaşadığı yere yerleştirdim. Bir süre sonra hayatını öğrendim. Ailesinden hiçbir zaman insan gibi muamele görmemişti. Onların yanından kaçında ise sokaktaki uyuşturucu çetesinin eline düşmüştü. Zorla uyuşturucu satmak zorunda kalmıştı. Ama sonra onu çok fazla sıkıştırdıkları bir gün onları silahla vurup kaçmış. Polisler silah sesi ihbarı alınca oraya gitmişler. O sırada Riven kaçarken peşine düşmüşlerdi. O ise Weryst ormanına kaçmıştı. Ben de onu orada bulmuştum. Bana yardım etmek istediğini söyledi. Ben de ona iyi bir alan verdim. Genelde kaldığı binadan pek çıkmıyordu. Birini aramak istediğimde Riven'a söylerdim ve bana bulurdu. Düşüncelerimden sıyrılıp bakışlarımı karşımdaki adama çevirdim. Darian'a kilitlenmiş bir şekilde bakıyordu. Birkaç saniyelik şoktan sonra öne doğru bir adım attı ve kollarını birbirlerine doladılar. Dudaklarından ise tek bir isim döküldü. Sesindeki şaşkınlık barizdi.
"Darian abi?"
Darian'dan ise önce bir gülme sesi geldi. "Gerçekten hala burada çalışıyormuşsun. Yanılmamışım." Geri çekildiler.
"Bırakamadım burayı abi."
Adam bana baktı. Ardından beklemediğim üzere elini uzattı. "Buraya çalışıyorum. Larton," dedi minik bir gülümsemeyle. Elini sıktım.
"Nora," dedim kendimi tek kelimeyle tanıtarak.
Birkaç saniye kimseden ses çıkmadı. Sonra Larton konuştu.
"Abi, kahve var ister misiniz?"
Darian'ın bakışları bana döndü. Hava soğuktu. Bir bardak içsek fena olmazdı. Başımı onaylarcasına salladım. Darian, Larton'a baktı. "Olur, içeriz."
Kenardaki duvara dayalı sandalyelere oturduk. Larton kahveleri bize uzattı ve kameraların görüntüsünü gösteren bilgisayarların olduğu masaya geçti. Bize bir bakış attı.
"Ne oldu abi? Uzun zamandır görmezdim seni buralarda."
Darian iç çekti.
"İşim düştü sana Larton," dedi açık bir şekilde.
Larton hafifçe kıpırdandı.
"Ne oldu? İstersen canımı bile veririm abi. Ne lazım?"
Ne kadar yakın oldukları hakkında bir fikrim yoktu ama böyle söylediğine göre yakın olmalılardı.
"Buradaki kamera kayıtları kaç günlük süreyle siliniyor?"
"Zaten buralar çok kullanılmadığı için iki yılda yenileniyor. Önemli bilgiler de kalıcı olarak saklanıyor."
Ben araya girdim.
"Bize görüntüler lazım."
Larton kaşlarını çattı.
"Derken?"
"Laira buraya ne sıklıkla geliyordu bilmiyorum, ama en son ne zaman geldi?"
"Yazlık evde parti verdiği gün."
Darian konuştu. Sesi alçaktı. Biraz da dişlerini sıkar gibi.
"Sabah mı, akşam mı?"
"Sabah. Partiye davet etmeye gelmişti. Sonra da... onu tekrar görmedim zaten."
"Tamam. Bize son geldiği zamanın görüntülerini bulabilir misin?"
Larton birkaç saniye düşündü.
"Bana beş dakika verin."
Riven olsaydı üç dakika da bulurdu. Çocukta resmen yetenek vardı. Bakışlarımı tereddütle Darian'a çevirdim. Kasılmış duruyordu. Kasları yapışık kazağının altından belirginleşmişti. Kulaklarında hafif bir kızarıklık vardı. Ayrıca ensesinde, saçlarının bittiği yer kızarmış, birkaç küçük sivilce benzeri şey çıkmıştı. Tam o sırada bir şey dikkatimi çekti. Ensesini tam ortasında bir dövme vardı.
Çimlerin üzerinde hafif yana kaymış bir kuru kafa ve sağ üst köşesinde minik bir kelebek...
Bu dövmenin anlamı neydi? Ve neden bir yaranın üzerine yapılmış gibi duruyordu? Bunu hemen sormaya cesaret edemedim.
"Biraz dışarı çıkmak ister misin?"
Birkaç saniyeliğine bakışları bana döndü. Sonra ifadesizce başını aşağı yukarı salladı. Hemen ayaklandım. Birlikte kulübeden çıktık ve dışarıdaki sandalyelere oturduk. Bakışlarımı ona çevirdim.
"Dövmenin anlamı ne?"
Bir anlığına bocaladı. Muhtemelen bu soruyu beklemiyordu.
"Kötü bir anıyı kapatma şeklim diyelim. Hatırlamadığım bir şeyin üzerini örtmek için bunu buldum."
"Peki neden bu?"
"Güzel bir anlamı var. Laira ile birlikte yaptırmıştık. Onun ki, benimkinin tam tersi."
"Kelebeğin üstünde bir kuru kafa mı?"
"Evet."
"Peki neden?"
"Ben küçükken babam okul notlarım konusunda çok takıntılıydı. Bir keresinde ingilizceden yetmiş aldığım için, üstüne bir de o gece haftalık harçlığımı isteyince sinirlendi. Ensemden tuttu ve şöminede yanan odunlardan birini alıp enseme bastırdı. Çok büyük bir acıydı. Hala dün gibi hatırlıyorum. Annemin bile nasıl irkildiğini, Laira'nın nasıl korktuğunu, canımın nasıl acıdığını... hepsini hatırlıyorum. Sonra izi kaldı tabii ki. Hiç geçmedi. Laira lisedeyken bir gün yanıma geldi ve dövme fikrini önerdi. Ben de kabul ettim. Bendeki kuru kafa dışardan görünen kötü adamı, köşedeki minik kelebek ise Laira'ya karşı olan yumuşak tavrımı gösteriyor. Laira'daki büyük kelebek ise masum görünüşünü, köşedeki kuru kafa ise sinirli yanını gösteriyor. Tabii ki dövmeleri de o seçmişti. Ben pek karışmamıştım. Ama artık bu dövme tamamen benim bir parçam gibi. Bu dövme bana kardeşimden bir parça."
O sırada Darian susmuştu. Ama aslında sessiz bir şekilde bana anlatmıştı her şeyi. Emindim ki, Darian'ın ailesinin onlara yaşattıkları sadece bunlardan ibaret değildi. Ben nasıl teyzemden gördüğüm işkenceyi anlatmadıysam, onun da kendi içinde sakladığı ve kalbine gömdüğü şeyler vardı. Belki bana göstermediği ve göstermeyeceği yara izleri, belki travmalar, belki de yaşadıklarının ona kattığı huylar...
Henüz bilmiyordum. Ama bildiğim en net şey, daha fazlası olduğuydu.
Ne onun, ne de benim beklediğim bir şekilde ileri uzandım ve kollarımı boynuna dolayarak ona sarıldım. Kasılmadı, beklemedi. Kollarını bana doladı. Nefesini tuttuğunu fark ettim. Ağlamak üzereydi ama kendini tutuyordu. Kim bilir neler vardı omuzlarında, zihninde, kalbinde. Bunu bilemezdim. Sadece sarıldım. Geri çekildiğimizde ise kapı açıldı ve Larton belirdi.
"Darian abi, görüntüyü buldum."
...
Uzun zamandır kalbim hiç bu kadar hızlı atmamıştı. Önce Darian'a baktım. Muhtemelen benimle aynı şeyi hissediyordu. Ama daha yoğun. Daha acı. Daha derin.
Önümüzde bir video oynuyordu. Laira'nın buradaki son görüntüsü. Elinde bir sepet vardı. Kumral saçları rüzgarda savruluyordu. Laira'nın elinde bir sepet vardı. Bu kulübeye doğru ilerliyordu. Geldi. Kapının önünde durdu. Sonra Larton ile sarıldılar. Birlikte oturdular. Sohbet ettiler. Sepeti Larton'a verdi. Yemekler çıktı içinden. Larton'ın başı yerdeydi. Muhtemelen utanıyor ve kendini kötü hissediyordu. Darian ise resmen karmaşaydı. Sanki kız kardeşine değil de yıkık bir enkaza bakıyor gibiydi. Kendimi kötü hissettim. Ben tek çocuktum. Onu asla tam olarak anlayamazdım. Ama yine de kendimi kötü hissetmiştim. Ama bir yandan da merak ediyordum. Laira neredeydi? Kaçırılmış mıydı? Yoksa Avcı onu bulup öldürmüş müydü? Hiç birini bilmiyorduk. Hayatımda gördüğüm en acılı bakışlar olabilirdi. Darian kardeşini gerçekten çok önemsiyor ve seviyordu. Bunu anlamıştım. Video ilerledi. Laira ve Larton sohbet etti.
Sonra Laira gitti. Video bitti. Ama Darian da bitti. Biz ise derin bir boşluk ve sessizliğin içine yuvarlandık. Onu deli gibi teselli etmek istedim. Ama ne yapabilirdim ki? Ne söyleyebilirdim? Ne söylenirdi ki böyle bir durumda? Ya da bir şey söylenir miydi? Sanırım söylenmezdi. Doğru olmayan yalan tesellilerle insanları kandırmak anlamsızdı. Bunu bildiğim için elimi omzuna koydum. Bir anlığına şaşırdı. Sonra elini elimin üzerine koyarak fiziksel tesellimi kabul etti. Bir süre öylece bekledik. Sonra Darian konuştu.
"Biz gidelim artık. Teşekkür ederim, Larton."
Larton da ağlayacak gibi görünüyordu. Hatta biz gidince muhtemelen ağlayacaktı.
"Tamam abi."
Sonra Larton öne atıldı. Kollarını Darian'a doladı. Darian bunu geri tepmedi. Karşılık vererek ona sarıldı. İkisi de yakın arkadaş olmalıydılar. Sanırım Laira kaybolduktan sonra araları açılmıştı. Ben de daha fazla dayanamayıp dışarı çıktım.
Yeter, diye bağırmak istiyordum şu an. Boğulacak gibiydim. Cinayet işlerken bile böyle hissetmiyordum ben! Teyzemi daha on iki yaşımda öldürürken bile böylesine nefessiz kalmış hissetmiyordum! Kendi kurallarımı yıkıyordum şu an. İnsanlara bağlanıyordum. Kendi ölüm ipimi kendi ellerimle bağlıyordum.
Hayır. Bunun durması gerekiyordu. Daha fazla böyle devam edemezdi. Yıllarca insanlara bağlanmamaya yemin ettikten sonra bu olamazdı. Bağlanırsam acı çekerdim. Bağlılık bana acıdan başka bir şey getirmezdi. Kimi sevsem zarar görüyordu. Onlar zarar görünce de ben üzülüyordum. Sadece babam kalmıştı yanımda. Yapmamalıydım. Buna devam etmemeliydim. Ama elimde değildi. Neden az önce ona sarılmak istedim ve yaptım?
Ona ilk kez abi, demek istedim o an.
...
Arabadan dışarıyı izliyordum. Yağmur yağıyordu. Yağmuru severdim. Annemi hatırlatırdı bana. Ama şu anda içime ne olduğunu tam olarak anlayamadığım bir huzursuzluk çöktürmüştü. Bulutlar kapkaraydı. Umutlarım kırılmıştı. Huzursuzdum. Yoldaki insanlar yağmurda ıslanmaktan kaçıyorlardı. Ben ise kendi hislerimden kaçıyordum. Şehir merkezine yaklaşmıştık. Arabadaki sessizlik can alıcıydı. Yerimde rahatsızca kıpırdandım. Tam o sırada Darian'dan bir ses yükseldi.
"Yağmur biraz daha yağar gibi."
"Yağsın. Severim."
Birkaç saniye sessiz kaldım. Sonra gözlerimi kapattım ve bütün cesaretimi toplayarak konuştum.
"Şey-"
Hemen bana baktı. Ben ise birkaç saniyelik duraksamadan sonra devam ettim. Gerginliğim yüzünden hızlı konuşmuştum.
"Sana abi diyebilir miyim?"
Arabanın içine derin bir sessizlik hakim oldu. Reddedeceğini anladım. Aynı hızımla tekrar konuştum.
"Yani şey, bunu hiç söylemediğimi de düşünebiliriz. Boş ver, hiç söylemedim tamam mı-"
"Tabii ki diyebilirsin, Nora."
Duraksadım. Boş boş baktım birkaç saniye. Sonra beynime tak etti söyledikleri.
"Ha... yani kabul ediyorsun?"
Güldü bunun üzerine. Arabadaki gerginlik azaldı.
"Evet. Emin ol bu beni rahatlatır."
"Ne yönden?"
"Laira'nın kayboluşundan sonra kendime karşı pek yakın değilim."
Kendini kaybetmişti muhtemelen. Tek kardeşinin kayıp olması... korkunçtu. Anlıyordum onu. Benim bir kardeşim yoktu. Ama anlayabiliyordum. Hissedebiliyordum nasıl bir acı olduğunu. Laira kaybolduktan sonra kendine zarar vermiş bile olabilirdi. Bunu bilmiyordum. Ama öyle yaptığını söyleyen bir his vardı içimde. Bu his doğru muydu, yoksa yanlış mıydı bunu da bilmiyordum. Her şeyi zaman gösterecekti. Birden telefonum titrediğinde ekranı kendime çevirdim. Muhtemelen babam yazmıştır diye düşünmüştüm ama ekrandaki yazı bana çok başka bir şey söylemişti.
"Sen Nora olmalısın. Ben Saroa. Nelly'nin arkadaşıyım. Dünden beri ona ulaşamıyorum. Görüşmemiz mümkün mü? Şimdi."
Kaşlarım çatıldı. Gözlerim kısıldı. Bakışlarım mesaja kilitlenirken gözümün önüne tek bir görüntü geldi. Nelly'i öldürdüğüm günün sabahında onu kahverengi saçlı bir kızla gördüğüm görüntü. Saroa o olmalıydı.
"Ne oldu?"
Bakışlarımı Darian abiye çevirdim. Yola bakıyordu ama beni dikkatle dinlediği belli oluyordu. Omuzları hafifçe gerilmiş, cüssesi belirginleşmişti.
"Nelly'nin arkadaşı yazdı. Buluşmak istiyormuş."
Onun da kaşları çatıldı. Beklediğim bir tepkiydi bu. Zaten bu durumda verilecek en iyi tepki buydu zaten.
"Tuzak olabilir."
"Biliyorum."
"Yine de gidecek misin?"
"Gitmezsem her şeyi anlar."
"Emin misin? Seni çok zorlayabilir."
"Umarım zorlamaz. Bu gün birini öldürmek istemiyorum. Yeterince kana bulandım."
Bakışları bir anlığına bana döndü. Sonra tekrar yola baktı. Ben ise derin bir nefes verdim.
"Her anlamda."
Bunu soru olarak değil, ifade olarak söylemişti. Haklıydı. Her anlamda yeterince kana bulanmış durumdaydım. Üstelik Avcı her yerde arandığı için polisler sokaktan eksik olmuyordu. Bu sıkıntıydı. Büyük sıkıntı. Resmen Avcı yüzünden ülkedeki polis sayısı arttı. Herkes Avcı'yı arıyordu.
Avcı yüzünden bizim yakalanmamız olası bir durumdu. Avcı'ya hayranlık duyuyor olabilirdim. Ama onun yüzünden yakalanmak da istemezdim. Üstelik Avcı'nın da bizim düşünce yapımıza sahip olduğunu düşünüyordum. Şimdiye kadar öldürdüğü kişileri araştırmıştım. Tabii ki abartmadan. Ve hepsinin yaptıkları işin altında bir kötülük vardı. Kimisi hırsız, kimisi tacizci, kimisi ise insanları dolandıran tiplerdendi. Ama her ne olursa olsun, hukuka aykırı olduğu için Avcı aranıyordu. Annem ölmeden önce hakimdi. Bu yüzden hukukla ilgili bazı şeyleri biliyordum. Avcı yakalanırsa affedilme şansı var mı diye sorulursa... muhtemelen hayır. Yaptığı şeyleri iyi savunursa bir ihtimal ceza indirimi alırdı. Ama cezasız kalması imkansızdı.
Avcı'yla tanışmak isterdim. Özellikle de kanıtları yok etme konusundaki başarısına hayrandım. Cesedi her zaman ortada bırakırdı. Sırtında o sembol ile. Ama başka hiçbir kanıt kalmazdı. Ne bir görgü tanığı, ne bir parmak izi, ne de bir DNA izi.
Düşüncelerimden sıyrılıp bakışlarımı telefona çevirdim. Parmaklarım hızlı bir şekilde harflere dokundu.
Sana bir konum atacağım. Orada buluşalım. Ama önce konuyu söyle.
Cevap gecikmedi. Hızlı yazıyordu. Demek ki telefonda çok vakit geçiriyordu. Bu da teknolojiden anladığı anlamına geliyordu.
Saroa: Konuyu burada söyleyecek olsam buluşmak ister miydim sence?
Depo'nun konumunu attım. Bu kız şüphelenebilirdi. Ama başka çarem yoktu. Etrafı boş olan, polislerin gezmediği iki yer vardı: Biri depo, diğeri Weryst ormanının üçüncü bölümü. Ama Weryst ormanında neler döndüğünü herkes bildiği için Saroa'yı oraya çağırmam imkansızdı. Bildiğin, gel seni öldürelim demiş olurdum. Bu yüzden tek seçenek depo kalıyordu. Son kez yazdım ve telefonu kapattım.
20 dakika içinde orada ol.
Darian abi bana baktı.
"Ben de geliyorum. İtiraz etme."
"Gerek yok. Kendim halledebilirim."
"Buna şüphem yok. Ama seni orada tek başına bırakmayacağım."
"O halde şöyle yapabiliriz..."
...
Depodaydım. Karşımda ise Saroa vardı. Kahverengi saçlarını açık bırakmıştı. Yüzünde sinsi bir gülümseme vardı. Saroa, neden olduğunu tanımlayamadığım bir şekilde midemi bulandırmıştı. Tavırları neden böyleydi bilmiyordum.
"Sonunda tanışabildik, Nora. Nelly senden çok bahsetti."
Buna kahkaha atmak istedim. Ama sadece alayla güldüm.
"Nelly benden bahsetti öyle mi? Ne dedi sana?"
Bakışları beni tepeden tırnağa dolaştıktan sonra tekrar yüzüme döndü.
"Eskiden seni sevdiğini, ama senin ona ihanet ettiğini söyledi. Onu kıskanıp onun gibi olmaya çalıştığını söyledi. Oysa ki seni çok severdi. Hepsini anlattı."
Kendimi tutamadım ve büyük bir kahkaha patlattım. Gerçekten büyük bir kahkaha.
"Öyle mi? Peki bundan benim neden haberim yok?"
Bakışları sertleşti.
"Kız yalan mı söyleyecek? Demek ki sen yalan söylüyorsun."
Gülüşlerim hala devam ederken kendimi toparladım ve konuştum.
"Sen kandırılmışsın Saroa. Nelly seni kandırmış. Hiçbir şey bildiğin gibi değil. Nelly sana yalan söyledi."