İnsanın sinirleriyle bazen gerçekten çok fazla oynanıyordu. Normal bir insan için, bu durum nasıl sonuçlanırdı bilmem ama bana bu yapılmasın. Ciddiyim. Sonu gerçekten çok kötü bitiyor.
Şu an, sinirime hakim olmaya çalışıyordum ama geçmiş, bana adeta yapışmıştı. Bırakmıyordu. Kurtulmak istiyordum. Ama yapamıyordum. Kurtulmaya çalıştıkça geçmişim, bana daha sıkı tutunuyordu. Bataklık gibiydi geçmişim. Kurtulmak için çırpındıkça daha çok içine batıyordum. Ben neden bunu yaşamak zorundaydım?
Ey yüce hayatım. Söyle bana, neden bunu yapıyorsun? Şuan karşımdaki kıza bakarken yüzümde sinirden başka bir duygu olmamasını dilerdim ama vardı. Lanet olsun ki, vardı. Acı vardı. Pişmanlık vardı. Öfke vardı. İntikam vardı.
Nelly... Nelly Vesley.
Bu kız, tam terimi ile ihanetin sembolüydü. Bu kız, düpedüz ihanet demekti. Başka bir anlamı yoktu onun. Ölümüne nefret ettiğim, ama öldürmek istediğimde bulamadığım o kişi. Lise hayatımın ortasına sıçan o kişi. Aklıma anılar doluşuyor.
Okulda bir kız ile tanışıyorum. Saçları kahverengi. İyi birine benziyor. Arkadaş oluyoruz. Bir süre sonra saçlarını sarıya boyatıyor. Yakıştığını düşünüyorum. Gayet iyi anlaşıyoruz. Bir yıl boyunca hiçbir sorun yaşamadan güzelce geçiniyoruz. Ama sonra birden karşıma geçiyor. Gülüyor. Resmen böğürerek gülüyor ve diyor ki, "Seni kullandım. Güzel bir oyuncak oldun. Bu kadar saf olabildiğine inanamıyorum Nora. Ama itiraf edeyim ki, harikaydı. Çok güzel bir oyundu."
Ve o günden sonra sürekli zorbalığa uğruyorum. Nelly tarafından. Sınav kağıtlarımızı değiştirmesi, beni okul tuvaletine kilitlemesi, beden eğitimi dersindeyken okul formamı alıp çöpe atması ve öğretmenlerden azar işitmemi sağlaması, diğer zorba arkadaşlar ile toplanıp beni köşelere sıkıştırması, üzerinden saatlerce uğraştığım proje ödevimi yırtıp atması, üzerime defalarca kez hırsız iftiraları atması, ondan sonraki arkadaşlarımı benden soğutması, hatta bir dönem hoşlandığım çocuk ile çıkmaya başlayıp onun da bana zorbalık yapmasını sağlaması...
Lise hayatımın son üç yılı böyle geçmişti. Korkunçtu.
Teyzemin başka bir bedendeki haliydi Nelly.
Neden böyle yaptığını ise hiçbir zaman anlayamadım. Bir yıl boyunca hiçbir kötü şey yaşamamıştık oysa ki. Sonra onu tamamen bıraktım. Onu bir daha düşünmedim. Ne olduysa oldu dedim. Hepsini atmaya çalıştım. Ama ben ne kadar kurtulmaya çalışsam, sanki daha çok bana yapışıyorlardı. Bu yüzden öldürdüğüm kimseyi unutmak için ekstra bir çaba sarf etmedim.
Unutursam unutuyordum. Ve şimdi yine karşımdaydı. Yüzünün bir santimini bile unutmadığıma inanamıyordum. Boyalı sarışın. Derin bir nefes aldım ve öfkemi dizginlemeye çalıştım. Ama şeytan susmuyordu. Öldür onu, diyordu. Uzun zamandır öldürmek için onu aramıyor muydun zaten? Öldür gitsin, diyordu. Evimin birkaç ev aşağısındaki kafe de oturmuş, arkadaşıyla birlikte kahve içiyordu. Hiç değişmemişti. Hala gösteriş meraklısı biriydi.
Saçları, omuz hizasındaydı. Karşısındaki arkadaşı ise açık kahverengi, dalgalı saçlıydı. Yüzünü tam göremiyordum. Ama, neyse ki imdadıma yetiştiler. Ayağa kalktılar ve cafe den çıktılar. Kıkırdayıp, sohbet ederek sokakta yürürlerken kahverengi saçlı kızın yüzünü görebildim. Saf bir tipi vardı, ama Nelly ile takıldığına göre, ondan aşağı biri olmasına imkan yoktu. Çünkü, Nelly her zaman en iyi kişileri isterdi. Derin bir nefes aldım. Ama tabii ki işe yaramadı. Hızlı adımlarla askıdan deri ceketimi aldım ve odamdan çıkıp aşağı indim. Babama seslendim.
"Baba ben çıkıyorum, acil bir işim çıktı."
"Nerey-"
Kapıyı çoktan kapatmış, yola çıkmıştım. Kapüşonumu taktım ve avımı sessizce takip etmeye başladım. Elimi cebime atıp telefonumu çıkardım ve tek bir numarayı aradım. Bilgisayar, ve takip işlerinde çok iyi olan bir arkadaşım. Genelde ondan yardım alırdım.
Riven Ezra. Kendisi pek büyük değildi. Yirmi bir yaşındaydı. Ama sadık biriydi. En azından iş yönünde. Duygularını pek kontrol edebilen biri değildi. Doğrusu, bazen hala ergenlik döneminden çıkamadığını düşünürdüm. Takıntılı biriydi. Bunun ise hem iyi, hem de kötü yanları vardı. İşini çok iyi yapardı. İyi olmazsa da kafaya takar, onu hemen düzeltmeye çalışırdı. Asla beklemezdi. Bu biraz sinir bozucuydu çünkü yakalanma ihtimali yükseliyordu.
Ve ben, onu tesadüfen polisten kaçarken kurtarmıştım. Böylece bana borçlanmıştı. Şimdi, kimsenin bilmediği bir binanın bodrum katında, donanımlı bir odada kalıyordu. İşlerini orada hallediyordu. Ben sadece işim düştüğünde onu arardım. Şimdi yine lazımdı bana. Telefon iki kere çaldı. Ve sonra açıldı. Ardından, Riven'ın uykulu sesini duydum.
"Nora?" dedi soru sorar gibi.
"Riven, işim düştü sana."
"Anladım onu. Başka türlü aramazsın çünkü."
"Sen yeni mi uyandın lan?"
"He, ne oldu?"
"Saat kaç lan, hala niye uyuyorsun sen?"
"İşim yok bu aralar."
"Harika. O halde benim işi hemen halledersin."
Nelly ve yanındaki kız sokak köşesinden dönünce adımlarımı biraz daha hızlandırdım. Riven iç çekti.
"Gönder halledeyim."
Dudaklarımda yarım bir gülüş oluştu.
"Aferin."
Aramayı kapatmadan, önümdeki Nelly'nin bir fotoğrafını çektim. Ardından vakit kaybetmeden bunu Riven'a attım.
"Sarışının telefon numarası lazım bana. Yada ona ulaşabileceğim herhangi bir sosyal medyası."
Bir süre ses gelmedi. Muhtemelen Nelly'nin fotoğrafını inceliyordu.
"Kim ki bu?"
"Lan sana ne? Sen bul, gerisini bana bırak."
"Tamam bulacağım da kim bu?"
Bıkkın bir iç çektim.
"Lise zorbam."
Bir süre yine ses gelmedi.
"Tamam. Bana bırak. Evini öğrenebilir misin?"
"Takip ediyorum şuan."
"Güzel. Evini bulursan, en geç iki saate hallederim."
"Tamam."
Cevap beklemeden telefonu kapattım.
Bir süre daha takip ettim. Nelly ve yanındaki kız ayrıldılar. Bunun üzerine, biraz daha uzaktan takip etmeye karar verdim. Ve sonunda hedefime ulaştım. Bir evden içeri girdi. İki katlı, bahçeli bir evdi. En sevdiğim! Gülümsedim ve telefonu açıp adresi Riven'a attım. Altına da yazdım.
Ev burası; iki saat içinde istiyorum. Telefon numarası, yada sosyal medya hesabı.
Mesaj gecikmedi.
Riven: Tamam.
Ardından, hızlı adımlarla oradan ayrıldım. Eve geldiğimde ceketimi, girişteki askıya astım. Ardından odama yöneldim. Ama yöneldiğimle kaldım. Beklenen soru geldi.
"Nora, nereye gittin sen?"
Yönümü çevirerek salona ilerledim. Babam ayağa kalkmış, bana doğru geliyordu. Yüzünde hafif endişeli ama sakin bir ifade vardı.
"Nelly'i buldum ben, baba."
Boş boş göz kırpıştırdı.
"Lise deki Nelly?" dedi soru sorar gibi.
"Evet. Nelly Vesley."
"Ne yapacaksın o halde?"
"Yıllarca onu öldürmek için aradım. Ama asla karşıma çıkmadı. Bu kez, bunu yapacağım."
"Yardıma ihtiyacın olursa haberim olsun."
Omzumu silktim.
"Merak etme. Kendim halledebilirim."
Babam gülümsedi.
"Ona ne şüphe."
...
Riven, Nelly'nin telefon numarasını göndereli birkaç saat olmuştu. Ama ben yazmak için beklemiştim. Şuan gün batımıydı. Güneş, penceremin önünde batışını gösteriyordu. Turuncu rengini pek sevmesem de bu tonuna resmen aşıktım. Dirseklerimi pencere pervazına dayayarak elimdeki telefona baktım. Numara karşımdaydı. Parmaklarımı tuşlara götürdüm ve bir mesaj gönderdim.
Selam güzellik. Bana birkaç dakikanı ayırabilirsin umarım.
Hemen cevap geldi.
Nelly: Merhaba. Kimsiniz?
Seni geçen gün yürüyüş parkında gördüm. Doğrusu, etkilendim. Senin için de uygunsa buluşmaya ne dersin?
Hemen kabul etti saf.
Nelly: Harika olur! Adın ne?
Gael. Senin adın nedir?
Nelly: Nelly Vesley.
Harika! Ne zaman uygunsun?
Nelly: Her zaman uygunum.
Benim bildiğim rahat bir yer var. Orada buluşabiliriz. Sana konumunu atabilirim.
Nelly: Tamam! At bekliyorum.
Benim deponun konumunu attım.
Akşam buluşabilir miyiz? Daha rahat oluruz.
Bir süre cevap gelmedi.
Nelly: Olur. Saat on nasıl?
Güzel. Akşam görüşürüz o halde.
Nelly: Görüşürüz.
Sonuna bir öpücük attı. Ardından çevrimdışı oldu. Bende telefonu kapattım. Gözlerimi tekrar gün batımına diktim. Uçuşan esinti saçlarımı hafifçe savurup geçti. Gözlerimi kapattım. Gökyüzünde bir yerlerde annemin olduğunu hissediyordum. Bulutların arasındaydı. Melekler gökyüzünde yaşardı çünkü. Küçükken babam bana öyle söylerdi. Annen bulutların arasında derdi bana. Bu yüzden güneşli havaları hiç sevmezdim. Hava hep bulutlu olsun isterdim. Yağmur yağdığında ise annemin ağladığına inanırdım. Ama babam derdi ki, Annen mutluluktan ağlıyor. Senin mutlu olduğunu bildiği için...
Bende mutlu olurdum, babam böyle söylediği için. Yağmur yağdığında gülümseyerek bakardım gökyüzüne. Annem mutlu olduğumu görsün diye. O da mutlu olsun diye... Güneşli havada dışarı çıkmazdım. Ama yağmurlu havalarda çıkıp oynardım dışarıda. Bu yüzden birçok kez hastalandığım oldu ama babam bana hiç kızmazdı. Çünkü bilirdi, acımın bu şekilde azaldığını. Bana ayak uydururdu. Ben yaz mevsimini hiç sevmedim bu yüzden. Yağmur yağmıyor diye, annem mutsuz oluyor diye, bulutlar hiç yok diye, annem hiç yok diye... Şimşek çakarken de annemin bana kızdığını sanardım. Babam bu kez dedi ki, Annen seninle gurur duyuyor. Senin yanında olmak istediğini söylüyor. Seni koruyor. Resmen gökyüzü dili yazmıştık.
Ve ben bununla büyümüştüm. Asla kötü hissetmiyorum. Hala buna inanmak istiyorum. Şimşek mi çakıyor? Annem benim yanımda. Beni koruyor, beni uyarıyor. Yağmur mu yağıyor? Annem benim yanımda. Annem mutlu. Hava bulutlu mu? Annem benim yanımda. Annem beni izliyor. Böyle öğrendim, böyle büyüdüm, böyle yaşıyorum.
Bazen gerçekleri bilsen de canının yanmaması için yalanları kabullenirsin. Ben de bunu yaşıyorum. Çünkü yalanlar bir noktada canımı acıtmıyor. Ama gerçekler acı vericidir. Ne olursa olsun. Kabullenmek ise benim için her zaman zor bir şeydi. Bu yüzden bir şeyi kabullenirken canım acırdı. Pek hareketli bir hayatım yoktu ama ağırdı. Şöyle ki, büyük acılar yaşamadan, büyük acılar yaşamıştım. Bunu ise sadece benim gibiler anlardı. Baskıcı ama baskıcı olmayan bir aile gibiydi hayatım. Ama babam ile bir ilgisi yoktu. O her zaman benim için olabileceğinden bile fazla olmuştu. Bana en iyi baba olmuştu. Annemin yokluğunu hissettirmemek için elinden geleni yapmıştı. Hayatımdaki üzücü şeylerin hepsini koparıp, mutlu şeylerle değiştirmişti yerlerini. Mutlu bir çocuk olarak büyümeyi başarmıştım. Ama yine de karanlık bir insana dönüşmem kaçınılmazdı. Ve gerçekleşmişti. Güneş battı. Havada turuncunun izleri kalmaya devam etti. Rüzgar esti. saçlarımı savurmaya devam etti. Ve ben öylece izledim. Sadece birkaç dakika kendimi küçük, masum Nora olarak hissetmek istedim. Çünkü biliyordum ki gece bu imkansız olacaktı. Ellerime bir kan daha bulaşmış olacaktı.
Üzerime siyah bir uzun kollu kazak, altıma ise yine siyah bir kot pantolon giydim. Saçlarımı ise arkada bir atkuyruğu yaparak bağladım. Makyaj yapsam mı, yapmasam mı diye düşündüm. Nelly ile boğuşma ihtimalim vardı. Bu yüzden sadece, dudaklarıma kırmızı bir nemlendirici sürdüm ve çantamı sırtıma alıp çıktım. İhtiyacım olabilecek bazı şeyler almıştım. Muhtemelen kıyafetlerim kirlenecekti. Kanlı kıyafetlerle dolaşmak istemezdim. Bu yüzden birer siyah kazak ve pantolon aldım. Çantamı sırtıma takıp aşağı indim ve babama seslendim.
"Baba, ben çıkıyorum. Gece yarısı olmadan dönerim."
"Tamam kızım. Dikkat et."
Büyük adımlarla kapıya ilerledim ve çıktım. Hava kararmıştı. Bu güzeldi. Buralarda hava erken kararıyordu. Ve bu benim yararımaydı. Kapüşonumu taktım ve yürümeye başladım. Nelly'den nefret ederdim. Lise hayatımı bir anda zehire çevirmişti. Bana yaptığı şeylerin sınırı yoktu. Çok kötü şeyler yaşatmıştı bana. Ben ise teyzemi bile öldürebilmeme rağmen, onu o zamanlar öldürememiştim. Ama o zamanlar güçsüz hissediyordum. Neden bilmiyorum. Nelly ve arkadaşları üstüme geldikçe boğuluyor gibi hissediyordum. Oysa ki, okulun ilk yılında gayet güzel bir ilişkimiz vardı. Sorunlarımız olmadan gayet iyi anlaşıyorduk. Aklıma anılar uçuştu. Zihnimi ele geçirdiler adeta.
Okulda sıradan bir gün. Öğle arası sırasında dışarıda oturuyorduk. Nelly ve ben. Nelly bir yandan benimle konulurken, diğer yandan telefonundan video izliyordu. Ama bir anda attığı minik çığlık ile irkildim. Bu irkilmelerim artık alışkanlık olmuştu. "Ne oldu?" Bana, telefonundan izlediği videoyu gösterdi. Kısa bir filmin bıçaklı cinayet sahnesi. Güldüm.
"Bana korku filmlerinden korktuğunu söyleme, Nelly. Üstelik, korkuyorsan neden izliyorsun ki?"
Yüzünü ekşitti.
"Korkuyorum. Aşırı vicdansızlar."
Gülüşüm donuklaştı. Bakışlarım, merak eşliğinde ona döndü.
"Vicdansızlık mı?"
Başını aşağı yukarı salladı.
"Evet. Kim, bir insanın canını almak ister ki? Bunu yapmak için vicdansız olmak gerekir."
Düşünceleri, kafama bir darbe vurdu sanki. Birini öldürmek gerçekten vicdansızlık sayılır mıydı? Ben teyzemi öldürmüştüm. Vicdansız sayılır mıydım? Ama onun bana yaptıkları sınırı aşmıştı. Bir keresinde bana öyle bir şey yapmıştı ki onun insan olmadığından şüphelenmiştim.
On bir yaşımdaydım. Annem hakimdi. İşteydi. Babam da bir kıyafet mağazası yönetiyordu. Ama genellikle orada olmuyordu. Gerektiği kadar işçi vardı zaten. Ama o gün, o da işe gitmişti. Akşam olmasına rağmen ikisinin neden gelmediğini bilmiyordum. Salonda oturmuş film izlerken bir yandan da annem ve babamın gelmesini bekliyordum.
Kapı çaldığında sonunda geldiklerini anlayıp derin bir nefes verdim ve kapıya yürüdüm. Hevesle kapıyı açtığımda karşımdaki görüntü karşısında kalbim korkuyla çarpmaya başladı. Kapıdaki teyzemdi. Yanında ise onun yaşlarında kısa saçlı bir adam. Beynim, bir şeyler yapmam gerektiği emrini veriyordu.
Aceleyle kapıyı yüzlerine kapatmaya çalıştım ama ayağını kapının önüne koyarak beni engelledi. Hızla atılıp kolumu tuttuğunda çığlık attım. Çevrede evler vardı. Birisi duymalıydı. Lütfen duysunlar.
Diğer eliyle ağzımı kapattığında, kapıdaki adam, yarı açık kapıyı tamamen açtı. Kafamı öne eğdim ve bütün gücümle geriye savurdum. Teyzemin çenesine kafa atmış oldum. Bunun üzerine ağzımdaki elini çekmek zorunda kaldı. Ama hala diğerini sıkı sıkı tutuyordu.
Bende boştaki elimle koluna uzandım ve ardından bütün gücümle dişlerimi koluna geçirdim. Kulakları sağır edecek bir çığlık attı ve sonunda beni bıraktı. Ama bunu fark eden, kapıdaki adam ise benim üzerime yürüdüğünde bütün hızımla kapıdan çıktım ve koşmaya başladım. Bütün gücümle. Arkamdan gelen ses ile peşime çoktan düştükleri anlaşılıyordu.
"Seni velet piç! Buraya gel!"
O yaşıma rağmen, bütün gücümü kullanarak koştum. Düşünmem gerekiyordu ama beynim durmuştu sanki. Kaçmaya o kadar odaklanmıştım ki düşünemiyordum. Korkuyordum. Çok korkuyordum. Öyle ki, hayatımda hiç bu kadar korktuğumu hatırlamıyorum. Koşarken arkama baktım, hala geliyorlar mı diye.
Evet. Geliyorlardı.
Ama bir anda benden biraz daha büyük bir bedene çarpmam ile düşmem bir oldu. Ürperdiğimi hissettim. Bir anlığına kafamdaki sesler sustu, saniyeler durdu, nefesim kesildi.
Ama bunun düşmem ile mi alakalı olduğundan emin değildim. Bakacak vaktim yoktu. Ayağa kalktım ve hızla koşmaya devam ettim. Yol ayrımına geldiğimde düşünmeye vaktim yoktu. Sağdan gittim. Ama korktuğum şey başıma geldi. Çıkmaz sokak. Arkama dönüp diğer yoldan gidecektim ki, o adamın bana yetiştiğini gördüm. Arada, evlerin arasında küçük bir ara sokak vardı.
Karşı sokağa çıkıyordu. Hızla oraya koştum. Ne yazık ki kazağımın ense kısmında bir el hissetmem ve aynı anda aşağı çekilmem bir oldu. Umudumu kaybetmedim. Kollarımı geriye uzatarak adamın kolunu tutup sertçe çektim. O da düşünce acele adımlar ile yerden kalkıp tekrar çıkışa koştum. Ama teyzemin önümü kesmesi ile bütün umutlarım yıkıldı.
"Nereye gidiyorsun, aptal?"
Dudağım titredi. Aynı şekilde kollarım ve bacaklarım. Ne yapacağımı bilmez şekilde kalakaldım. Çaresizliğime Gecenin karanlığı ve usul ay ışığı şahit olmuştu. Omzumda hissettiğim el ile duvara yapıştırıldım. Ama hayır. Pes etmeyecektim. Edemezdim. Fırsat, bu fırsattı. Özel bölgesine güçlü ve sert bir tekme attığımda iki büklüm oldu. anında kaçmaya başladım ama bu kez, ben sırtıma bir tekme yiyince tökezleyip yere düştüm. Bileklerim geriden tutuldu. Teyzemdi.
Ama sonra bir şey oldu. Boynuma bir şey saplandı. Küçük, ince bir acı hissettim. Daha sonra bütün vücudum uyuşmaya başladı. Dişlerimi sıktım. Hayır... Vücudum, hakimiyetini kaybediyordu. Kıpırdayamıyordum. Bana ne olmuştu. Teyzem, yüzünde iğrenç bir sırıtmayla tatmin olmuş bir ses çıkardı. "İşte böyle. Çok yoruldun. Uyu biraz." Zar zor konuştum.
"Orospu."
Yandan bakarken, ifadesinin ciddileştiğini fark ettim. Ardından mideme, ayak ucu ile yediğim bir tekme yüzünden midem bulandı. Kusacak gibi hissettim ama kendimi tutmayı başardım. Teyzem, adama baktı. "Sen, bunun başında dur. Ben arabayı getireceğim." Ve teyzem uzaklaştı. Benim ise gözlerim yavaşça kapanmaya başladı. İsteğim dışında oluyordu. Kendimi kontrol edemiyordum. Baba... Neredesin? Yardım et. Bilincim kapanmadan önce son bir ses duydum. O adamın sesiydi.
"Bu kadar uğraştığına değdi mi? Yine de elimize düştün."
Ve her şey karardı.
Uyandığımda ise çok farklı bir yerdeydim. Burası neresiydi? Küçük bir odaydı. Bir kanepede uzanıyordum. Sol bileğim ise kanepe başlığının yanındaki bir demire zincirlenmişti. Zincir? Sağıma baktığımda, teyzem ve o şerefsizin konuştuğunu gördüm. Sırtları dönüktü. Teyzemin konuştuğunu duydum.
"İşimiz bitti artık. Sen bunu hallet, ben seni bir daha aramayacağım. Konuşma geçmişlerinin de hepsini sil. Kanıtları yok et. İkimiz, artık yabancı olacağız. Tamam mı?"
O şerefsiz konuştu.
"Tamam Canel. Bu dediklerini sen de yapsan iyi olur. Zaten, kocanla boşanma sürecindesin. Bir de yakalanırsak ebemizi sikerler."
Teyzem, yavaşça arkasını döndü. Ardından beni gördü. Dudaklarında zalim bir tebessüm oluştu.
"Sonunda uyanmış prenses hanım."
"Neden bana bunu yapıyorsun?"
Gülümsemesi yavaşça soldu. Tehtidkar bir hal aldı.
"Senin, o lanet olası baban yüzünden. O piç kurusu baban, benden kardeşimi aldı."
Yanıma geldi ve tek eliyle sertçe yanaklarımın iki tarafından tuttu.
"Söyle. O baban olacak adam kim? Neden böyle garip biri?"
"Ben bir şey bilmiyorum! Bırak beni! Benim ne suçum var?"
Tekrar gülümsedi.
"Senin suçun o adamın kızı olmak, canım. O adamın gözlerine sahip olmak, o adamdan bir parça olmak."
"Ben, senin kardeşinin kızıyım orospu! Hiç mi vicdanın yok senin? Benim bir suçum yok! Bırak beni! Yapma bunu bana!"
Yanağımı bıraktı ve sert bir adımla geri çekildi. Topuğunun sesi odada yankılandı.
"Çok beklersin. Buradan kurtulmak şansın yok senin. Burada neler yaşayacaksın daha bilmiyorsun. Çok acı çektireceğim sana."
Vücudumu korku hissi sarmalarken, o arkasını döndü ve gitti. O gidince, ürkek bakışlarım diğer adama döndü. Yüzünde uğursuz, iğrenç bir sırıtma ile bana bakıyordu.
"Hala çırpınmaya devam mı ediyorsun gerçekten? Konumuna rağmen."
"Neden onunla iş birliği yapıyorsun? Sen benden ne istiyorsun?"
Ama o sırıtmaya devam etti.
"İşime geliyor. Güzel kızları severim. sen ise ayrı güzelsin."
Panik, vücuduma hızla yayılırken nefes alışverişlerim hızlandı. Adam ise bana doğru bir adım attı. Kanepeye sindim. Kaçacak yer aradım ama yoktu. Kıkırdadı ve cebinden bir anahtar çıkardı.
"Buna mı ihtiyacın var tatlım? Üzgünüm ama bir süre alamayacaksın."
Bana doğru bir adım daha attı.
"Gelme!"
Paniklemiştim. Yüzündeki sırıtma bir anda soldu ve iki büyük adımla mesafeyi kapattı. Kollarımı tuttu.
"Güzel, ama hırçın öyle mi? Tam sevdiğimden. Teyzen zevkimi anlıyor."
Daha fazla dayanamadım ve gözlerime hücum eden yaşların aşağı yuvarlanmasına engel olamadım.
"Siktir git! Dokunma bana!"
Güldü orospu.
"Ağzın da bozuk öyle mi?"
Ayaklarımla tekme atmaya çalıştım ama işe yaramadı. Bunun üzerine daha çok güldü.
"Artık işe yaramıyor değil mi?"
Ayaklarımı tutup sabitledi. Ama bunun için kolumu bırakmıştı. Boştaki kolum olduğu için düşünmeden suratına sert bir yumruk geçidim. Birkaç adım geriledi.
"Siktir!"
Burnunun direğine vurmuştum. Ama sanırım kırmayı başaramamıştım. Öfkeyle, gözlerini bana çevirdi. Göz bebeklerinden ateş çıkıyordu adeta.
"Şimdi bittin seni küçük piç."
Ardından kapı açıldı. Ama yavaşça. Adam ise hızla benim üzerime çullanmak ile meşgul olduğundan fark etmemişti. Sesli bir çığlık attım.
"Dokunma bana!"
Gelen ise babamdı. Babam... Hızlı adımlar ile gelip elinde olduğunu yeni fark ettiğim bir golf sopasını kaldırdı. Ardından sertçe indirdi. Bunun üzerine çığlık atmamak için biraz zor durdum. Adam üzerime yığıldı. Kanı da öyle. Babam ise benden önce davranarak saçlarından kavrayıp kaldırdı ve bir kenara fırlattı. Hemen gelip yanıma oturdu. Çelişkiliydim. Bir yandan korkuyordum, diğer yandan ona sımsıkı sarılmak istiyordum. İfademi anlamış olmalı ki gözlerimin içine baktı.
"Kızım, sakin ol. Buradayım. Sana hiçbir şey olmayacak. Söz veriyorum."
Adama doğru ilerledi ve az önce cebine koyduğu anahtarı çıkardı. Ardından hızla, tekrar yanıma dönüp elimdeki zinciri çözdü. İleri atılıp, kollarımı babamın boynuna doladım. Ağlamamı durduramıyordum. Bir yandan ağlarken, diğer yandan babama sımsıkı sarılıyordum. O ise elini saçlarıma daldırdı ve başımı yönlendirerek göğsüne yasladı. Üzerimdeki kandan hiç şikayet etmeden. Gizledim kendimi. Ağladım. Ne kadar geçtiğini bilmeden ağladım. Babam ise, hiç şikayet etmeden bekledi. Ben susana kadar bekledi. Sırtımı sıvazladı, sıkı sıkı sarıldı bana. O günün sonunda ise, babamın bayılttığı o adamı bizim eve götürdük. Babam tamamen öldürdü ve yaktı onu. Annem ise o sırada öğle vakitleri olduğu için işteydi. Dönünce o da bana sımsıkı sarıldı. O gün anneme, teyzemin bana yaptığı şeyleri söylemek zorunda kalmıştım. Babama ise yine anlatamamıştım. Annem anlatır diye düşünmüştüm. Ve şimdi Nelly bana, insan öldürmenin vicdansızlık olduğunu söylüyordu. Alakası yoktu. Bizim yaptığımız, vicdansızlık değildi. İntikamdı.
Depo girişine yakın bir yerde durmuş, bekliyordum. Bir ağacın arkasındaydım. Doğrusu burayı çok severdim. Şehirden birkaç dakika uzaktı. İnsan öldürmenin en kolay olduğu yerdi. Ağaca diktim gözlerimi. Yaşlı bir çam ağacıydı. Geniş bir gövdesi vardı. Usulca depo tarafına bakıyordum. Daha sonra çimlerde ayak sesleri duyuldu. Ve hedefim belirdi. Boyalı olduğu bariz, sarı saçları ile Nelly. Depo girişinin önünde durdu. Telefonunu çıkardı ve bir şeyler yazdı. Benim telefonumun ekranı aydınlandı. Bildirim sesini kısmış olduğum için ses çıkmadı.
Nelly: Ben geldim Gael. Neredesin?
Ben yoldayım, geliyorum. Sen içeri geç istersen. Üşütmeni istemem.
Nelly: Tamam. İçeride bekliyorum.
Nelly, içeri gitti. Gülümsedim. Ardından ben de yavaşça ağacın arkasından çıktım. Büyük bir depoydu burası. Eskiden bir uçak garajı olduğunu duymuştum. Ama terk edilmişti. Ve bu zamana kadar öğrendiğim bir şey varsa o da terk edilmiş yerlerin asla normal insanlara uygun olmadığıydı. Uyarıyorum. Eğer bir yer terk edilmişse, sakın ama sakın oraya girmeyin. Ya da düzenli olarak girmeyin. Çünkü çoğu katillerin eline düşmüş bir araçtır. Bu depo gibi. Yada şehrin diğer ucundaki terk edilmiş hastane gibi. Weryst ormanının ortasında, terk edilmiş bir hastane vardı. Eskiden orası kullanılıyormuş ama insanlar oraya gitmekten büyük oranda çekindikleri için, şehir merkezine çok daha büyük bir hastane yapılmıştı. Ve orası da bizim elimize düşmüş bir mekandı. Riven'ın ilk iş yeri. Eskiden onu orada tutuyordum. Daha sonra ona bir apartman dairesi vermiştim. Ben ise bazı işlerimi orada hallediyordum. Kapıya ulaştım. Derin bir nefes aldım. Ardından kararlı bir hareketle kapıyı açtım. Nelly'nin gözleri heyecanla bana döndü, ama heyecanı yüzünde asılı kaldı. Bir kaç saniye sonra kaşlarını çattı.
"Senin ne işin var burada?"
Ağır Ağır ona doğru adımlamaya başlamıştım.
"Burası benim mekanım. Sen buraya gelmekle hata yaptın."
Kaşlarını daha çok çattı.
"Ne demek istiyorsun."
"Şunu demek istiyorum: Çok safsın Nelly. Daha yüzünü görmediğin, kim olduğunu bile bilmediğin birisi ile böyle bir yerde buluşmayı kabul edecek kadar safsın."
Lisedeyken de böyleydi. Erkeklere karşı zaafı vardı resmen. Hatta lise sondayken bir keresinde onun hakkında bir dedikodu çıkmıştı. Okuldan biriyle cinsel ilişkiye girdiği söyleniyordu. Ama ortada net bir şey yoktu. Bunu sormam gerekiyordu.
"Sahi, lise sonda hakkında çıkan dedikodular gerçek miydi? Okulda ki şu popüler erkekle ilişkiye girdiğin?"
Bakışları anında mahcup bir hal aldı. Yüzünü öne eğerek, sarı tutamların arkasına gizledi ve bozgun bir ses tonuyla, "Doğru," dedi. Ondan daha fazla iğrendim.
"Ve sonra o ne yaptı? Çekip gitti! Nasıl güvenebiliyorsun bunlara, Nelly? Nasıl kendini Böyle kullandırabiliyorsun erkeklere?"
Bağırdığımı fark ettim. Bana neydi ki? Neden hala onu umursuyordum? Birazdan ölüp gidecekti zaten. Ama yine de kendimi tutamadım. Kıza saf diyordum ama ben de az saf değildim sanırım. Beni zorbalayan, üç yılımı mahveden, geçmiş travmalarımı tetikleyen kıza, sanki hala arkadaşmışız gibi akıl vermeye çalışıyordum. Bana neydi be? Gitsin erkeklerle oynaşsın, izin versin onu kullanmalarına. Kullandırtsın kendini. Bana neydi ki? Neden umursayacaktım onu?
"Neden anlamak istemiyorsun Nora? Onlar beni mutlu ediyor."
Güldüm. Sinirimin bozulduğunu belli edercesine.
"Sen gerçekten safsın Nelly. Gerçekten aptalsın. Onların tek isteyebileceği senden faydalanmak. Seni kullanmak. Senden cinsel yönde faydalanmak. Yaşadıklarına rağmen, bunu hala anlamıyor musun sen?"
Dudağı titredi, yada bana öyle geldi.
"Hiçbirini geri alamam. Artık çok geç. Onunla yattım, ve şimdi gitti. Artık dönüşü yok. Beni suçlayamazsın! Hakkın yok!"
"Tabii ki geri alamazsın! Ama sen hala, umursamadan erkekler ile görüşmeye geliyorsun! Gelen kişi ben olmaya bilirdim! Kötü bir adam olabilirdi-"
Sustum. Kızı öldürecektim lan birazdan. Ne saçmalıyordum ben? Derin bir nefes aldım.
"Sana gerçekten inanamıyorum Nelly. Bunu nasıl yapabildiğini, bu erkeklere neden bu kadar zaafın olduğunu, bana bunları nasıl yapabildiğini anlamıyorum!"
Derin bir nefes aldı.
"Sen çok güçsüzdün Nora. Ben, kendimden büyük kişileri tercih ederim. Her zaman."
Güçsüz mü? O az önce bana güçsüz mü demişti? Öfke, beynime kurşun hızıyla yayıldı.
"Güçsüz öyle mi?"
Ona doğru ağır bir adım attım.
"Sen iğrenç birisin Nelly. Bunu çok içten söylüyorum. Sen berbat bir insansın."
"Yeter Nora! Hayatımı mahvettin!"
Ağzım öfkeyle açıldı. Dudaklarımdan sinirli bir kahkaha koptu.
"Senin hayatını mı mahvettim? Ben sana ne yaptım Nelly? Seni okul tuvaletine mi kilitledim? Seninle sınav kağıtlarımızı mı değiştirdim? Beden eğitimi dersinde, okul formalarını mı sakladım? Saatlerce uğraştığın proje ödevini yırtıp çöpe mi attım? Arkadaşların ile birlikte olup sana zorbalık mı yaptım? Hoşlandığın kişiyi mi çaldım? Sevdiklerinin, sana zorbalık yapmasını mı sağladım? Üzerine hırsız iftiraları mı attım? Bunların hepsini sen bana yaptın! Ben sadece, sana güvenmiştim! Sana ne yaptım ben, Nelly?"
"Herkes bizi kıyasladı! Hep, senin gibi olmaya zorlandım ben! Her gün kendime sordum Neden ben değil de o, diye. Sen her şeyde en iyiydin, insanlara göre. İdeal kızdın. Herkes senden hoşlanıyordu. Bütün ilgiyi sen çekiyordun. Güzeldin, naziktin, kibardın, masumdun, güçlüydün, azimliydin. Bunları yıkmam gerekiyordu. Seni, senden koparmam gerekiyordu."
Kalbimin ağırlaştığını hissettim.
"O zaman neden benimle arkadaş oldun Nelly? Neden bir yıl boyunca güzel anılar yaşadık birlikte? Madem nefret ediyordun benden, o halde neden arkadaş oldun benimle?"
Gözünden bir damla yaş, yanağına doğru süzüldü.
"Çünkü sana acı çektirebilecektim Nora."
Bu cümle, dudaklarından döküldüğünde canım acımış mıydı, emin değildim. Ama benden, lisenin ikinci yılında değil, en başından beri nefret ettiğini duymak beni afallatmıştı. Her şey başından beri yalandı. En başından beri. Lisenin ilk yılından beri. Arkadaşlığımızdan beri. İçimdeki o küçük acı kayboldu ve öfkeye dönüştü. O güzel anılarımızda bile beni boğazlamak istediğini biliyordum artık. Çantamı tek omzuma düşürdüm ve yavaşça önüme getirdim. Artık acımak yoktu. Zaten hiç olmamıştı. Ama şu an için, insan tarafımı tamamen kapatacaktım. Bir canavara dönüşmem gerekiyordu. Vicdanın üzerini bu şekilde örtmek daha kolaydı.
"Zaten küçük bir şansın vardı ama onu da kaybettin Nelly."
"Ne demek istiyorsun?"
"Sana üzülmek istedim. Seni affetmeye çalıştım. Sana karşı kötü hislerimi kapatmaya çalıştım. Ama sen, daha çok üstüme geldin. Bende unutmaktan vazgeçtim. Onlarla yaşadım. Güçsüz olduğumu söylüyordun değil mi Nelly? Bunu göreceğiz. Ha, bu arada," Çantamı açarken duraksadım ve gözlerine baktım.
"Birini öldürmek vicdansızlık değildir, Nelly. İntikamdır."
Bıçağımı çıkardım ve çantayı bir kenara fırlattım. Nelly'nin gözleri, bıçak ile buluşunca gözleri hemen büyüdü. Kekeleyerek konuştu.
"O ne?"
"Senin sonun, benim intikamım."
Nelly geriye doğru bir adım attı. Ben ise sabit durdum. Beyninin işlemesini bekledim.
"Doğru. İntikamımın peşine düştüm. Beni birazcık tanısan, bunu yapacağımı bilirdin. Teyzemi de ben öldürdüm. Neden biliyor musun? Çünkü o da bana cehennemi yaşattı. Sonra seninle tanıştım. Gerçekten tanıştığım andan bahsediyorum. Beni kullandığını söyledikten sonra, seni tanıdım. Teyzemin başka bir bedendeki hali gibisin. Resmen, teyzemin başka bir halisin. Seni aradım, öldürmek için. Çıkmadın karşıma. Ama herkes sonunda yaptıklarının bedelini öder değil mi, Nelly? Artık bunu en iyi sen biliyorsun."
"Nora... Lütfen, yapma. Gencim, özür dilerim her şey için. Çok özür dilerim sana yaptıklarım için. Çok pişmanım, Nora!"
"Değilsin!"
Resmen kükremiştim. Öfkeliydim. Ayrıca gözlerim yanıyordu.
"Pişman falan değilsin! Sadece kurtulmak için böyle yapıyorsun!"
Bıçağın ucunu ona çevirerek Nelly'e doğru bir adım attım.
"Ama ben dersimi aldım Nelly. İhanete güvenilmez!"
Kaçmak için hareketlendiğinde ani bir hamleyle sağ kolundan yakalayıp kendime çevirdim ve karnına sağlam bir tekme geçirdim. Yere düştü. Vakit kaybetmeden yanına eğildim. Nelly'nin saçlarından tuttum ve bıçağımı havaya kaldırdım. Derin bir nefes aldım ve bütün acılarımı düşünerek yoğunlaştım. Ve bıçağı indirdim. Çığlık bekledim ama gelmedi. Sesi çıkmıyordu. Bazıları ölene kadar çığlık atardı. Bazıları ise böyle susup kalırdı.
"Bu, bana yaşattıkların için!"
Bıçağı kaldırdım. Gözümden sonunda bir damla yaş düştü ama hemen sildim. Sonra bıçağı bir kez daha indirdim. Hem cinslerime böyle bir şey yapmak zorunda kalmak tan nefret etsem de intikam sanıldığından çok daha güçlü bir duyguydu. Masumlara asla zarar vermezdim. Verirsem üzülürdüm. Ama intikam uğruna birini öldürürsem, bundan asla çekinmezdim. Asla ama asla. Çünkü ben böyle birine dönüşmüştüm. Elimde değildi ki. Canavardım ben. Korkunç biriydim. Bıçağı tekrar kaldırdım. Ve tekrar indirdim. Ardından bir daha, bir daha ve bir daha. Sonunda nefesi kesilmişti. Gözleri kapanmış, elleri yere düşmüştü. Bıçağımı çıkardım vücudundan.
Şimdi o yaptıklarının cezasına, ben ise intikamıma kavuşmuştum.
Yorgunlukla doğruldum ve çöktüğüm yerden ayağa kalktım. Yorgundum. Hem zihinsel, hem de bedensel. Ama daha işim vardı. Burayı temizlemem, Nelly'nin bedenini yakmam gerekiyordu. Eve mi götürseydim, yoksa hiç uğraşmadan arka tarafa mı gömseydim? Ben bunları düşünürken, depo kapısının açılma sesi geldi. Buna karşılık gözlerim fal taşı gibi açıldı. Yavaşça o tarafa döndüm. Kapıda benden daha büyük bir adamın dikildiğini gördüm. Elimdeki bıçağı sıktım. Bu da kimdi? Ama o, benim aksime sıcak bir şekilde gülümsedi ve kapıyı kapatarak bana doğru yürümeye başladı.
"Bir süre insanları burada öldürmeni tavsiye etmem, küçük hanım. Ekimin sonlarındayız. Cadılar bayramı geliyor. Muhtemelen burası insanların eğlence mekanı olacak. Benimde burada birkaç işim oldu ama şimdilik bizim gibiler için güvenli değil."
Başta şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım ama sonra içimi büyük bir rahatlama sardı. Öyle ki, hemen şimdi yere yığılabilirdim. O da, benim gibi katildi. Yada seri katil. Gözleri, Nelly'nin bedeninde gezindi. Gözleri kısıldı.
"Doğrusu seni izlerken ürpermediğimi söyleyemem."
Tek kaşımı kaldırdım.
"Beni mi izledin?"
"Evet. Buraya yürüdüğünü gördüm ve açıkçası biraz merak ettim. Peşinden gelip izledim. Hiç acıma duygun yok gibi görünüyordun. Ama beğendim. Çok güçlü bir hareket."
"Sen kimsin?"
Hafif mahcup bir tavırla yanıma ulaştı. Tam karşımda durdu. Sol elini uzattı. benim de tek temiz elim o olduğu için onu uzattım.
"Ben Darian."
"Nora."
Gülümsedi. Samimi birine benziyordu. Saçları, hafif laciverte kaçan siyahtı. Gözleri de siyahtı. Sivri çene hattı vardı. Boyu ise bayağı uzundu. Ayrıca kaslıydı da. Hem de bayağı. Yanında 1.78 boyuma rağmen küçük hissediyordum.
"Sanırım uzun zamandır yapıyorsun bunu. Epey soğukkanlı görünüyorsun."
Güldüm.
"Tahmininden daha fazla."
Başını yana yatırdı. Kollarını önünde bağladı.
"Yaşın kaç bakalım kızıl peri?"
Tek kaşımı kaldırdım ama gülümsemeden edemedim.
"Kızıl peri?"
O da güldü.
"Bence çok yakıştı."
Darian, yerdeki Nelly'e baktı. Ardından tekrar bana.
"Aslında gitmem gereken bir yer vardı ama bence bu gün biraz yardıma ihtiyacın olabilir."
Kaşlarımı çattım.
"Neden?"
"Bilmiyorsun sanırım, polisler etrafta halay çekecek neredeyse."
"O neden?"
"Avcı'yı arıyorlar."
Kaşlarım daha çok çatıldı.
"Her zaman arıyorlardı zaten. Ne değişti?"
Avcı, ülkenin en büyük seri katiliydi. Avcı diye anılmasının sebebi ise işini her zaman çok iyi yapmasıydı. Geride kendisine dair hiçbir kanıt, DNA veya bunun gibi bir şey bırakmadan temiz bir şekilde yapmasıydı. Kurbanları ölümü hisseder ama onu hissetmezdi. Onu gördükleri an ise onların sonu olurdu. Kanıt bırakmazdı ama imzasını bırakırdı. Kurbanlarının sırtına bir sembol kazırdı bıçağıyla. Garip, tam olarak açıklayamadığım bir sembol. Bir damla gibi. Kanı temsil ediyor olabilir. Ama damlanın altında, orta kısmında bir kırmızı nokta var. Yin Yang sembolündekine benzer. Ve damlanın sağ tarafından dışarı doğru, geniş bir çıkıntı var. Sembolün tam anlamını kimse net olarak bilmiyor. Polisler ise sürekli Avcı'yı arıyorlar. Hatta bazen onu aramaktan diğer dosyalar ile ilgilenemiyorlar. Bu tabii ki bazen bizim işimize geliyor. Zaten ben, Avcı'nın kendi isteği dışında yakalanacağını düşünmüyorum. İşinde çok iyi. Her zaman planlı birisi. Keşke onunla tanışabilsem. Darian'ın sesini duymamla dikkatimi ona verdim.
"Hızlı olmalıyız. Bunu benim arabama koyalım. Nerede gömeceğiz?"
"Benim evime götüreceğiz. Gerisi bende."
Kaşları çatıldı.
"Senin evinde ne yapacaksın?"
"Yakacağım."
Bir an duraksadı. Sonra hafif hayran bir şekilde başını salladı.
"Pekala."
Nelly'nin kollarından Darian tuttu. Ben ise ayaklarından tuttum.
"Bekle."
Duraksadı.
"Ne oldu?"
Nelly'nin ayaklarını bıraktım ve deponun köşesindeki dolaba ilerledim. Daha önceden oraya eşyalar koymuştum. Siyah, iki tane poşet aldım. Tekrar yanlarına gittim. Poşetlerin birini Darian'a uzattım.
"Başından geçir."
Dediğimi yaptı. bene yaptım ve iki poşete sığdırdık Nelly'yi. Bu arada Nelly, sandığımdan çok daha ağırdı. Oysa çok kilolu değildi. Tekrar onu kaldırdık. Hızlıca Darian'ın arabasına taşıdık. Araba siyah bir Volvo'ydu. Nelly'yi bagaja koyduk ve biz de arabaya bindik.
"Kimden çaldın bu arabayı?"
Güldü. Resmen kahkahayla.
"Çalmadım. Ben hırsız değilim, kızıl peri. Gece barı işletiyorum. Birazdan oraya gideceğim. Bir gün seni de beklerim."
Duraksadım.
"Neden olmasın?"
Arabayı sürmeye başladı.
"Kaç yaşındasın?" diye sordum sessizliği bozarak.
"Otuz iki."
Gözerim büyüdü.
"Daha genç göründüğüne yemin edebilirim."
Güldü tekrar. Gülünce gamzeleri çıkıyordu.
"Sen kaç yaşındasın?"
"Yirmi dört."
"Yaşına rağmen bayağı soğukkanlısın."
Bu kez, gülme sırası bendeydi.
"Sen onu birkaç yıl öncesinde görecektin. Avcıyı bile geçtiğime yemin edebilirdim. Ama artık eskisi kadar fazla öldürmek istemiyorum. Gerektiği zaman, gerektiği kişileri."
"Benim daha çok yolum var."
"Ne demek istiyorsun?"
"Öldürmem gereken çok kişi var. Ortada dolaşan iğrenç insanlar..."
Boş boş gözlerimi kırpıştırdım.
"Tam olarak kimleri öldürmek istiyorsun? Eski zorbalarını mı? Ya da onun gibi bir şey mi?"
"Kardeşimin sapıklarını."
Kanımın donduğunu hissettim.
"Ne?"
Duraksadı.
"Bir kız kardeşim var. Laira... Uzun süredir kayıp. Neredeyse bir yıla yaklaştı. Polisler aylarca çalışma yaptılar ama bulamadılar kardeşimi. Seri katil olmamın nedeni ise geçmişte onu taciz eden sapıklar. O kaybolduktan birkaç ay sonra gördüm onları. Bu kez başka kızlar ile konuşmaya çalışıyorlardı. Sinirlendim. Yaşamalarını istemedim. Bu yüzden şimdi buradayım."
Büyük bir iç çektim. Kız kardeşi olması beni afallatmıştı. Kız kardeşinin başına gelenler de beni afallatmıştı. Ve ne kadar inkar etmek istesem de içimdeki endişeyi gizleyememiştim.
"Anneniz ve babanız ne yaptı kardeşin kaybolduğunda?"
Birkaç saniye derin bir ölüm sessizliği oldu. Konuşmadı. Tam umudumu kesip önüme dönecektim ki buruk bir tonda konuştu.
"Annemiz babamız yok. Öldüler. Muhtemelen mezarda kemikleri çürümüştür."
Az önceki soruyu sorduğum için kendimi çok kötü hissettim.
"Ben... Özür dilerim."
Resmen sözümü kesti. Sesi artık daha ifadesizdi ama hala bir burukluk vardı.
"Özür dilemene gerek yok. Ölmek için geç bile kalmışlardı. Hayatımızı cehenneme çeviren insanların ölümüne üzülecek değilim."
Yutkundum. Ama konuşmadım. O ise telefonunu açıp bana uzattı. Ardından tekrar yola döndü.
"Galeriye gir."
Dediğini yaptım ve galeriye girdim.
"En sondaki fotoğrafı bul."
Yandaki kaydırma çubuğunu kullanarak en aşağıya geldim. Ve fotoğrafa tıkladım. Sağdaki, bariz bir şekilde Darian'dı. Laciverte çalan siyah saçları ve simsiyah gözleri. Siyah bir tişört ve gri bir eşofman giymişti. Yanında ise benim yaşlarımda bir kadın vardı. Kumral ve düz saçları vardı. Tıpkı abisininkilerin kopyası olan siyah gözleri ekrana bakıyordu. İkisinin dudaklarında da birer gülümseme vardı. Gerçek bir gülümseme. Sırf fotoğraf için konmuş bir gülümseme değildi bu. Görüyordum. Kollarını birbirlerinin omuzlarına atmışlardı. Darian'ın sesini duymamla düşüncelerimden sıyrıldım.
"Uzun zamandır kayıp. Bir yıla yaklaştı. Yok hiçbir yerde. Sanki yer yarılmış da içine girmiş gibi. Gitmezdi Laira. Bir şey oldu ona diye inandırdım kendimi. Belki yaralı, belki kaçırıldı, bana ihtiyacı var, belki de..."
Cümlesini tamamlayamadı. Ben de tamamlamasını istemedim. Benim bir kardeşim yoktu. Bu acıyı asla anlayamazdım ama yine de kalbim haddinden fazla sızlıyordu. Neden? Sadece bir saat oldu. Bu adama hemen bağlanmış olamam değil mi? İmkansız. Yıllarca insanlara güvenmemem ve bağlanmamam gerektiğine inandırdım kendimi. Bundan sonra da olmazdı. Ama o da benim gibiydi. Neden insanları kendimden böylesine uzak tutuyordum? Bende insanım. Benim de duygularım var. Çok çelişkiliydim. Hep böyleydim zaten. Muhtemelen bir seri katil olarak en büyük sorunum buydu. Çok fazla çelişki yaşamak... Yapsam mı, yapmasam mı? Bağlansam mı, bağlanmasam mı? Hissetsem mi, hissetmesem mi? Konuşsam mı, konuşmasam mı? Affetsem mi, affetmesem mi?
Her zaman bir çelişki içinde oldum. Veremediğim kararlarda yanımda hep babam olurdu. Ne yapacağımı genelde o söylerdi. Çıkmaza girdiğimde beni çekip kurtaran kişi oydu. Hani herkesin bir çocukluk kahramanı olur derler ya, benim çocukluk kahramanım babamdı. Hala da babam. Beni sevgiyle büyüten, annemin yokluğunu hissettirmeden yaşatan adam babamdı. Bana yağmurlu havaları, gök gürültülerini sevdiren adam babamdı. Bu yüzden onu kaybetmekten çok korktum hep...
Tutunduğum tek dal oyken onu da kaybetmekten çok korktum. Yalnız kalmaktan çok korktum. Bir daha, ağladığımda bana sımsıkı sarılacak babam olmamasından, korktuğumda daha bir şey söylemeden hissedip beni korumaya geçen babamın olmamasından, babamın yüzünü değil, mezarını görmekten deli gibi korktum. O benim tek ailemdi. Ailemden kalan son kişiydi. Onu da kaybedemezdim. O benim tutunduğum son ipti, bırakamazdım. Gerekirse onunla birlikte düşerdim. Ve Darian'ın gözlerine baktığımda ise aynı korkuyu görüyordum. Kaybetme korkusu.
Laira belki de yaşıyordu, belki bir yerlerde ağabeyinin onu kurtarmasını bekliyordu. Ama belirsizlik, insanın en büyük düşmanıydı. Ölüp ölmediğini bilmemek ise Darian'ı yiyip bitiriyor olmalıydı. Bir kardeşim yoktu, ama onu anlıyordum.
"Seni anlıyorum. Bir kardeşim yok ama ben de babamı kaybetmekten çok korkarım."
Gözleri bana döndü, sonra tekrar yola.
"Baban ile aran iyi olmalı."
Başımı aşağı yukarı salladım.
"İyi. Hatta yanımda olan tek kişi o. Bana bu işi öğreten de o."
"Ne? Baban da mı katil?"
Başımı aşağı yukarı salladım.
"Uzun zamandır. Ben doğmadan önce de yapıyormuş bunu."
"Epey uzun."
Başımı aşağı yukarı salladım.
"Peki ya annen? O bunu biliyor mu?"
"Annem yok."
Bir sessizlik oluştu. Delip geçti beni. Darian'ın bakışları bir anlığına bana döndü. Sonra tekrar yola. Ne düşündüğünü tahmin edebiliyordum. Muhtemelen annemi, babamın mı öldürdüğünü düşünüyordu. O sormadan ben cevapladım.
"Ve hayır, onu babam öldürmedi. Annem kalp krizinden öldü."
Bakışlarında yoğun bir anlayış belirdi.
"Annenle aran nasıldı?"
"İyiydi. Ama onunla, babamla geçirdiğim kadar zaman geçiremiyordum. Hakimdi. Haddinden fazla meşguldü."
"Hakim öyle mi?"
Başımı aşağı yukarı salladım.
"Öyleydi."
"Bir hakim kızına göre fazla iddialı birisin."
Hafifçe gülümsedim.
"Emin ol, şu an olduğum kişi beni güçlü yapıyor. Bazen kendimi kötü hissetsem de bu kişi olmasaydım belki de daha kötü bir yerde olurdum."
Ne demek istediğimi tam olarak anlamış olmalıydı.
"İnsanlar birbirini ezmeye meyillidir. Birisinin seni ezmesini istemiyorsan, mecburen sen onu ezmek zorundasındır."
"Doğru. Ama ben asla masumları öldürmedim. Öldüremem. Seri katil olabilirim ama ben de insanım. Duygularım var. Vicdanım var."
"O kızın düşündüklerinin aksine,"
Duraksadım. Tekrar konuştu.
"Söylediklerinden, onun katilleri vicdansız olarak gördüğünü çıkarıyorum. Yanıldım mı yoksa?"
"Hayır, doğru."
Güldü. Ama alay edercesine.
"Bir şarkı sözü vardır, çok severim."
"Nedir?"
"Eğer benim yerimde olsaydın beni anlardın."
"Hangi şarkı bu?"
"Don't make me dream. Kimin söylediğini hatırlamıyorum ama bir dizide duymuştum ve çok hoşuma gitmişti."
"Hangi dizi olduğunu hatırlıyor musun?"
"The Sound Of Magic. İzledin mi?"
Yüzümde bir gülümseme belirdi.
"İzledim. Şu sihirbaz olan dizi. Kelebeğin konduğu her lamba yanıyordu."
Kıkırdamasının sesi kulağıma ulaştı.
"Evet, o. Diziyi çok kısa tuttular. Biraz daha uzun olmalıydı."
"İkinci sezonu çıkarsa bir gün, belki izleyebiliriz."
"Neden olmasın?"
Ve araba yolculuğu boyunca tahmin ettiğimden çok daha akıcı ve güzel bir sohbet eşliğinde eve doğru geldik. Ama sonunda araba durduğunda tekrar ciddileşmek zorundaydık. Eve geldiğimizde kapıyı açtım ve babama seslendim. Gelip Darian ile karşılaştığında küçük bir sessizlik oluştu. Ama zaman yoktu. Bu iş hemen bitmeliydi.
Babama durumu kısaca anlattım ve Darian ile ayaküstü tanıştılar. Ardından hızlı bir şekilde Nelly'nin bedenini evin bodrumuna taşıdık. Elimi cebime atıp Nelly'nin telefonunu çıkardım. Ve onu Nelly ile birlikte sobaya attık. Her şeyi hallettikten sonra yukarı çıktık. Babam Darian'a elini uzattı. Darian da hemen sıktı.
"Dyran Estell."
"Darian."
İsimlerinin benzerliği aşırı komikti. Bunu içimde tutamadığım bir kıkırdamayla belli ettim. Onlar için de komik gelmiş olacak ki yüzlerine tatlı birer gülümseme yerleşti. Babamın hafifçe ağaran saçları ve Darian'ın laciverte çalan siyah saçları tam bir tezat oluştururken aynı tondaki siyah gözleri birbirlerine kenetlenmişti ama hiçbiri birbirini küçümseyerek bakmıyordu. Daha çok, birbirlerini tanımak ister gibi bakıyorlardı. Ve bu oldukları kişiler için gayet normaldi. Küçük bir sohbet başladı aralarında. Darian hiç de soğuk birine benzemiyordu. Babamla da benimle de hemen kaynaşmış, ortamı ısıtmıştı. Aslında gayet samimi biriydi. Babam sonunda bana döndü.
"Çok zorluk çıktı mı kızım?"
"Hayır. Ama Nelly hiç değişmemiş. Hala aynı."
"Nasıl yani?"
Derin bir nefes verdim. Nelly'nin söyledikleri dolaştı zihnimde. "Sana acı çektirebilecektim Nora."
"Nelly aslında intikam için benimle arkadaş olmuş, kendince. Aslında okulun ilk yılından beri benden nefret ediyormuş. İnsanlar bizi kıyasladığı için kinlenmiş bana, bu yüzden bana acı çektirebilmek için benimle arkadaş olmuş."
Babamın kaşları çatılırken gözleri hafifçe karardı. Bu ifadeyi biliyordum. Bu yüzden hemen atıldım.
"Ama artık Nelly olmadığı için sorun yok."
"Bu sinirimi azaltmıyor Nora, biliyorsun."
"Biliyorum."
Darian saatine baktı.
"Ben gitsem iyi olacak. Bara gitmem gerekiyor."
Babamla birbirlerine baş selamı verdiler. Darian ve ben birlikte kapıya gittik.
"Darian," hemen baktı.
"Evet?"
Derin bir nefes aldım ve kendimi soracağım soruya ve alacağım cevaba hazırladım.
"Laira hakkında..."
Bakışları düştü. Kendimi kötü hissettim ama devam ettim.
"Yarın... yada sonraki gün. Onu aramaya ne dersin?"
"Polisler üç ay arama yaptılar. Onlar bile bulamadı, biz nasıl bulacağız?"
"Beklemekten iyidir değil mi? Üstelik belki de kaçırılmıştır. Kaçıran da bizim gibi biridir. Polisler bizim gibi düşünemez. Biz daha avantajlıyız."
Birkaç saniye duraksadı. Yere baktı. Ardından arabasını açtı ve içinden bir kağıt kalem alıp bir şey yazdı. Bana uzattı.
"Bu benim numaram. Müsait olduğunda arasın, gelirim."
"Bu gideceğimiz anlamına mı geliyor?"
"Evet."
Hafifçe gülümsedim.
"Tamam."
Gülümseme ona da bulaştı. Ardından arabasının kapısını tekrar açtı.
"Görüşürüz."
"Görüşürüz."
Gitmeden önce camını açtı ve bana son kez baktı.
"Buna intikamın hediyesi diyebilir miyiz Nora?"
Güldüm.
"Sanırım."
Ve arada uzaklaştı. Ben ise tekrar zihnimdeki boşluğa yuvarlandım.