Sabah…
Karmara Forum’un içinde hayat yeniden düzene girmeye başlamıştı.
Tamirciler yeni güçlendirilen girişi son kez kontrol ediyordu.
Doktor yaralıları dolaşıyor…
Aşçılar kahvaltıyı hazırlıyor…
Nöbetçiler ise her zamanki gibi girişleri izliyordu.
Karel korkuluklara yaslanmış aşağıyı sessizce izliyordu.
Artık insanlar eskisi kadar korkmuyordu.
Bu iyi bir şeydi.
Ama fazla rahatlamak…
Ölüm getirirdi.
Tam o sırada Boran elinde iki kutu kola ile yanına geldi.
“Biri senin.”
Karel kutuyu aldı.
“Bugün cömertsin.”
“Canım istedi.”
Kutular aynı anda açıldı.
“Tıss…”
Bir süre sessizce aşağıyı izlediler.
Boran gülümsedi.
“İnsan bazen eski hayatı özlüyor.”
Karel hafifçe omuz silkti.
“Ben özlemiyorum.”
Boran şaşırdı.
“Hiç mi?”
Karel aşağıdaki insanlara bakmayı sürdürdü.
“O hayat bitti.”
“Geçmişi düşünerek yaşayamayız.”
Tam o sırada Riven yanlarına geldi.
“Yine mi felsefe yapıyorsunuz?”
Boran güldü.
“Yok.”
“Ben duygulandım.”
“Karel iki cümlede dağıttı.”
Riven sırıttı.
“Normal.”
…
Öğleden sonra…
Yaşlı doktor son kontrolleri tamamladı.
Artık herkes ayağa kalkmıştı.
Yetenek kazananlar da yavaş yavaş yeni güçlerine alışıyordu.
Doktor defterini kapattı.
“Şimdilik sağlık açısından ciddi bir sorun görünmüyor.”
Boran rahat bir nefes verdi.
“İyi.”
“Bir daha durduk yere bayılmayalım.”
Doktor gülümsedi.
“Ben de aynı fikirdeyim.”
…
Karel büyük masanın üzerine İstanbul haritasını serdi.
Herkes etrafında toplandı.
Parmağını Zeytinburnu’na koydu.
“Birkaç gün içinde buraya gideceğiz.”
Salonda sessizlik oluştu.
Mira merakla sordu.
“Oraya neden gidiyoruz?”
Karel hiç düşünmeden cevap verdi.
“Çünkü burada sonsuza kadar bu ekiple yetinemeyiz.”
Herkes dikkatle onu dinliyordu.
“Bu kadar büyük bir yeri koruyabilmek için daha fazla insana ihtiyacımız olacak.”
“Ama rastgele insanlara değil.”
“İşe yarayan insanlara.”
Doktor…
Tamirciler…
Mühendisler…
Elektrikçiler…
Eski askerler…
Polisler…
Aşçılar…
“Kim gerçekten faydalıysa…”
“…onu aramıza alırız.”
Boran başını salladı.
“Peki diğerleri?”
Karel’in sesi değişmedi.
“Bizim grubumuza yük olacak insanları taşıyamayız.”
Salonda kısa bir sessizlik oluştu.
Kimse buna itiraz etmedi.
Çünkü söyledikleri acı olsa da gerçekti.
Riven haritaya baktı.
“Yani asıl hedefimiz…”
“İnsan toplamak değil.”
“Güçlenmek.”
Karel başını salladı.
“Aynen öyle.”
“Bu dünya iyi niyetle yaşanacak bir yer değil.”
“Ne kadar güçlü olursak…”
“…hayatta kalma ihtimalimiz o kadar artar.”
Mira sessizce dinliyordu.
Karel’in düşündüğünden çok daha sert biri olduğunu yeni yeni anlamaya başlamıştı.
…
Akşam üzeri…
Hazırlıklar başladı.
Silahlar temizlendi.
Şarjörler dolduruldu.
Telsizler kontrol edildi.
İlk yardım çantaları hazırlandı.
Tam o sırada Boran elindeki çantayı kaldırdı.
“Bir şey soracağım.”
Karel baktı.
“Sor.”
“Ben bunu taşırken yorulursam…”
“Riven taşısın.”
Riven hiç beklemeden cevap verdi.
“Yok.”
“Neden?”
“Kas yapan sensin.”
“Taşıyan da sen ol.”
Boran iç çekti.
“Şu ekipte bana değer veren kimse yok.”
Karel gülümseyerek başını salladı.
“Var.”
Boran’ın yüzü aydınlandı.
“Kim?”
“Yemekler.”
Riven kahkahayı patlattı.
Mira da gülmeye başladı.
Boran iki saniye sessiz kaldı.
“…”
“Tamam.”
“Bunu hak ettim.”
…
Gece…
Karel tek başına çatıya çıktı.
Elindeki dürbünle uzakları izledi.
Şehir hâlâ karanlıktı.
Bir süre sessiz kaldı.
Arkasından Boran ile Riven geldi.
Boran korkuluğa yaslandı.
“Ne düşünüyorsun?”
Karel dürbünü indirdi.
“Zeytinburnu.”
“Oradaki grubun içinde…”
“…işimize yarayacak insanlar var.”
“Onları alacağız.”
“Karşımıza çıkan sorunları da çözeceğiz.”
Boran hafifçe sırıttı.
“Yani yine başımız belaya girecek.”
Karel ilk kez hafifçe güldü.
“Biz belayı bulmuyoruz.”
“Bela bizi buluyor.”
Riven başını salladı.
“Bu cümleye katılıyorum.”
Üçü karanlık İstanbul’u sessizce izledi.
Yaklaşan görev…
Sadece bir keşif değildi.
Karmara Forum’un geleceğini belirleyecek ilk büyük adımdı.
Devam Edecek…