En üst katta ölüm sessizliği vardı.
Doktor, eşinin omzundaki diş izine titreyen elleriyle dokunuyordu.
Sanki o izi silerse her şey normale dönecekmiş gibi…
Kadının nefesi giderek düzensizleşiyordu.
Yüzü bembeyaz kesilmişti.
Boran birkaç adım geri çekildi.
“…Gerçekten dönüşecek mi?”
Kimse cevap vermedi.
Çünkü kimse bilmiyordu.
Bu dünya…
Artık kimsenin tanıdığı dünya değildi.
Karel dizlerinin üzerine çöktü.
Kadının gözleriyle göz göze geldi.
Kadın acıyla gülümsedi.
“…Galiba sonum geldi.”
Doktor hemen bağırdı.
“Hayır!”
“Saçmalama!”
“Bir yolu vardır!”
“Eminim vardır!”
Kadın yavaşça başını salladı.
“Hayatım boyunca insanları kurtardım.”
“Şimdi…”
“…beni kurtaramayacaksın.”
Doktor gözyaşlarını tutamıyordu.
“Sus…”
“Lütfen sus…”
Kadın titreyen eliyle eşinin yanağına dokundu.
“Ben…”
“…canavara dönüşmek istemiyorum.”
Bütün salon sessizleşti.
Kadın gözlerini Karel’e çevirdi.
“Lütfen…”
“Eğer gerçekten dönüşeceksem…”
“…beni bekletme.”
Karel başını eğdi.
Uzun süre konuşmadı.
İlk kez vereceği kararın ağırlığını hissediyordu.
Doktor ayağa kalktı.
“Hayır!”
“Bunu yapamazsın!”
“Belki dönüşmeyecek!”
“Belki bir ilacı vardır!”
“Belki beklemeliyiz!”
Karel derin bir nefes aldı.
Sonra yavaşça konuştu.
“Üzgünüm…”
“…ama umutla kumar oynayamayız.”
Doktor öfkeyle yakasına yapıştı.
“Sen kimsin böyle karar verecek!”
Karel karşılık vermedi.
Sadece sakin bir sesle konuştu.
“Kolundan ya da bacağından ısırılsaydı…”
“…ilk saniyelerde keserek yaşatma ihtimalimiz olabilirdi.”
“Ama omuzundan aldığı bu ısırık…”
“…çoktan bütün vücuduna yayılmış olabilir.”
“Ve eğer dönüşürse…”
“…buradaki herkes ölür.”
Doktorun elleri yavaşça gevşedi.
Söyleyecek söz bulamıyordu.
Kadın gözlerini kapattı.
“…Teşekkür ederim.”
“En azından…”
“…insan olarak öleceğim.”
Karel tabancasını yavaşça kaldırdı.
Bir an durdu.
Tetiği çekerken gözlerini kapatmadı.
Bang.
Silah sesi bütün katta yankılandı.
Kadının bedeni yavaşça yere düştü.
Salon tamamen sessizliğe gömüldü.
Doktor dizlerinin üzerine çöktü.
Eşinin cansız bedenine sarıldı.
Sessizce ağlıyordu.
Kimse yanına gitmedi.
Birkaç dakika boyunca…
Hiç kimse tek kelime etmedi.
…
Sonunda Karel derin bir nefes aldı.
“Onu dışarı çıkarın.”
Kimse itiraz etmedi.
Riven ve Boran sessizce sedyeyi hazırladı.
Doktor da ayağa kalktı.
Hiç konuşmadan eşinin bedenini taşımalarına yardım etti.
Üçü birlikte bedeni Karmara Forum’un dışına bıraktılar.
Kapılar tekrar kapandı.
İçeri döndüklerinde herkesin yüzünde aynı ifade vardı.
Korku.
Belirsizlik.
Ve yas.
Karel etrafa baktı.
“Artık şunu biliyoruz.”
“Bu olaydan sağ çıkanlar değişiyor.”
“Sağ çıkamayanlar ise…”
“…insan kalmıyor.”
“Nasıl olduğunu bilmiyorum.”
“Neden olduğunu da bilmiyorum.”
“Önceki bildiğim hiçbir şeye benzemiyor.”
“Yani bundan sonra…”
“…hepimiz dikkatli olacağız.”
İlk kez bunu söylerken sesinde kesinlik değil, temkin vardı.
Çünkü gerçekten bilmiyordu.
Tam o sırada Boran elini kaldırdı.
“Şey…”
“Hazır herkes hayattayken…”
“…bir şey denesek mi?”
Riven kaşını kaldırdı.
“Neyi?”
“Bende bir gariplik var.”
“Kendimi… eskisinden farklı hissediyorum.”
Mira da başını salladı.
“Ben de.”
Diğerleri de birbirine bakmaya başladı.
Karel birkaç saniye düşündü.
“Tamam.”
“O zaman tek tek deneyeceğiz.”
“Kimsenin ne kazandığını bilmiyoruz.”
“Belki hiçbirinizin yeteneği savaş için değildir.”
“Belki bazılarınızınki tamamen farklıdır.”
“Bugünden itibaren…”
“…hep birlikte öğreneceğiz.”
Kimse bunun nasıl sonuçlanacağını bilmiyordu.
Çünkü yeni dünya…
Kurallarını daha yeni göstermeye başlıyordu.
Devam Edecek
