İçeriğe geç

Kıyametten geri döndüm

Bölüm 16 · 5 dk okuma

Kıyametten geri döndüm

Bölüm 16

Bölüm 16 — Sessizliğin Ardındaki Şehir

Karmara Forum’da hayat artık düzene girmeye başlamıştı.

Üç gün boyunca yapılan temizlikten sonra içeride neredeyse tek bir ceset bile kalmamıştı.

Elektrikler hâlâ çalışıyordu.

Su hâlâ akıyordu.

Yemek stokları ise akıl almaz seviyedeydi.

Ama Karel’in içindeki huzursuzluk gitmiyordu.

Çünkü dış dünyadan haberleri yoktu.

Sabah kahvaltısından sonra ayağa kalktı.

“Ben biraz dışarı çıkacağım.”

Boran kafasını kaldırdı.

“Nereye?”

“Zeytinburnu tarafına.”

Riven kaş kaldırdı.

“Tek başına mı?”

“Tek başıma.”

“Biz de gelelim.”

Karel başını salladı.

“Hayır.”

“Niye?”

“Burayı kim koruyacak?”

Boran sustu.

Haklıydı.

İçeride onlarca insan vardı.

Karmara Forum şu an onların tek güvenli yeriydi.

Riven iç çekti.

“Dikkat et bari.”

Karel gülümsedi.

“Benim için mi endişeleniyorsun?”

“Yok.”

“Arabanı parçalarsan sana küfrederim diye.”

Boran kahkaha attı.

“İşte gerçek dostluk.”

Bir süre sonra Karel otoparka indi.

Askeri aracı boşluğundan çıkardı.

Motor çalıştı.

Kapılar açıldı.

Ve tek başına yola çıktı.

Şehir korkutucu derecede sessizdi.

Bazı yerlerde yüzlerce araba üst üste yığılmıştı.

Bazı sokaklarda tek bir canlı bile yoktu.

Bazı yerlerde ise hâlâ dolaşan zombiler vardı.

Ama Karel dikkatini başka bir şeye verdi.

İnsan izlerine.

Yaklaşık bir saat sonra Zeytinburnu taraflarına ulaştı.

Uzaktan baktığında ilk başta normal görünüyordu.

Ama biraz daha yaklaşınca garipliği fark etti.

Bazı binaların çatılarında nöbetçiler vardı.

Bazı sokaklar barikatlarla kapatılmıştı.

Ve bazı insanlar silahlı şekilde devriye geziyordu.

Karel aracı terk edip sessizce ilerledi.

Bir binanın çatısına çıktı.

Oradan aşağıyı izlemeye başladı.

Yaklaşık iki saat boyunca sadece gözlem yaptı.

Ve gördükleri hoşuna gitmedi.

Burada kendilerine küçük bir düzen kurmuş büyükçe bir grup vardı.

Ama düzen dedikleri şey…

Tam anlamıyla zorbalıktı.

Sokakların bir kısmını kontrol altına almışlardı.

Ellerindeki silahlarla insanlara emir veriyorlardı.

Kendilerine karşı gelenleri dövüyorlardı.

Yiyecekleri kendileri topluyor…

Çalışmayı başkalarına yaptırıyorlardı.

Daha da kötüsü…

Bazı insanları resmen köle gibi kullanıyorlardı.

Bir market deposu dikkatini çekti.

Pencereleri kapatılmıştı.

Kapısında nöbetçiler vardı.

Karel birkaç dakika izledi.

Sonra içeriden çıkan bir adam gördü.

Adamın yüzü mosmordu.

Dudakları patlamıştı.

Yürümekte zorlanıyordu.

Kapıdaki nöbetçi ensesine vurdu.

“Yürü lan!”

Adam korkuyla başını eğdi.

Karel’in yüzündeki gülümseme yavaşça büyüdü.

“Demek böyle…”

Bir süre daha izlemeye devam etti.

Depoya gün içinde onlarca insan girip çıkıyordu.

Ama içeriden çıkanların yüzündeki ifade hep aynıydı.

Korku.

Bazılarının yanında çocuklar vardı.

Bazı yaşlılar yerde oturuyordu.

Bazı kadınlar sessizce ağlıyordu.

Ve o grubun başındaki adamlar…

Kendilerini dünyanın sahibi sanıyordu.

Birisi yüksek sesle bağırıyordu.

Birisi küfrediyordu.

Birisi insanlardan zorla yiyecek topluyordu.

Karel bunları izlerken içindeki eski nefret yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.

Çünkü geçmiş hayatında en nefret ettiği şeylerden biri buydu.

Güçsüz insanların üzerine çöken insanlar.

Ama yine de hareket etmedi.

Henüz değil.

Çünkü önce öğrenmesi gereken şeyler vardı.

Saatler boyunca izlemeye devam etti.

Kaç kişi olduklarını öğrendi.

Yaklaşık kırk kişiydiler.

Silahlarının nerede tutulduğunu öğrendi.

Nöbet değişim saatlerini öğrendi.

Kimlerin gerçekten tehlikeli olduğunu öğrendi.

Ve en önemlisi…

İçlerinde işe yarayabilecek insanların da olduğunu gördü.

Bir mekanik ustası.

Bir eski polis.

Bir hemşire.

Bir kaynak ustası.

Bir aşçı.

Karel bunların yüzlerini aklına kazıdı.

“Belki lazım olurlar.”

Güneş batmaya yaklaşırken tekrar aracına döndü.

Tam ayrılacakken uzaktan bir bağrışma duydu.

Bir grup adam depodan bir genci sürükleyerek çıkarıyordu.

Çocuk en fazla on yedi yaşındaydı.

“Abi yapmayın.”

“Vallahi yapmadım.”

“Yemin ederim yapmadım.”

İçlerinden biri tekme attı.

“Kes sesini lan!”

Çocuk yere düştü.

Adamlar kahkaha atmaya başladı.

Karel onları birkaç saniye sessizce izledi.

Sonra aracının direksiyonuna vurdu.

“Şanslısınız.”

Bugünlük.

Motoru çalıştırdı.

Ve Karmara Forum’a doğru yola çıktı.

Dönüş yolu boyunca sessizdi.

Ama kafasında planlar oluşuyordu.

O insanların bazıları kurtarılacaktı.

Bazıları işe yarayacaktı.

Bazıları ise…

Hiçbir işe yaramıyordu.

Ve Karel gereksiz şeyleri hiç sevmezdi.

Yaklaşık iki saat sonra Karmara Forum’a ulaştı.

Kapalı otopark girişine geldi.

Kapıyı açtı.

İçeri girdi.

Ama daha ilk adımda bir gariplik hissetti.

Sessizlik.

Normalde bu saatte insanların sesleri duyulurdu.

Konuşmalar olurdu.

Şakalar olurdu.

Şimdi ise…

Hiçbir şey yoktu.

Karel’in kaşları çatıldı.

Hızlı adımlarla yukarı çıktı.

Birinci kat.

Kimse yok.

İkinci kat.

Kimse yok.

Üçüncü kat.

Kimse yok.

Dördüncü kat.

Kimse yok.

“Ne oluyor lan?”

İlk kez sesi biraz sert çıkmıştı.

Sonunda en üst kata ulaştı.

Ve gördüğü manzara karşısında durdu.

Yerde insanlar yatıyordu.

Doktor çift.

Aşçılar.

Tamirciler.

Temizlikçiler.

Hepsi yerdeydi.

Bazıları nefes almakta zorlanıyordu.

Bazıları bilinçsizdi.

Ve biraz ileride…

Boran.

Riven.

Mira.

Üçü de yerde yatıyordu.

Karel’in yüzündeki gülümseme tamamen kayboldu.

Bir anda bütün keyfi kaçtı.

Hızla yanlarına çöktü.

Nabızlarını kontrol etti.

Yaşıyorlardı.

Tam o sırada…

Arka taraftan zayıf bir ses geldi.

“…K… Karel…”

Karel başını çevirdi.

Yaşlı doktor güçlükle ona bakıyordu.

“Sanırım…”

“…bir şey değişiyor…”

Karel kaşlarını çattı.

“Ne değişiyor?”

Doktor cevap vermeye çalıştı.

Ama kendisi de ne olduğunu bilmiyor gibiydi.

O sırada Mira’nın parmakları hafifçe kıpırdadı.

Ardından Boran’ın eli hareket etti.

Sonra Riven’ın.

Ve yerde yatan birkaç kişinin vücudunda garip kasılmalar oluşmaya başladı.

Karel hemen ayağa kalktı.

“Doktor!”

Doktor karısı da yarı bilinçli halde doğrulmaya çalışıyordu.

Kimse ne olduğunu anlamıyordu.

Birkaç dakika boyunca herkes sessizce bekledi.

Sonra Boran gözlerini açtı.

Derin bir nefes aldı.

Birkaç saniye tavana baktı.

“Lan…”

Karel hemen yanına çöktü.

“Nasılsın?”

Boran bir süre cevap vermedi.

Sonra oturmaya çalıştı.

“Garip.”

“Ne garip?”

“Sanki…”

“…vücudumun içinde bir şey değişmiş gibi.”

Riven da yavaşça gözlerini açtı.

“Oğlum…”

“…ben de aynı şeyi hissediyorum.”

Mira da doğruldu.

Şaşkın görünüyordu.

“Kalbim çok hızlı atıyor.”

Doktor adam nihayet ayağa kalkabildi.

“Nabızlarınız normale dönmüş.”

“Bu nasıl mümkün?”

Kimsenin cevabı yoktu.

Saatler geçtikçe daha fazla insan uyanmaya başladı.

Ama üç kişi…

Hâlâ uyanmıyordu.

Bir erkek.

İki kadın.

Karel onların başında bekliyordu.

İçindeki huzursuzluk büyüyordu.

Çünkü bunun normal olmadığını hissediyordu.

Ama nedenini bilmiyordu.

Tam o sırada…

Yerde yatan adamlardan biri aniden titremeye başladı.

Sonra diğeri.

Sonra üçüncüsü.

Doktor adam geri çekildi.

“Bir şeyler yanlış gidiyor.”

Karel sessizce tabancasını çıkardı.

Ve ilk defa…

Gerçekten ne olduğunu bilmediği bir olayla karşı karşıya olduğunu fark etti.

Devam Edecek…

Bölüm sonu

1 yorum