Karmara Forum’un içi artık garip bir şekilde huzurluydu.
Dışarıda dünyanın sonu yaşanıyordu.
Ama içeride…
Işıklar hâlâ yanıyordu.
Yemek katından kahve kokusu geliyordu.
Sinema katında insanlar film izliyordu.
Bazıları temizlik yapıyordu.
Bazıları stok sayıyordu.
Bazıları da ilk defa korkmadan uyuyabiliyordu.
Ve bütün bunların ortasında…
Karel, üst kattaki cam tavana yaslanmış şekilde aşağıyı izliyordu.
Elinde enerji içeceği vardı.
Sessizdi.
Yanına Boran geldi.
Bir elinde cips paketi vardı.
“Oğlum…” dedi.
“Şu an dünyanın sonundayız ama ben hayatımda ilk defa bu kadar rahatım.”
Karel hafif güldü.
“Senin beynin gerçekten çalışmıyor.”
“Yok lan ciddi diyorum.”
“Elektrik var.”
“İnternet arada geliyor.”
“Alt katta burger yapılıyor.”
“Zombi yok.”
“Bir de üstüne kızlar burada.”
“Ben kıyameti sevdim.”
Tam o sırada Riven geldi.
“Elindeki cips benimdi şerefsiz.”
“Toprak mahsulü mü bu?”
“Ne benimdi diyon?”
“Ben saklamıştım onu.”
“Lan kıyamette saklanan cipse saygı mı olur?”
Riven direkt paketi almaya çalışınca Boran kaçtı.
“Oğlum dokunma lan!”
“Kıyamette loot bulanındır!”
İkisi çocuk gibi koridorda koşmaya başladı.
Aşağıdaki insanlar bile dönüp bunlara bakıyordu.
Karel kafasını iki yana salladı.
“Gerçekten bunlarla mı dünyanın sonunu yaşıyorum ben…”
Ama hafifçe gülümsüyordu.
Çünkü uzun zaman sonra…
ilk defa böyle bir ortam görüyordu.
Korkunun içinde normal insanlar gibi davranabilen insanlar.
Sonra…
Bir alarm sesi duyuldu.
Herkes bir anda durdu.
Karel’in yüzündeki gülümseme direkt kayboldu.
“Aşağıdan geldi.”
Riven anında ciddileşti.
“Park girişinden mi?”
“Hayır…”
“Dış kapılardan biri.”
Boran cipsi bıraktı.
“Oğlum biri mi geliyor?”
Karel hiç cevap vermeden yürümeye başladı.
Üçü birlikte aşağı indiler.
Alt kattaki ağır kapının olduğu bölüme geldiklerinde…
Kapının dışından yumruk sesleri geliyordu.
Tak.
Tak.
TAK.
Ama bu zombilerin vurma sesi değildi.
Daha düzenliydi.
İnsan gibiydi.
İçerideki bazı insanlar korkmaya başladı.
“Birisi yardım mı istiyor?”
“Kurtulan biri olabilir!”
“Kapıyı açalım mı?”
Karel eliyle herkesi susturdu.
Sessizlik oldu.
Sonra…
Kapının dışından bir erkek sesi geldi.
“İçeride kim varsa…”
“Kapıyı açın.”
“Yalnız değiliz.”
Karel’in gözleri hafif daraldı.
Yalnız değiliz.
Bu cümleyi hiç sevmedi.
Çünkü bu dünyada…
Kalabalık genelde sorun demekti.
Boran yavaşça yaklaşıp fısıldadı.
“Ne yapacağız?”
Karel birkaç saniye düşündü.
Sonra ağır ağır konuştu.
“Önce kaç kişiler öğrenelim.”
Kapının diğer tarafına doğru yaklaşıp seslendi.
“Kaç kişisiniz?”
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra cevap geldi.
“On üç.”
Riven kaşlarını kaldırdı.
“On üç mü?”
“Bu kadar insan nasıl hayatta kalmış?”
Karel cevap vermedi.
Ama içindeki his…
Bir şeylerin ters olduğunu söylüyordu.
Çünkü gerçek hayatta…
Bu kadar insanın birlikte hayatta kalması kolay değildi.
Hele dışarı bu haldeyken…
İmkânsıza yakındı.
Kapının dışındaki adam tekrar konuştu.
“Aramızda çocuk da var.”
“Yaralılar da var.”
“Kapıyı açın.”
İçeridekilerin bazıları dayanamadı.
Bir kadın öne çıktı.
“Onları dışarıda bırakamayız…”
Bir adam da destek verdi.
“Eğer gerçekten insanlarsa yardım etmeliyiz.”
Karel dönüp hepsine baktı.
Bakışı buz gibiydi.
“Bu dünyada…”
“İnsan görünüşlü her şey insan değildir.”
Ortam yine sessizleşti.
Sonra Karel tekrar kapıya döndü.
“Silahınız var mı?”
Dışarıdaki adam birkaç saniye sustu.
“…Var.”
“Kaç tane?”
“Dört.”
Karel bu cevabı duyunca hafifçe gülümsedi.
Ama o gülümseme sıcak değildi.
“Dürüst biri.”
“Bu iyi.”
Sonra Boran’a baktı.
“Üst tarafa çık.”
“Keskin nişancı pozisyonu al.”
“Kapı açılırsa yukarıdan izle.”
“Tamam.”
“Riven.”
“Kapının yanına geç.”
“Bir ters hareket olursa direkt indir.”
Riven mızrağını döndürdü.
“Zaten bekliyordum.”
İçeridekiler gerilmeye başlamıştı.
Karel ise yavaşça kapının önüne geldi.
Elini metal kapının üstüne koydu.
Ve ilk defa…
Yüzündeki ifade tamamen değişti.
Soğuklaştı.
Ölüm gibi oldu.
Çünkü içgüdüleri bağırıyordu.
Bu kapının arkasında…
Normal insanlar yoktu.