İçeriğe geç

Kıvılcımlar Ve Küller

Bölüm 11 · 6 dk okuma

Kıvılcımlar Ve Küller

Bölüm 11

İntikamın Rengi

Selim’in o her zamanki nazik, güven veren ses tonunun altındaki zehir dışarı sızarken, dünyamın bir kez daha başıma yıkıldığını hissettim. Ama bu sefer asansördeki gibi nefessiz kalıp köşeme büzülmeyecektim. Selim, liseden beri babamın yanında, sanki ailemizin bir parçası gibi duran o adam, Mert’in katiliydi. Kutay yerde, kanlar içinde bana bakarken içimdeki o korku dolu kızın yerini, dudaklarımdaki dağılmış rujun rengi kadar koyu ve katıksız bir nefret aldı. O an anladım ki, bazen en büyük düşmanların en uzağında değil, tam yanında, masanda kahve içenlerin arasındaymış.Selim bir adım daha attı. Susturuculu silahının ucunu hafifçe yere doğru eğmişti ama her an doğrultmaya hazırdı. "Çantayı ver Kış. Seninle bir derdim yok. Sadece işlerin rayından çıkmasını istemiyorum," dedi. Sesi o kadar sakindi ki, sanki kafede benden sadece bir bardak kahve istiyordu. Bu sakinlik midemi bulandırdı. Yıllarca bana bir abi, bir koruyucu gibi davranan bu adamın maskesinin altındaki canavarı görmek, ruhumda asansörün boşluğa düşmesi gibi bir his yarattı.Çantayı göğsüme daha sıkı bastırdım. Mert’in son nefesini verirken korumaya çalıştığı o deri çanta, şimdi kollarımın arasındaydı. Parmaklarım çantanın sert kumaşına gömüldü. O an, Kutay ile göz göze geldik. Yüzü kan içindeydi, sol gözü aldığı darbelerden şişmişti ama bakışları hala o bildiğim, dik başlı ela parıltıyla doluydu. Hafifçe başını salladı. O asansörde benim ellerimi tutan adam, şimdi benden bir hamle bekliyordu. Hayatımda ilk kez birine bu kadar güvendiğimi hissettim. Kutay’ın o halini görmek, içimdeki tüm savunma mekanizmalarını tek bir emirde topladı: Hayatta kal ve Selim’i yık."Mert sana güvenmişti Selim," dedim. Sesimin titremesine izin vermedim, her kelimeyi birer mermi gibi fırlattım. "Babam sana güvenmişti. O gece direksiyonda olan sendin, değil mi? Mert’i yoldan çıkaran, o kazayı kaza gibi gösteren sendin."Selim acı bir gülümsemeyle omuz silkti. "Mert fazla dürüsttü Kış. Bu dünyada dürüstlük, sadece hızlı ölmeni sağlar. Bazı sırlar vardır ki, mezara girmesi gerekir. Mert o sırrı bu dükkanın altına gömmeye çalıştı ama beceremedi. Şimdi, o çantayı bana uzat ve Kutay'ın daha fazla zarar görmesine izin verme. Yoksa asansörde yarım kalan işi ben burada bitiririm.""Al o zaman!" diye bağırdım.Ama çantayı ona fırlatmadım. Çantayı sanki ona doğru atıyormuş gibi büyük bir hamle yaptığımda, Selim refleks olarak silahını bir anlığına indirdi ve ellerini öne uzattı. Tam o saniyede, yerdeki o ağır metal kapağı bütün gücümle Selim’in bacaklarına doğru savurdum. Metalin onun kemiklerine çarparken çıkardığı o tok sesi duymak, ruhumda garip bir tatmin yarattı. Selim acıyla inleyip dengesini kaybettiği anda, hemen yanımda duran ve espresso makinelerini kireçten arındırmak için kullandığımız o yüksek basınçlı, asitli temizleyici spreyi kaptım."Buna ne dersin?" diyerek, spreyin tetiğine sonuna kadar bastım. Kimyasal sıvı Selim’in yüzüne, gözlerinin tam ortasına fışkırdı."Ahhh! Gözlerim! Kış, seni öldüreceğim!" diye bir çığlık koptu Selim’in boğazından. Silahı elinden düşerken elleriyle yüzünü kapatmaya çalışıyor, can havliyle etrafa saldırıyordu. O an Selim benim için artık o saygın avukat değil, sadece yüzüne asit sıkılmış bir canavardı."Şimdi Kutay!" diye haykırdım.Kutay, o ağır yaralı haline rağmen yerden bir aslan gibi fırladı. Acısını unuttuğu o anı görmek inanılmazdı. Selim’in körleşmiş halinden faydalanıp omuz atarak onu deponun duvarındaki demir raflara yapıştırdı. Raflar büyük bir gürültüyle Selim’in üzerine devrilirken; porselen kupalar, ağır kahve paketleri ve metal kutular Selim’i altına aldı. Dükkanın tavanındaki tozlar üzerimize yağarken, Selim’in sesi rafların altında boğuldu. Metalin metale vurma sesi, Selim’in inlemeleriyle birleşerek kafenin içinde korkunç bir melodi oluşturdu.Kutay durmadı. Selim’in yerdeki silahını tekmesiyle cam kırıklarının arasına fırlattı ve yanıma gelip bileğimden sıkıca tuttu. "Koş Kış! Diğerleri gelmeden buradan çıkmalıyız!""Çanta..." dedim nefes nefese, kalbim boğazımda atıyordu."Bende!" dedi Kutay, çantayı yerdeki tozların arasından kaparak.Dükkanın kırık vitrininden dışarı, yağmurun bağrına fırladığımızda soğuk su bizi bir tokat gibi karşıladı. Sırılsıklam olmuştuk, ciğerlerime dolan o nemli hava genzimi yakıyordu ama arkama bakmaya korkuyordum. Selim’in deponun içinden gelen o boğuk küfürleri ve acı dolu bağırışları, gök gürültüsüne karışıp kayboldu. Sokak zifiri karanlıktı; sokağın sonundaki o siyah cipin farları, bir canavarın gözleri gibi aniden yanıp söndü. O farlar sanki bize "kaçamazsınız" diyordu."Arabaya binemeyiz, bizi kıstırırlar! Ara sokaklara dalalım!" diye bağırdı Kutay.Onun elini tuttum. Parmaklarımız birbirine kenetlendiğinde, tenimden geçen o adrenalin dolu sıcaklık bana her şeyi başarabileceğimizi hissettirdi. O an anladım ki, asansörde başlayan o kapalı kalma hikayesi artık geri dönülmez bir şekilde değişmişti. Biz artık dışarıdaydık, her yer açık bir asansör gibi tehlikeliydi ama beraberdik. Vişne çürüğü rujum yüzüme, ellerime, Kutay’ın beyazlaşmış sweatshirt’üne bulaşmıştı. Ama bu ruj artık bir maske değildi; bu gece döklen kanın, kazandığımız zaferin ve hayatta kalışımızın rengiydi.Karanlık ve dar bir ara sokağa daldığımızda, Kutay beni bir duvar kenarına çekip durdurdu. İkimiz de kontrolsüzce nefes alıyorduk. Yağmur suları saçlarımdan süzülüp dudaklarına ulaşıyor, rujun tadıyla birleşerek ağzımda metalik bir tat bırakıyordu. Kutay sırtını duvara yasladı, elindeki çantayı havaya kaldırıp bana baktı. Yüzündeki kanlar yağmurla yıkanıyor, yara bere içindeki o gülümsemesi karanlıkta bile parlıyordu."Mert’in mirası bu Kış," dedi boğuk bir sesle, sesi yağmurun gürültüsünü delip geçti. "Ve bu gece Selim’e vurduğun o kapak... Hayatımda gördüğüm en cesurca hamleydi. Buz kraliçesi maskesini bugün gerçekten kırdın. Artık sadece Kış'sın. Ve inan bana, bu Kış lisedeki her şeyden daha etkileyici."Gülümsedim. Dudaklarım çatlamıştı ve sızlıyordu ama gülümsedim. "O ruju silmek zorunda kalmadın Kutay," dedim, gözlerine bakarak."Gerek kalmadı," dedi Kutay, bana bir adım daha yaklaşarak. Elini duvara, başımın hemen yanına yasladı. Aramızda sadece santimler vardı. "Zaten artık maskeye ihtiyacın yok. Seni gördüm Kış. Gerçek seni. O karanlıkta bile parlayan inadını gördüm. Ve Selim'in gözlerine o asidi sıkarkenki bakışın... İtiraf etmeliyim ki, biraz korktum ama en çok da hayran kaldım."Tam o sırada sokağın başında bir araba lastiğinin ıslak asfaltta çıkardığı o tiz, kulak tırmalayan sürtünme sesini duyduk. Işıklar sokağın girişini aydınlattı. Peşimizdelerdi. Kutay’ın yüzündeki o anlık huzur yerini tekrar o tetikteki ifadeye bıraktı. Yağmur şiddetini artırdı, gökyüzü sanki bu şehri haritadan silmek istiyordu."Daha bitmedi," diye fısıldadım. Kalbim yine o ritimsiz davul sesine dönmüştü."Daha yeni başlıyoruz," dedi Kutay. Çantayı kolunun altına sıkıştırdı ve elimi yeniden kavradı. "Hazır mısın? Bu sefer asansörde değil, bütün şehirde kaçacağız. Ve Kış, ne olursa olsun o çantayı açana kadar durmayacağız. Mert'in neyin uğruna öldüğünü dünyaya göstereceğiz."Koşmaya başladığımızda, içimdeki o nefes darlığının tamamen geçtiğini fark ettim. Koştukça açılıyordum. Mert’in çantası kucağımızda, Kutay’ın eli elimdeydi. Ara sokakların labirentinde, çöp konteynerlerinin ve terk edilmiş binaların arasından süzülürken kendimi bir film kahramanı gibi değil, sadece hayatta kalan biri gibi hissediyordum. Ve ben ilk kez, karanlıktan korkmuyordum. Çünkü karanlığın içinde yanımda ışık saçan bir bela vardı.Kutay beni eski bir binanın kömürlük girişine benzer bir yere soktu. "Burada bekleyelim," dedi nefes nefese. "Arabanın geçmesini beklemeliyiz." İçerisi küf ve rutubet kokuyordu ama Kutay'ın varlığı o kokuyu bile katlanılır kılıyordu. Karanlıkta yüzünü göremiyordum ama sıcaklığını her hücremde hissediyordum."Kutay," dedim kısık bir sesle. "Mert... O çantada ne olduğunu biliyor muydun?"Kutay bir süre sessiz kaldı. Dışarıdaki araba sesinin uzaklaşmasını bekledi. "Tahmin ediyordum Kış. Mert son zamanlarda çok tedirgindi. Kasadan para eksildiğini söylemişti ama aslında birileri dükkanı para aklamak için kullanıyordu. Mert bunu fark edince Selim devreye girdi. Selim sadece bir avukat değilmiş, o bu işin beyniymiş."Duyduklarım kanımı dondurdu. Babamın en yakın dostu dediğim adamın elleri Mert'in kanına bulanmıştı. Kutay elimi daha sıkı tuttu. "Merak etme. Bu gece o çantayı açacağız ve her şeyi bitireceğiz. Ama önce... biraz dinlenmemiz lazım."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.