İçeriğe geç

Kırmızı Vals

Bölüm 3 · 2 dk okuma

Kırmızı Vals

Bölüm 3

Devam..

Xavier arkamda, bir gölge gibi beni takip ediyordu. Sözde korumam... Ama biliyordum ki namlunun ucu bana döndüğü an ya arkasına bakmadan kaçacak ya da panikten tetiği bana çekecek kadar aptaldı. Yine de asıl tehlike onun aptallığı değil, tepesindekilerin bana duyduğu güvensizlikti. Xavier, her adımı mı raporlayan bir casustan fazlası değildi. Ama unuttukları bir şey vardı; ben her zaman izlendiğimi bilerek yürürdüm. Toplantı odasının kapısını açtığımda, ağır bir tütün ve barut kokusu genzimi yaktı. Masanın her bir sandalyesinde, yeraltı dünyasının kanlı isimleri birer heykel gibi dizilmişti. En başta ise o oturuyordu: Malachi. Babamın katili, hayatımın hırsızı... Kendini dünyanın en zeki adamı sanan o kibirli salak. Onu şu an, tam burada öldürebilirdim; buna gücüm de zekam da yeterdi. Ama intikam, aceleye getirilmeyecek kadar kutsal bir sanattır. Doğru zamanı beklemek, tetiği çekmekten daha zordur. Hiç vakit kaybetmeden, Malachi'nin yanındaki o soğuk koltuğa, bir kraliçe edasıyla kuruldum. Tam karşımda, Malachi’nin büyük oğlu Marcus oturuyordu. Kabul etmek gerekirdi ki, Marcus babasının aksine gerçek bir dâhiydi. Yakışıklılığı bir yana, o keskin zekası bazen planlarım için bir tehdit, bazense mükemmel bir enstrüman olabiliyordu. Gözlerinin üzerimde olduğunu, beni baştan aşağı bir röntgen cihazı gibi süzdüğünü hissediyordum. Umursamadım. Onun bakışları sadece benim ne kadar tehlikeli olduğumu anlamaya çalışıyordu. Malachi, o otoriter ama benim kulağımda vızıldayan sesiyle konuşmaya başladı: "Silah ticaretimiz artık devasa bir araziye yayıldı. Bu da demek oluyor ki düşman sayımız arttı ve devletin nefesi ensemizde. Artık sevkiyatları su yoluyla yürütmek zorundayız. Yakalanmamız an meselesi." Duyduklarım içimi tiksindirmeye yetti. Silah ticareti, bu masada dönen uyuşturucu, yasadışı bahis ve organ kaçakçılığı trafiğinin yanında en masum kalanıydı. Malachi ise durmak bilmiyordu; karada da güvenliği artırmaktan, desteklerden ve sadakatten bahsediyordu. Bir saat süren o boğucu ve sıkıcı konuşmalar nihayet sona erdiğinde, tam ayağa kalkmaya hazırlanıyordum ki Malachi’nin sesi odayı tekrar buz kesti: "Kyra, Marcus... Siz kalın. Sizinle özel konuşacaklarım var." İkimiz de yerimize çakıldık. Malachi, masaya doğru eğilip sesini alçalttı: "Bu gece bir depoya gireceksiniz. En büyük düşmanlarımızın ana karargahı orası. Bizden çaldıkları malları ve kara paralarını orada saklıyorlar. Adamlarınızı alın ve bu gece o depoyu temizleyip ganimeti bana getirin." Yine o sıkıcı, kirli görevlerden biri... Ama Marcus ile aynı sahada olmak, oyunun kurallarını biraz değiştirebilirdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.