İçeriğe geç

Kırmızı takvim

Bölüm 3 · 2 dk okuma

Kırmızı takvim

Bölüm 3

Takvim

Lavin'in Anlatımı

O gece neredeyse hiç uyumadım.

Telefonumu defalarca kontrol ettim.

Fotoğraf hâlâ oradaydı.

Silmeye çalıştım.

Olmadı.

Telefonu kapatıp yastığın altına koydum ama gözlerimi tavana dikmiş, sabah olmasını bekledim.

Saat 06.48.

Alarm çalmadan uyandım.

Gözlerim yanıyordu.

Aynaya baktığımda yüzüm solgundu. Göz altlarım mora çalmıştı.

"Harika..." diye mırıldandım.

Üzerimi değiştirip aşağı indim.

Annem mutfakta pankek yapıyordu.

"Bu surat ne?"

"Biraz başım ağrıyor."

"Ateşin mi var?"

"Yok anne."

Elini alnıma koydu.

"İyi görünmüyorsun."

"Geçer."

Masaya oturdum ama iştahım yoktu.

Tam çatalı elime almıştım ki telefonum yeniden titredi.

Bilinmeyen Numara.

Kalbim sıkıştı.

Mesajı açmaya cesaret edemedim.

"Kim yazıyor?" diye sordu annem.

"Reklam..."

Yalan söylediğimi ilk bakışta anlamış olmalıydı ama üstelemedi.

Okula giderken mesajı açtım.

"Bugün okuldan tek çıkma."

Bu kez gerçekten donup kaldım.

Numarayı aradım.

"Aradığınız numaraya ulaşılamıyor."

Sanki böyle bir hat hiç yoktu.

---

Okulun kapısından girerken Defne koluma girdi.

"Ne oldu sana?"

"Hiç."

"Lavin, bana hiç deme."

Bir an duraksadım.

Her şeyi anlatmak istedim.

Fotoğrafı...

Mesajları...

Kırmızı takvim yaprağını...

Ama ya bana inanmazsa?

"Gece uyuyamadım sadece."

Defne şüpheli gözlerle baktı ama daha fazla zorlamadı.

İlk iki ders boyunca öğretmen ne anlattı, hiçbir şey hatırlamıyorum.

Sürekli arkamı dönüp sınıfı kontrol ediyordum.

Birinin beni izlediğini hissediyordum.

Ama kimsenin bana baktığı yoktu.

---

Öğle arasında kantine indik.

Defne sıraya girmişti.

Ben de masalardan birine oturdum.

Tam su şişemi açarken karşıma biri geçti.

"Boş mu?"

Başımı kaldırdım.

Daha önce okulda görmediğim bir çocuktu.

Siyah saçları gözlerinin önüne düşüyordu.

Üzerinde siyah bir sweatshirt vardı.

Sesi sakindi.

"Şey... Evet."

İzin istemeden sandalyeye oturdu.

Birkaç saniye sessizlik oldu.

Sonra bana baktı.

"Sen Lavin'sin."

Şaşırdım.

"Evet... Sen?"

"Kuzey."

İlk kez adını o gün duydum.

"Galiba aynı mahallede oturuyoruz."

"Emin değilim."

"Hem aynı otobüse biniyoruz."

Hiç fark etmemiştim.

Ya da fark etmiş miydim?

Kuzey hafifçe gülümsedi.

"Son birkaç gündür dalgınsın."

Boğazım düğümlendi.

"Nereden biliyorsun?"

"İnsanları gözlemlemeyi severim."

Bu cümle garip gelmişti.

Ama ses tonu o kadar sakindi ki istemsizce rahatladım.

Tam o sırada Defne tepsiyle yanımıza geldi.

"Lavin?"

Bana, sonra Kuzey'e baktı.

"Tanışıyor musunuz?"

"Kuzey."

Defne gülümseyip elini uzattı.

"Ben de Defne."

Kuzey tokalaştı ama gözlerini bir an bile benden ayırmadı.

İçimde yine aynı huzursuzluk yükseldi.

Ders zili çalınca ayağa kalktı.

"Sonra görüşürüz, Lavin."

Arkasını dönüp uzaklaştı.

Defne bana dirseğiyle vurdu.

"Çocuk bayağı yakışıklı."

Gülmeye çalıştım.

Ama aklım başka bir yerdeydi.

Çünkü Kuzey masadan kalkarken cebinden küçük, kırmızı bir kâğıt yere düşmüştü.

Kimse fark etmemişti.

Sadece ben...

Yavaşça eğilip yerden aldım.

Elimde tuttuğum şey, birkaç gün önce sokakta bulduğum yaprağın aynısıydı.

Üzerinde tek bir sayı yazıyordu.

13.

Bölüm sonu

2 yorum