Bölüm şarkısı:bury a friend
Öldürdüğü kişilerin aileleri haberlere çıkmıştı. Herkes onu arıyordu. Aslında aramalarına gerek yoktu; o zaten içlerindeydi. Ama onlar bunu düşünemeyecek kadar aptaldı.
İkinci avı daha çok yankı uyandırmıştı. Çünkü o, diğer avına göre daha tanınan biriydi; zengin bir aileye sahipti. Bu yüzden daha detaylı bir inceleme yapılıyordu onun için. Ama ne yazık ki ne yaparlarsa yapsınlar beni bulamayacaklardı. Hep karşılarına engeller çıkacak ve bunların benim yaptığım olduğundan habersiz yollarına devam edeceklerdi. Tam yaklaştıklarını sandıklarında bile elleri boş döneceklerdi. Şu ana kadar da öyle oldu. Hiçbir iz bulamadılar.
Olaydan hemen sonra...
Bulduğu eve gitti ve kendini içeri attı. Bu evden olayları rahatça takip edebiliyordu. Kadının bulunmasını ve polisin gelmesini bekledi.
2 saat sonra — Yazar anlatımıyla
Kadın, ailesi tarafından bulundu. Kızlarının yokluğunu fark edince her yere bakmışlardı ve son olarak burası kalmıştı. Kızları, bir ormanın içinde cansız bir şekilde yatıyordu. Tatilleri onlar için cehenneme dönmüştü.
Meral Hanım, kızını o halde görünce hıçkırıklara boğuldu. “Ne olmuştu kızına, kim yapmıştı bunu?” Ayakta duramadı, dizlerinin üzerine çöktü ve çığlık atarak ağlamaya başladı.
Kemal Bey ise kızını görünce şoka girmişti. Hemen polisi aramıştı. Şimdi ikisi de kızlarının başında ağlıyordu. Yaşamasını umut ediyorlardı ama ikisi de aslında çoktan öldüğünü biliyordu.
Kızlarına dokunmamışlardı. Üzerinde parmak izi kalmıştır umuduyla sadece bakıyorlardı. Kızlarının rengi solmuş, bembeyaz kesilmişti. Her yer kan revan içindeydi. Kıyafetleri kandan seçilemiyordu bile. Belki daha erken bulsalardı yaşıyor olacaktı…
Artık hiçbir umut yoktu.
İkisinin de gözlerinde yaş kalmamıştı.
Kemal Bey sinirlenmeye başlamıştı:
“NERDE KALDI BUNLAR?! K-kızım burada… böyle yatıyor… kıpırdamıyor bile… nerede bu polisler?!”
Meral Hanım’dan ise ses çıkmıyordu. Kızının cesedine dalıp gitmişti. Hayatla tüm bağını koparmış gibiydi.
Kızı Leman ile olan anılara dalmıştı…
Ve o an, zaman onun için durdu.
Polis ise sonunda olay yerine intikal etmişti.
Polis sirenlerinin sesi ormanın sessizliğini yırttı. Kırmızı ve mavi ışıklar ağaçların arasından süzülerek olay yerini aydınlatıyordu. Birkaç polis hızla arabadan indi.
“Lütfen geri çekilin!” diye bağırdı bir polis memuru.
Kemal Bey öfkeyle polise döndü:
“NEREDESİNİZ SİZ?! Kızım burada saatlerdir yatıyor!”
Polis, sakin kalmaya çalışarak yaklaştı.
“Beyefendi, sakin olun. Her şeyi inceleyeceğiz.”
“Sakin mi olayım?!” diye bağırdı Kemal Bey, sesi titreyerek.
Meral Hanım hâlâ kızının başında diz çökmüş, gözlerini bir an bile ayırmıyordu. Dudakları titriyordu ama tek kelime etmiyordu.
Bir başka polis eğilip cesedi incelemeye başladı. Eldivenlerini takarken kısa bir bakış attı:
“Kimse dokundu mu?”
Kemal Bey başını sertçe salladı.
“Hayır… Dokunmadık. Belki… belki yaşıyordur diye…”
Polis memuru derin bir nefes aldı.
“Anlıyorum… ama lütfen biraz geri çekilin.”
O sırada olay yeri inceleme ekipleri gelmişti. Fotoğraflar çekiliyor, etraf şeritlerle kapatılıyordu.
Kemal Bey hâlâ bağırıyordu:
“Bunu kim yaptı?! Kim yaptı bunu?!”
Polis memuru gözlerini kaçırdı.
“Bunu bulacağız.”
Ama sesindeki kararsızlık hissediliyordu.
Meral Hanım ilk kez konuştu, sesi neredeyse fısıltı gibiydi:
“Onu… bulacaksınız değil mi?..”
Polis memuru bir an duraksadı.
“…Elimizden geleni yapacağız.”
Ama o cümle bile yeterince güçlü değildi.
Ormanın soğuk havası daha da ağırlaşmıştı.
Polisler alanı kapatmaya devam ederken uzaktan bir araç daha yaklaştı. Farların ışığı kısa bir anlığına herkesin gözünü aldı. Araç durdu ve içinden takım elbiseli biri indi.
“Savcı geldi,” dedi bir polis alçak sesle.
Ortam bir anda daha da ciddileşti.
Savcı ağır adımlarla olay yerine yaklaştı. Etrafı süzdü, sonra gözleri yerde yatan bedene takıldı. Kaşları hafifçe çatıldı.
“Kim buldu?” diye sordu net bir sesle.
Bir polis memuru öne çıktı.
“Ailesi efendim. Yaklaşık yarım saat önce.”
Savcı başını salladı.
“Kimse dokundu mu?”
Kemal Bey hemen atıldı:
“Hayır! Dokunmadık… ama siz neredeydiniz?! Kızım burada—”
Polis memuru araya girdi:
“Beyefendi, lütfen…”
Savcı Kemal Bey’e baktı. Gözleri soğuktu ama ses tonu sakindi.
“Acınızı anlıyorum. Ama burada doğru işlem yapmamız gerekiyor.”
Kemal Bey yumruklarını sıktı, bir şey demedi ama gözlerinden öfke akıyordu.
Savcı cesede yaklaştı. Eldivenlerini taktı ve kısa bir süre inceledi. Etrafına bakarak konuştu:
“İlk bakışta planlı bir olay gibi görünüyor. İz bırakmamaya çalışmış.”
Bu cümle havada asılı kaldı.
“Yani… bu bir cinayet mi?” diye fısıldadı Meral Hanım.
Savcı bir an durdu.
“Evet"
Sessizlik çöktü.
O sırada olay yeri inceleme ekipleri fotoğrafları çekiyor, ölçümler yapıyordu. Savcı tekrar konuştu:
“Her şeyi detaylı inceleyin. En küçük izi bile kaçırmayın.”
Polislerden biri başını salladı:
“Emredersiniz.”
Kemal Bey tekrar bağırdı:
“Bunu yapanı bulacaksınız! Onu bulacaksınız!”
Savcı bu kez gözlerini kaçırmadı.
“Bulacağız.”
Ama bu kez ses tonu daha sertti.
Daha kararlı…
Yine de ormanın içinde dolaşan o görünmez korku hissi kaybolmamıştı.
-Katilin bakış açısından-
Katil, karanlık odada sessizce oturuyordu. Perdeler yarıya kadar kapalıydı. Televizyonun soluk ışığı yüzüne vuruyordu.
Ekranda haberler dönüyordu.
“…Ormanda bulunan genç kızın ölümüyle ilgili soruşturma devam ediyor…”
Gözlerini kırpmadan izliyordu.
Kameralar olay yerini gösterdi. Polisler, şeritler, ağlayan bir anne… bağıran bir baba…
Hafifçe gülümsedi.
“Tam da düşündüğüm gibi…” diye mırıldandı.
Kemal Bey’in bağırışı televizyondan yankılandı:
“Bunu yapanı bulacaksınız!”
Katil başını hafif yana eğdi.
“Bulamazsınız…” dedi fısıltıyla.
Ekranda savcı görünüyordu. Ciddi ve soğuk bir ifadeyle konuşuyordu. Katil dikkatle izledi.
“Planlı bir olay…”
Bu kelimeyi duyunca dudakları biraz daha kıvrıldı.
“En azından biri anlamış,” dedi kendi kendine.
Koltukta hafifçe geriye yaslandı. Gözlerini bir an kapattı… sonra tekrar açtı.
Ekrandaki görüntüler değişiyordu ama onun ilgisi dağılmıyordu.
Dışarıda kar yağmaya devam ediyordu.
Yavaşça ayağa kalktı ve pencereye yaklaştı.
Beyazlık…
Sessizlik…
Masumiyet…
Bir an durdu.
“Yine kirlenmeye hazır…” diye fısıldadı.





