Bölüm şarkısı:Control
İki gün sonra
Bu zaman içinde sıradaki av için hazırlık yapmıştı. Önceki çok iyi geçmişti. O yüzden şimdikinde elleri kaşınıyordu. Çok heyecanlıydı.
O bir avcıydı. Öldürdüğü ve öldüreceği kişiler ise onun avıydı.
Kar yağıyordu. Masumluğu temsil ederdi. Böyle söyleyince onun burada olması çok saçma geliyordu kulağa. Çünkü ikisi de zıt kutuplardı.
Kar, ona yaşayamadığı anıları hatırlatıyordu. Karın çevreyi vahşete çevirdiği bu sessizlik, onu kafasındaki düşüncelerle baş başa bırakıyordu.
Ve o… bugün bu masumluğu kirletecekti.
Onun için bu kadar kötü şey ifade ederken insanların mutluluğunu izleyemezdi. Bencil davranıyor olabilirdi. Ama ona sadece bu öğretilmişti. Artık bu zihniyetini değiştiremezdi.
O buna alışmıştı.
Ailesi onu böyle yetiştirmişti. Aile, insanın geleceğini belirlerdi. Onlar da ona bunu layık görmüşlerdi.
Ava çıktı. Bu düşünce serinden kurtuldu ve takip etmeye başladı.
Orta yaşlardaki kadın, kamerasıyla ormanlık alana doğru yürüyordu. Manzara fotoğrafları çekmeye bayılırdı. Kar sayesinde fotoğraflar daha iyi çıkıyordu.
Kadın fotoğrafları çekerken katil arkasındaydı.
Sessizce takip ediyordu.
Kar onu zorlaştırsa da onun için bir engel değildi. Biraz daha bekledi kadını. Ona zaman tanıdı. Ama bir yandan da sıkılmaya başlamıştı.
Daha fazla dayanamadı.
Katil hızla onu belinden tutup çekti.
Kadın çığlık atmaya başladı. Ama katil silahı kafasına dayayınca susmak zorunda kaldı.
“Sen kimsin? Ne istiyorsun benden?” dedi kadın.
“Ben senin avcınım… ve seni almaya geldim.”
“Bırak beni!”
“Kes sesini. İşini zorlaştırma. Canını daha çok yakarım.”
Kadın sustu. Artık konuşmadı. Pes etmişti. Ne yaparsa yapsın ölecekti.
Onu tutan adam tam anlamıyla delirmişti.
Katil, vaktin geldiğini belli edercesine kadını kendine çevirdi ve yere, karın üstüne yatırdı.
Kadının dudaklarından bir inilti yükseldi. Soğuk bedenine işlemişti. Titremeye başlamıştı bile.
Katil kadının yanına eğildi. Silahı ona doğru tuttu. Kadının gözlerinden yaşlar akıyordu. Elini kadının alnına koydu.
Ölümün soğuğu, daha ölmeden bedenine işlemişti.
Kadının bedeni uyuşmuştu. Çok net belli oluyordu. Burada böyle bıraksa bile ölecekti. Hatta hayvanlara yem olacaktı.
Ama o bunu yarım bırakacak değildi.
Bu ona ters bir hareketti.
Zamanı gelmişti.
Kadın artık ölecekti.
Soğuktan dolayı hareket edemese de gözleri hâlâ avcıyı takip ediyordu.
Katil, kadına tuttuğu silahı kafasına doğru kaldırdı.
Ve gözünü bile kırpmadan tetiği çekti.
“Hoşça kal…”
Kadının gördüğü son şey, katilin yüzü ve sesiydi
Kan ve kar birleşmişti. Kıpkırmızı olmuştu. Beyazlığından eser yoktu.
Bu görüntü onu mutlu etti.
Aklından şu sözler geçti:
“Belki de kırmızı kar o kadar da imkânsız değildir.”
Kırmızı kar yağdırmamıştı… ama yapmıştı sonuçta.
Geride bıraktığı cesede baktı.
Silahını temizledi. Silahı kadının eline bıraktı ve oradan uzaklaştı.
Arkasında bıraktığı ikinci cesetti bu.
Ve bunların sayısı artmaya devam edecekti.
Ta ki o… içindeki cesede bir arkadaş bulana kadar.
Oradan bir ev buldu kendine. Hep rastgele yaşamayı istemişti. Kuralsız, plansız… sadece rastgele ama o bunu insanken istemişti.
Ama artık bir katildi.
Ve bu, geri dönüşü olmayan bir yoldu.




