Ada korkudan geriye sıçradı.
Kapının altından çıkan el yavaşça yere sürünüyordu.
Parmakları uzun, kemikli ve simsiyah lekelerle kaplıydı.
Telefonunun feneri bir anda tekrar yandı.
Işık eli aydınlatınca…
El kayboldu.
Sanki orada hiç olmamıştı.
Ada titreyen elleriyle kapıya yaklaştı.
Tam o sırada kapının arkasından boğuk bir ses duyuldu.
“Git…”
Ardından ikinci bir fısıltı geldi.
“Henüz hazır değilsin…”
Ada nefesini tuttu.
Kapının kolu…
Yavaşça aşağı inmeye başladı.
Ama içeriden kimse kapıyı açmıyordu.
Kol tamamen indi.
Kapı birkaç santim aralandı.
İçeriden buz gibi bir rüzgâr esti.
Koridor kadar karanlık bir boşluk görünüyordu.
Birden Ada’nın telefonu kendi kendine çalmaya başladı.
Ekranda sadece tek bir kelime yazıyordu:
“ARKANA BAK.”
Ada yavaşça arkasını döndü.
Merdivenlerin en üst basamağında…
Annesi duruyordu.
Ama yüzü tamamen karanlıktı.
Ve gülümserken söylediği tek cümle şuydu:
“Ben annen değilim.”
DEVAM EDECEK…