Ceseti gördükten sonra Adrien hemen polisi aramıştı. Cesedin kime ait olduğunu bilmiyorduk. Çünkü yüz derisi soyulmuştu.
Adrien benimle birlikte aşağı indi. Kızların yanına oturdum. Adrien onlara olayı anlatıyordu. Ama ben sadece izliyordum. Üst kattan bir ses daha geldiğinde Adrien koşar adımlarla merdivenden çıktı. Elinde bıçağı vardı.
Adrien üst kata gittiğinde sesler daha çok artmıştı. Dylan gitmek ve gitmemek arasında kararsız kalmıştı. Ona döndüm ve “Ben kızlarla dururum sen yukarı çık. Polis birazdan burda olur.“ Dedim. Dylan beni onayladığı gibi koştu. Kapının zili çaldığında kalktım ve kapıya doğru yürüdüm.
Polisler gelmişti. “Üst katta sanırım katil var. Hemen oraya bakmalısınız.“ Dedim. Onlar üst kata çıkarken bende kızların yanına geri döndüm.
Adrien ve Dylan saçı başı dağılmış bir şekilde gelmişlerdi. Yanımıza gelip oturduklarında onlara baktım. Adrien “Sanırım katil üst kattaydı. Bıçaklamaya çalıştım ama çok hızlı. Dylan gelmesine rağmen bıçaklayamadık.“ Dedi.
Onaylar anlamda kafa salladım. “Polisler gelmeden de kaçtı mı?“ Dedim. Dylan “Polisler odaya girdiği gibi balkondan aşağı atladı.“ Dedi. “Bu katil cidden polislerden çok fazla korkuyor. Ama neden ki? Bu kadar başarılıysa onlardan da korkmaması gerekmezmi. Ben bu kadar başarılı katil olsam polislerden korkmam.“ Dedim.
Adrien “Belki polislerin anlayabildiği ama bizim anlayamadığımız bir şey vardır.“ Dedi. Yorgun bir şekilde merdivenden inen polisleri izlemeye başladım. Polisin biri koltuğa oturdu. Adrien “Yakalayabildiniz mi?“ Dedi. Polis olumsuz anlamda kafa salladı. Oflayarak önüme döndüm. Polis “İlk kim konuşmak ister?“ Dedi. Adrien konuşmaya başlayacaktı ki sözünü kestim “Ben başlamak istiyorum.“ Dedim.
Polis başını onaylar şekilde salladı ve not defterini açtı. Eline bir kalem aldıktan sonra başlayabilirsin işareti verince anlatmaya başladım. “Ben ve Adrien o odada oturuyorduk ve sonra ben balkona çıkmak için ben perdeyi açtım. Cesedi ve güvercini gördüğüm gibi çığlık attım ve Adrien’i çağıdım. Sonra da size haber verdik. Olay kısaca bu.“ Dedim.
Polis beni onayladı ve “Peki Nick Pride tanıyor musunuz?“ Dedi. Korkuyla “Ben tanıyorum. Çok yakın olmasam da arkadaşım.“ Dedim. Umarım o cesed ona ait değildir
“Ona bir şey mi oldu?“ Diye sordum. Polis sıkıntılı bir şekilde iç çekti. Ağlamaya başlamıştım. Onun da öldüğünü duymak istemiyordum. Polis hâlâ sessizce duruyordu. Tekrardan “Memur bey lütfen söyler misiniz, ona bir şey mi oldu?“ Dedim.
“Yukarıda ki cesedin kime ait olduğunu hâlâ bilmiyoruz ve Nick Pride adlı kişide kayıp. Üç gündür ortalıklar da yokmuş. Katil onu kaçırmış ve bugün de öldürmüş gibi olabilir. Ama test yapmadan bu kesin olamaz.“ Dedi. Polisler başka kimseyle konuşmadan kalktılar. Yukarı da ki cesedi de alıp gittiler.
Testin ne kadar uzun süreceğini bilmiyorduk. Korkuyla beklemeye başlamıştım. Sasha biraz düzelmem için kahve yapmıştı. Yarım saat geçmişti fakat hâlâ bir haber yoktu.
Kapı çaldığında Olivia koşar adımlarla kapıya gitmişti. Kapının önünden bir mektup aldı ve yanıma geldi. Mektubu bana uzattı. Ellerim titriyordu. Açmak istemiyordum aslında. Mektubun başını yavaşça açtım.
İçinde ki kağıdı aldım. Kağıdı okumaya başladım. Nick’in ve balkonda ki cesedin DNA’ları uyuşmuyordu. Mutlulukla sonda ki cümleyi bağırarak okudum. “Balkonda ki cesed Nick Pride ait değildir.“ Dedim. Herkes mutlu olmuştu.
Ama şimdi başka bir sorunumuz vardı Nick kayıptı.
