Telefonu elime aldım ve mesaj gelmişti. Hiç beklemediğim birinden...
Mesaj kutumu açtım ve mesaj aynen şöyleydi: "Sevgilim özledin mi beni? Ben çok özledim seni" gözlerim fal taşı gibi açıldı. Mesaj tam olarak eski sevgilim Chris'ten geliyordu. Sorun şu ki ben onu engellemiştim. Elbette kayıtlı değildi sadece yazım tarzı ve profil fotoğrafından anlamıştım onun olduğunu. Tam engele basacaktım ki yeni bir mesaj düştü ekranıma.
"Görüldü atıp gidecek misin sevgilim?"
Cidden cringe damarlarım patlamak üzereydi. Sevgilim kelimesini uzatarak söylediğine yemin edebilirim ama kanıtlayamam. Tamda düşündüğü gibi yapıp görüldü atıp çıktım. Engelleme işini biraz erteliyecektim. Bildirim sesimi kapadım ve odama çıkıp kendimi sıcak yatağıma bıraktım ve rahat olmasını dilediğim bir uykuya daldım.
"Ah sevgilim uyumaya gittiğini biliyorum. Bundan sonra benli geceler dilerim sana."
Sabah gözlerimi yavaşça açtım ve yanımdaki telefona uzanıp saate baktım. Saat 10.30 du. Telefonu kapamış gerinirken biranda bir şeyi unuttuğumu farkettim bugün yeni bir iş için görüşmem vardı ve ben bunu tamamiyle UNUTMUŞTUM. Yattığım yerden hızlıca fırladım ve kendimi banyoda buldum. Elimi ve yüzümü yıkayıp dolabımın önüne geldim ve elime ne geçirdiysem giydim.
Beyaz bir gömlek ve altına dizime kadar olan siyah bir kot etek giydim. Çokta rastgele seçilmiş değillerdi aslında. Aynanın önüne koştum ve ufak bir makyaj yaptım. Telefonumu tekrar elime aldığımda saat tam olarak 11.00 dı. Hemen ayakkabılarımı giyip çıktım evden.
Arabamın önüne geldim ve bindim. Hızlıca çalıştırıp şirketin önüne geldim. Arabadan inince aslında babamın şirketinde de çalışsam olurdu diyesim geldi ama igrençlikler içinde olmazdı. Kafamı kaldırdım ve gözlerimi uzun binada gezdirdim.
MARSHE HOLDİNG
Tüm ihtişamı ile karşımda duruyordu bu koskoca bina. Gözlerimi çekip binanın içine girdim. Hemen girişte bulunan danışmaya yöneldim.
"Ben iş görüşmesi için gelmiştim."
"Bayan Marshall sizi odasında bekliyor en üst katta asansörün önündeki ilk kapı, zaten adı yazıyor."
" Teşekkürler, iyi günler" gülümseyip asansöre yöneldim ve aklıma bir kuşku düştü umarım burası Matt'in değildir diye söylendim. Kapının önüne geldim ve büyük ismi okudum.
İZZY MARSHALL
Hemen kapıyı çaldım ve içeriden gel sesini duymamla içeriye girdim.
"İyi günler Bayan Marshal"
"İyi günler... Imm Lily di değil mi?"
"Evet Lily, Lily Waity"
" Direk konuya girmek istiyorum Lily, gerçekten aradığımız gibi birisin ama-"
" Gerçekten istediğinizi yapicagima inanın. Önceki iki iş deneyimim de belirtiyor."
"Ben çoktan kararımı verdim. Şirkete Hoş geldim Lily."
"Çok teşekkürler, Bayan Marshall"
"Yarın işine başla, Hanse Marhsall'ın asistanı olucaksın. Gerekli bilgilendirmeyi Shwen yapacaktır."
" Tekrar teşekkürler ve iyi günler."
Bir sonraki gün
Kurduğum alarmla uyandım. Elimi, yüzümü yıkadım ve kıyafet seçip giydim. Siyah ama kırmızı geçişli yelek(takım elbise yeleği) altımada siyah kumaş bir pantolon giydim. Sade bir makyaj yapıp çıktım. Geç gittiğimi düşünsem de tam zamanında oradaydım. Asistanlık için ayrılmış küçük odaya geçtim. Aldığım bilgilere göre Hanse bey saat 9.30 -10.00 gibi geliyormuş. Saat ise şuan 9.00. Hemen aşağıya indim. Kahve sevmediği için sütlü çay yapacaktım. Gerekli şeyleri yaptım ve sütlü çay hazırdı. Hanse bey bugün biraz erken gelmişti anlaşılan çünkü odasından sesler geliyordu. Kapıyı tıklatıp içeriye girdim.
"Sütlü çayınızı getirmiştim Hanse bey"
"Bırakıp çıkabilirsin, teşekkürler. İsmin Lily değil mi?"
"Evet efendim, Lily"
"Tamam iyi çalışmalar, gidebilirsin."
Odama gidip masamda beni bekleyen uzun dosyaları halletim. Elimde ki dolu ama bir o kadarda boş kağıda baktım ve bugün boş gündü. Tek bir toplantı vardı. O da Saat 15.00 da gözüküyordu. Kağıdı bir kenara bıraktım ve o sırada masamda duran kablolu telefonun titremesiyle açtım.
Hanse bey aramıştı.
"Toplantımı yarına ertelet Lily, çıkıyorum ben."
" Peki efendim, nasıl isterseniz." Telefonu kapatıp gerekli firmayı aradım ve toplantıyı yarın aynı saate ertelettim. Sandalyeme tekrardan yayıldım. Saat 13.00'e geliyordu. Biraz daha durup gitmeye karar verdim.
-Bir kaç saat sonra-
Tam çantamı almış çıkacaktım ki telefon sesim beni durdurdu. Arkadaşım Rose aramıştı. Almanya'ya çalışmak için gittiğinden çok yoğundu beni araması şaşırtmıştı.
"Efendim Rose'm?"
"İnanmayacaksın ama ben geldim. İngilteredeyim!"
"Ne zaman? Nasıl? Sen çalışmıyo muydun?"
"Tatile çıktım. Hakkım değil mi?"
" Nerdesin? Almaya geliyim mi?"
" Ablama geldim, aslında şey için aradım. Bu akşam sizin bara mı gitsek? Gelişimi kutlamaya hani."
" Pek gitmem ama senin için tamam."
"Sen kraliçesin ve biliyosun."
"Canım yalaka arkadaşım sana da görüşürüz." Telefonu kapatıp eve geçtim ve hazırlanmaya başladım.
Gri uzun saten bir elbise giyip bu sefer makyajım için uğraşıp çıktım. Bir kaç dk içinde oradaydım. Rose, ablası ve diğer arkadaşımız Gregor'da gelmişti. Hemen yanlarına gidip oturdum. Sohbet etmeye başlamışlardı. Beni görünce kısa bir selamlaşma faslı geçti. Konuşmaya kaldıkları yerden devam ettiler ve bende katılmaya çalıştım. Kafamı çevirmemle Matt'i görmem bir oldu. Bar sandalyelerinden birinde oturmuş viskisini yudumluyordu. Onu yıllardır görmemişim gibi hissettim.
Ona olan odağımı bölen şey mesaj sesleriydi. Telefonu açıp mesajın Chris'ten geldiğini görünce bakmakla kapamam bir oldu. Ardı ardına mesajlar geliyordu. Diğerlerine biraz dışarı çıkacağımı söyleyip kalktım oradan. Matt'in yanından geçip gidecekken... Sesini işittim.
"Sana da merhaba Lily."
"Merhaba ve görüşürüz Matt."
İlerlemeye devam ettim ve dışarıya çıktım. Beni takip edeceğini düşünmüştüm ama hala yerinde oturuyordu. Arka bahçeye geçip Chris'i aradım ve bağırmaya başladım.
O sırada ayak sesleri duydum ve bir anda Matt belirdi. Karanlıkta purosu onu görmem için yetti. Matt "kim o?" diye yumuşak bir tonla sormuştu soruyu.
Chris: Asıl o kim?
Chris'in dediğini duymadan telefonu kapadım ve Matt'e öylece baktım...
#yazaşkı