Alisa gözlerini araladığında, önce tavana, ardından bulunduğu odaya şaşkınlıkla baktı. Geniş ve lüks döşenmiş bir yatak odasındaydı. Perdelerden sızan gün ışığı odayı aydınlatıyordu. Yorganı hafifçe üstünden attı, doğrulurken başı hâlâ hafif zonkluyordu.> “Burası... neresi?” diye mırıldandı kendi kendine.Ayağa kalktı, etrafına baktı. Şık bir gardırop, makyaj masası ve üzerine bırakılmış yeni kıyafetler. Yanında da bir not vardı: “Rahat edebileceğin bir şey seç. Aşağıda kahvaltı hazır.”Kaşlarını çattı ama yine de dikkatle üstünü değiştirdi. Ardından kapıyı açıp koridora çıktı, yavaş adımlarla alt kata indi.Salon genişti, büyük camlardan bahçe görünüyordu. Yiğit pencerenin önünde durmuş dışarı bakıyordu. Alisa’yı gördüğünde hemen ona döndü ama Alisa önce konuştu:> “Artık ağrı kesici vermeyi düşünür müsün? Başım hâlâ kazan gibi.”Tam o anda, araya bir ses girdi:> “Alisa Hanım,” dedi bir hizmetçi nazikçe, elinde bir bardak su ve küçük bir tabletle yaklaşarak. “Yiğit Bey tembih etti, uyandığınızda verin diye. Bu hafif bir şey, baş ağrınızı alır.”Alisa başıyla teşekkür etti, ilacı aldı ve suyu içti. Sonra Yiğit'e döndü, soğuk ama yorgun bir sesle:> “Şimdi... konuşma vakti. Ne oluyor burada Yiğit?”
Yiğit, Alisa'nın gözlerine bakarak derin bir nefes aldı. İçinde birikmiş bütün duygular bir anda dışa çıkacak gibiydi. Ama Alisa’ya anlatmadan önce birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra, hâlâ ona bakarak, derin bir şekilde: > “Alisa, burada olmaman gereken bir yerdesin,” dedi. “Sana anlatmam gereken çok şey var, ama senin de hatırlaman gereken şeyler var.” Alisa'nın kafasında bir sürü soru vardı. Yiğit'in söyledikleri, onun beklediği gibi değildi. > “Burada olmak istemiyorum,” dedi Alisa, sesi hafif titreyerek. “Ben neredeyim ve neden buradayım?” Yiğit, bir an kafasını çevirdi. Yanında duran hizmetçi ve tüm malikane çalışanlarının bakışları biraz huzursuz etmişti. Ama Alisa’nın kararlı duruşu, ona açıklama yapma zamanının geldiğini anlatıyordu. Yiğit, biraz daha sesini yumuşatarak, cevap verdi: > “Bu malikane... benim. Ve senin güvenliğin burada sağlanacak. Ama seni buraya getirmem de bir sebebe dayanıyor, Alisa. O kadar yalnızdın ki, sana yardım etmek... beni zor durumda bırakıyordu ama aynı zamanda... seni korumak zorundaydım.” Alisa, başını hafifçe eğerek Yiğit’e dikkatlice baktı. Sadece birkaç dakika önce başı ağrıyordu ama şimdi içindeki karışıklık, kafasının daha da karışmasına yol açtı. Yiğit’in söylediği her şey, Alisa’nın kendisini nasıl bir dünyada bulduğunu sorgulamasına sebep oluyordu. > “Bana her şeyi anlatman gerek, Yiğit. Burada kalmamın ne anlamı var?” dedi Alisa, sözlerinin ardında bir korku vardı. “Gerçekten güvenebileceğim tek kişi sensin, ama neden?”