Sabah gözlerimi açtığımda, tavanda dönen fanın sesi dışında her yer sessizdi. Dünkü kavga… Mert’in yüzündeki o küçümseyen gülümseme. Alya’nın gözyaşları. Ve benim… Ağzımdan dökülen kelimeler. “Ben seni hep sevdim.” Gözlerimi kapattım. Bu söz, içimde yıllardır yankılanan bir sırdı. Ve artık orada durmuydu. Dışarı çıkmıştı. Alya duymuştu. Her şey mahvolmuştu. Pistte onu bir daha göremeyecekmişim gibi hissettim. Hani bazı sessizlikler vardır ya… öyle derindir ki, insan bağırsa bile kimse duyamaz. Ben öyle bir sessizliğin içine düşmüştüm. Saat on bir civarı, annem odaya gelip antrenman için hazır olup olmadığımı sordu. Kafamı salladım. Konuşmadım. Kafamın içinde tek bir soru dönüp duruyordu: “Alya bir daha benimle konuşacak mı?” Üzerimi giyindim, buz pistine gittim. Normalde o pisti gördüğümde kalbim heyecanla çarpardı. Bugün sadece ağırlık hissettim. Ayaklarım buzun üstüne değdiği anda, onun sesini duydum: “Uraz.” Ses buz gibi değildi. Titriyordu. Dönüp baktım. Gözleri şişmişti. Ama güçlü görünmeye çalışıyordu. Hiçbir şey demedim. Sadece baktım. “Konuşmamız gerek,” dedi. Başımı salladım. Pistten çıktık, kenardaki boş oturma alanına geçtik. İnsanlardan uzak bir köşeye. Alya ellerini dizlerine koydu. Gözlerini kaçırıyordu. “Dün her şeyi duydum,” dedi. Yutkundum. Konuşmadım. “O gün… beni sevdiğini söyledin. Ama söylemedin. Yıllarca.” Bir an sesim çıktı. Boğuk bir fısıltı gibiydi: “Söyleyemedim.” “Neden?” Bakışlarımı yere çevirdim. Cevabı o kadar basitti ki… Ama o kadar da acı vericiydi. “Söylersem… seni kaybedeceğimi sandım.” O, bana döndü. Gözleri doluydu ama bakışları sertti. “Ama zaten kaybettin, Uraz. O gün söylemedin. Sessiz kaldın. Her seferinde.” Sustum. Bir şey söylesem, gözlerim dolacaktı. İlk kez Alya’ya böyle bakıyordum. Gerçekten, tüm zırhlarımı indirerek. “Ben seni hep seviyordum, Alya. O günden beri. İlk seni buzda gördüğüm andan itibaren…” Kahkahaya benzer hüzünlü bir ses çıkardı. “İlk gün bana dalga geçmiştin.” İlk kez tebessüm ettim. “Çünkü… sana hayran kalmıştım. Ve bu beni korkutmuştu.” Alya başını öne eğdi. Derin bir nefes aldı. “Mert… her şeyi başta oyun gibi yaptı. Sonra gerçekten hissetmeye başladı, tamam. Ama o gün, onun yüzündeki bakış… bana başka birini hatırlattı. Beni küçük gören biri gibi…” Kelimeler yavaşladı. “Ama sen… sen hiç bakmadın bana öyle. Ne zaman düşsem, elini uzattın. Ne zaman sinirlensem, sustun. Ve ben… ben seni hep arkadaşım sandım. Sadece bu kadar zannettim.” Gözlerine baktım. “Arkadaşın olmak… senin yanında olmak için seçtiğim bir yoldu.” Uzun bir sessizlik oldu. Sonra Alya, çok hafif bir sesle sordu: “Beni hâlâ seviyor musun, Uraz?” O an kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Ama bir kere susmuştum. Bir daha susamazdım. “Her saniye. Her an. Beni kırdığın zamanlarda bile.” Alya gözlerini kapattı. Bir damla gözyaşı yanağından süzüldü. Ve ilk kez, bana doğru eğildi. “Ben sana ne hissettiğimi bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var… Sen yanımda olduğunda kalbim daha sessiz atıyor.” Kelimeler dondu. Zaman durdu. Sadece göz göze geldik. O an… dostlukla aşk arasında ince bir çizginin üstünde yürüyorduk. Düşmek istemiyordum. Ama düşmeye hazırdım
Bölüm 11
Bölüm 11: Sustuğum Her Şey
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.