
Telefon, Denis`in salonunda yankılandı.Günlerden pazardı ve Oslo`nun gri bulutları pencerenin ardında ağır ağır sürünüyordu.Denis, kanepeye uzanmış, gözlerini tavana dikmişti.Telefon titremeye devam etti.Ekranda Aiden’ın ismi parlıyordu.İstemeden telefonu açtı."Hey, dostum!" dedi Aiden, her zamanki enerjik sesiyle."Şu müthiş karlı havayı değerlendirelim. Hadi çık, bir kafeye gidelim!Denis, gözlerini kapattı.Derin bir nefes aldı.Dışarı çıkmak fikri onu ürkütüyordu."Bugünlük pas geçsem?" dedi mahcup bir sesle."Başım biraz ağrıyor, sanırım biraz dinleneceğim."Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.Aiden`in sesi biraz daha yavaşladı."Tamam... Anlıyorum."Denis telefonu kapattıktan sonra içinde bir burukluk hissetti.Ama yalnız kalma isteği ağır basıyordu.Aradan bir saat bile geçmemişti ki kapı zili çaldı.Denis kaşlarını çattı.Beklemiyordu kimseyi.Kapıyı açtığında karşısında Aiden ve Mia’yı buldu.Aiden kocaman bir gülümsemeyle bir kutu sıcak çikolata ve battaniye tutuyordu.Mia ise elinde birkaç film DVD’si sallıyordu."Sürpriz!" dedi Mia."Ağrı kesici kadar etkili bir arkadaş terapisine ne dersin?"Denis istemsizce gülümsedi.İçeri girmelerine engel olamadı.---Salon, kısa sürede kahkahalarla doldu.Aiden bir battaniyeye sarılmış, abartılı şekilde sızlanan bir yaşlı adam taklidi yapıyordu."Eskiden gençken, dışarıda kartopu oynardım..." diye mırıldanıyordu.Mia, Denis’in mutfağından aldığı patlamış mısırları koltuğa dökerek, "İşte sana kar!" dedi.Denis gülmeye başladı.İçindeki ağırlık hafifliyordu, istemeden.Üçü birlikte eski bir film açtı.Filmin tam ortasında, Aiden gözleri parlayan bir şekilde Mia`ya döndü:"Biliyor musun, Denis küçükken örümcek fobisi yüzünden çadır kampında ağlayarak kaçmıştı!"Mia kahkahalarla gülerken, Denis bir yastık fırlattı:"İhanet ediyorsun, Aiden!"Neşeli dakikalar birbirini kovaladı.Fakat kahkahaların ortasında Denis’in gözleri bir an bulanıklaştı.Başı döndü.Midede bir burulma.Ama bu sefer, hiçbir şey belli etmedi.Gülmeye devam etti.Yalpalayan nefesini sessizce kontrol etti.---Saat ilerlemişti.Mia telefonuna baktı, kaşlarını çattı."Benim çıkmam gerek," dedi üzgün bir sesle."Yarın sabah erken kalkmam lazım."Aiden kapıya kadar ona eşlik etti, el salladı.Denis pencerenin kenarında durmuş, sokak lambasının titrek ışığında kar tanelerini izliyordu.Aiden içeri döndü.Bir an sessizce Denis’i süzdü.Sonra usulca yanına geldi."Gerçekten yalnız kalmak mı istiyorsun?" diye sordu.Denis omuzlarını silkti."Alıştım buna," dedi kısık bir sesle."Yalnız kalmak bazen daha kolay geliyor."Aiden başını iki yana salladı.Gözlerinde buruk bir ifade vardı."Bazen yalnızlık, sadece duvarların arasındaki sessizlik değildir," dedi."Bazen insan, kendi içinde yalnız kalır."Bir süre ikisi de konuşmadı.Sadece pencerenin ardındaki kar yağışını izlediler.Sonra Aiden hafifçe Denis’in omzuna dokundu.Bir şeyleri çözmüş gibi, bir şeyleri hissetmiş gibi:"Ben sana ne iyi gelir biliyorum," dedi.Gözlerinde munzur bir ışıltı vardı.Denis başını ona çevirdi, kaşlarını kaldırdı.Aiden sadece sırıttı, devam etmedi.