
Denis, Oslo Emniyet Müdürlüğü'nün soğuk sorgu odasında oturuyordu. Eline tutuşturulan dosyada genç bir adamın resmi vardı. Hırsızlıkla suçlanıyordu. İfadesi alınıyordu. Denis, genç adamın gözlerine baktı. Sorguyu yapan polisler sorularını sorarken, Denis sessizce dinliyordu. Bir anda, çocuğun kafasının içinde yükselen kırık dökük düşünceleri duymaya başladı. "Yapmadım... Onu almak istemedim... Açtım... Başka çarem yoktu..." Gözlerini kapadı. İç sesiyle gerçeği anladı: Çocuk yalan söylüyordu. Ama suçlu değildi; çaresizdi. Polisler Denis'e baktı. "Ne diyorsun, Denis? Gerçek mi söylüyor?" Denis bir an tereddüt etti. Sonra başını iki yana salladı. "Yeterli kanıt yok," dedi sakince. "Net bir şey söyleyemem." O an, Denis kendine kızdı. İlk kez hayatında, duyduğu gerçeği gizlemişti. Ama içi rahatlamıştı bir yandan. İnsanlar sadece doğru ve yanlış değildir; bazen sadece açtırlar, yalnızdırlar. --- O akşam Denis, Aiden'dan bir mesaj aldı: "Kafede buluşalım. Sürpriz var. Sakın kaçma!" İstemese de kabul etti. Biraz değişiklik iyi olabilirdi. --- Kafe, eski bir kitapçıdan dönüştürülmüştü. Raflarda kahve fincanları ve tozlu romanlar iç içe geçmişti. Ahşap kokusu ve kahve aroması havayı dolduruyordu. Aiden hemen el salladı Denis'e. "Buradayım!" Yanında Mia vardı. Mia Denis'e şakacı bir bakış attı. "Yine iş güç peşindesin değil mi?" dedi. "İnsan bazen nefes almalı." Denis gülümsedi. Üçü kahkahalar eşliğinde birkaç dakika sohbet etti. Gündelik şeylerden... işten... saçma komik anılardan. Sonra Aiden hafifçe geriye döndü. "Bu arada," dedi gizemli bir ses tonuyla, "Size birini tanıtacağım." Kapıdan sarı bukleli, sıcacık gülümseyen bir kadın girdi. "Bu, Rose," dedi Aiden gururla. "Benim firmadan. Çok tatlıdır." Rose Denis'in elini sıktı. "Memnun oldum," dedi gülerek. Sesi yumuşaktı. --- Bir süre sohbet etmeye başladılar. Başlarda kısa sorularla başladılar: "Nerelisin?" "Ne iş yapıyorsun?" "En sevdiğin film nedir?" Sorular karşılıklı ilerledikçe, aralarındaki diyalog daha da ısındı. Denis, Rose'un sesindeki sıcaklık ve gülüşündeki samimiyetten etkilendi. Kadın, gayet doğal bir şekilde konuşuyor, her söyledikçe Denis'e bir şeyler daha katıyordu. Her ne kadar Denis sessizce gözlerini ondan ayırmasa da, aklı hep başka bir yerdeydi. Yavaşça kafasında bir başka ses yükselmeye başlamıştı. Rose'un düşüncelerine kulak vermek, Denis için aniden zorlaşıyordu. İlk başta fark etmedi, ama sonra... Rose'un aklına giren düşünceler bir anda gözlerinin önünde canlanmaya başladı: "Dili de var ama konuşmuyor, aptal mı ne?" Denis'in kalbi bir anda çarptı. Yavaşça, başını eğip derin bir nefes aldı. Söylediklerini, hissettiklerini düşündü. Gözlerinde bir soğukluk belirirken, bir adım geri çekildi. Rose'un söyledikleri, bir çocuğun gözyaşlarından daha ağırdı. Bir anda, o masum gülümsemeyi, o doğal davranışları bir anda gözünde başka bir şekle büründü. Düşüncelerinin yükü, bu küçük ama keskin yorumla onu yıkmıştı. Başını çevirdi, masadan hızla kalktı. Gözlerini birkaç saniye kapadı, sonra derin bir nefes alarak kafenin kapısından hızla çıkıp uzaklaştı. Dışarıda soğuk hava yüzünü yaladı, ama içindeki buharlı gerilim bir türlü geçmiyordu. Rose'un söylediklerini, her anında kafasında yankılandı. --- Denis'in çıkışı, Aiden ve Mia'nın yanına dönerken duymadıkları bir yükle geldi. Onun içsel dünyasında başka bir yıkım vardı, ve o, sadece yalnız kalmak istiyordu.