Gökyüzü gri bulutlarla kaplıydı.
İnce ince yağan yağmur, sanki herkesle birlikte yas tutuyordu.
Duru ile Ata, yan yana sessizce mezarlığa yürüdüler.
İkisinin de gözleri uykusuzluktan kızarmıştı.
Bugün...
Aras, Melis ve Ege'ye veda edeceklerdi.
---
Cenaze törenine aileleri, üniversiteden arkadaşları ve onları tanıyan herkes gelmişti.
Kimse yüksek sesle konuşmuyordu.
Sessizlik, kelimelerden daha ağırdı.
Duru, Aras'ın fotoğrafına baktı.
Elinde hâlâ onun yıllar önce hediye ettiği küçük anahtarlık vardı.
Gözyaşlarını tutamadı.
"Kendine iyi bak demiştin..."
"Ben sensiz nasıl iyi olayım, Aras?"
Ata, Duru'nun omzuna sessizce dokundu.
"Yanındayım."
Duru başını eğdi.
"Biliyorum."
---
Biraz ileride Melis'in annesi, kızının fotoğrafını göğsüne bastırmış ağlıyordu.
Ata gözlerini kaçırdı.
Onu teselli edecek hiçbir söz yoktu.
Ege'nin ailesi de sessizce taziyeleri kabul ediyordu.
Ege'nin bavulu, henüz açılmadan evine geri dönmüştü.
Hayata yeniden başlamak için çıktığı yolculuk...
Beklenmedik şekilde son bulmuştu.
---
Tören sona ererken imam son duasını etti.
Herkes tek tek sevdiklerine veda etti.
Duru dizlerinin üzerine çöktü.
Aras'ın mezar taşına küçük bir beyaz papatya bıraktı.
"Hoşça kal..."
"Verdiğin bütün güzel anılar için teşekkür ederim."
Ata birkaç adım geride bekledi.
Duru ayağa kalkınca birlikte mezarlıktan ayrıldılar.
Çıkış kapısına geldiklerinde Duru son kez arkasına döndü.
Üç mezar...
Üç yarım kalan hikâye...
Ve geride kalan iki kırık kalp.
Yağmur yeniden hızlandı.
Duru gözyaşlarını silmeden yürümeye devam etti.
Ata ise sessizce onun yanında ilerledi.
Bazı vedalar...
İnsanın kalbinde ömür boyu yaşamaya devam ediyordu.