Ata yavaşça siyah zarfı açtı.
Duru nefesini tutmuş onu izliyordu.
Zarfın içinden tek bir mektup çıktı.
Ata yüksek sesle okumaya başladı.
«"Bu mektubu okuyorsanız, artık geri dönüşü olmayan bir yoldasınız.
İntikam peşinde koşmayın.
Hayatınıza devam edin.
Geçmişi değiştiremezsiniz.
Bazen en ağır ceza, yaşamak ve hatıralarla yüzleşmektir."»
Mektubun altında ne bir isim vardı...
Ne de bir imza.
Sadece siyah mürekkeple çizilmiş küçük bir sembol.
Duru gözlerini kapattı.
"Artık bitsin..."
"Lütfen artık bitsin."
Ata mektubu masaya bıraktı.
"Bitireceğiz."
"Geçmişi değiştiremeyiz."
"Ama bundan sonrasını biz yazacağız."
Duru başını Ata'nın omzuna yasladı.
İkisi de uzun süre konuşmadı.
Evin içindeki sessizlik, yaşadıkları acıyı anlatmaya yetiyordu.
---
Akşam saatlerinde...
Duru balkona çıktı.
Gökyüzünde yine yağmur bulutları vardı.
Elinde, Aras'ın yıllar önce hediye ettiği papatya kolyesi duruyordu.
Kolye avucunun içinde sessizce parlıyordu.
Duru gözlerinden süzülen yaşları sildi.
"Hoşça kal..."
Bu sözün kime söylendiğini kendisi bile bilmiyordu.
Aras'a mı...
Melis'e mi...
Yoksa Ege'ye mi...
---
Ata balkona çıktı.
Sessizce Duru'nun yanına geçti.
Birlikte yağmuru izlediler.
"Yarın ne yapacağız?" diye sordu Duru.
Ata derin bir nefes aldı.
"Yarın..."
"Yeniden yaşamayı deneyeceğiz."
Duru ilk kez acısının içinden küçük bir tebessüm çıkarabildi.
Gökyüzünden düşen ilk yağmur damlası yere değdi.
Sanki hayat...
Onlara bir kez daha başlamaları için sessizce izin veriyordu.