Fabrikanın önüne peş peşe polis ve ambulans araçları geldi.
Mavi kırmızı ışıklar, gecenin karanlığını aydınlatıyordu.
Ata, Duru'nun omzuna elini koydu.
"Duru..."
Duru'nun gözleri boşluğa dalmıştı.
Sanki etrafındaki hiçbir sesi duymuyordu.
Bir sağlık görevlisi yanlarına yaklaştı.
"İyi misiniz?"
Ata yavaşça başını salladı.
"Hayır..."
"Hiç iyi değiliz."
---
Bir polis memuru yerde bulunan notu delil poşetine koydu.
"Bu olayın sorumlularını bulacağız."
Ata derin bir nefes aldı.
"Lütfen..."
"Geç kalmayın."
---
Saatler sonra...
Duru ve Ata, ifadelerini verdikten sonra fabrikanın önünden ayrıldılar.
Arabaya bindiklerinde uzun süre kimse konuşmadı.
Yağmur yeniden başlamıştı.
Duru, camdan dışarı bakarken fısıldadı.
"Her şey bir anda bitti."
Ata'nın sesi kısıktı.
"Hayır."
"Biten onların hayatı değil."
"Bizim eski hayatımız."
Duru gözyaşlarını tutamadı.
"Aras bana hep güçlü olmamı söylerdi."
"Ama ben bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum."
Ata direksiyona bakarak konuştu.
"Beraber öğreneceğiz."
---
Ertesi gün...
Dört arkadaşın yıllar boyunca birlikte çekildiği fotoğraflar masanın üzerindeydi.
Duru, mezuniyet gecesinde çekilmiş fotoğrafı eline aldı.
Fotoğrafta Aras gülümsüyor, Melis kahkaha atıyor, Ege ise objektife bakıyordu.
Duru fotoğrafı göğsüne bastırdı.
"Keşke o gün zaman dursaydı."
Ata sessizce yanına oturdu.
Hiçbir şey söylemedi.
Bazen acıyı paylaşmanın tek yolu...
Sessizce yanında olmaktı.
Tam o sırada kapının altından bir zarf bırakıldı.
Ata hızla kapıyı açtı.
Koridorda kimse yoktu.
Yerde sadece siyah bir zarf duruyordu.
Zarfın üzerinde tek bir cümle yazıyordu:
"Bu daha son değil."
Ata ile Duru birbirlerine baktılar.
Anlaşılan...
Kâbus henüz bitmemişti.