Ata ile Duru, gelen mesajın ardından donup kaldılar.
Birkaç saniye sonra telefon yeniden titredi.
Bu kez bir konum gönderilmişti.
Altında tek bir cümle vardı.
«"Gerçeği görmek istiyorsanız, buraya gelin."»
Duru'nun elleri titriyordu.
"Ata..."
"Gitmek zorundayız."
Ata başını salladı.
"Birlikte."
Hemen arabaya binip konuma doğru yola çıktılar.
Yol boyunca ikisi de tek kelime etmedi.
Sessizlik, korkudan daha ağırdı.
---
Yaklaşık yarım saat sonra eski ve terk edilmiş bir fabrikanın önüne geldiler.
Demir kapı aralıktı.
İçerisi karanlıktı.
Ata telefonunun fenerini açtı.
"Dikkatli ol."
Yavaş adımlarla fabrikanın içine girdiler.
Bir süre sonra büyük bir deponun kapısına ulaştılar.
Kapı hafifçe açıktı.
Ata kapıyı yavaşça itti.
Kapı gıcırdayarak açıldı.
İçerideki sessizlik ürkütücüydü.
Duru'nun bakışları deponun ortasına kaydı.
Bir anda olduğu yerde donup kaldı.
"N... hayır..."
Sesi titriyordu.
Ata da aynı yöne baktı.
Yüzündeki ifade bir anda değişti.
Konuşamadı.
Deponun ortasında, Aras, Melis ve Ege hareketsiz yatıyordu.
Yanlarında yere bırakılmış tek bir not vardı.
Ata titreyen adımlarla yaklaşıp notu eline aldı.
Notta sadece şu yazıyordu:
«"Bazı yeminler bozulduğunda, geriye sadece sessizlik kalır."»
Duru dizlerinin üzerine çöktü.
Gözyaşları durmadan akıyordu.
"Aras..."
Fısıltısı, koca fabrikanın içinde yankılandı.
Ata da başını öne eğdi.
O an ikisi de sadece sevdiklerini değil...
Hayatlarının en önemli parçalarını kaybettiklerini hissettiler.
Fabrikanın dışında polis sirenlerinin sesi yaklaşırken, Duru ile Ata'nın hayatı artık bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı.
