Ertesi sabah...
Güneşin ilk ışıkları salondaki perdelerin arasından içeri süzülüyordu.
Duru, mutfakta kahvaltı hazırlıyordu.
Çaydanlıktan yükselen buhar bütün evi sarmıştı.
Aras ise uykulu gözlerle mutfağa girdi.
"Günaydın."
Duru gülümseyerek döndü.
"Günaydın."
Aras masaya otururken ekmekten bir dilim aldı.
"Yine erkencisin."
"Alışkanlık."
Tam o sırada kapı zili çaldı.
İkisi de şaşkınlıkla birbirine baktı.
"Bu saatte kim olabilir?" diye sordu Duru.
Aras kapıya yöneldi.
Kapıyı açınca karşısında Ata ile Melis'i gördü.
Ata elini kaldırıp gülümsedi.
"Günaydın."
"Rahatsız etmedik umarım."
Aras hafifçe güldü.
"Yok, buyurun."
İçeri girdiklerinde mutfaktan gelen simit kokusu Melis'in dikkatini çekti.
"Sanırım tam kahvaltıya denk geldik."
Duru gülerek,
"Öyle oldu."
"Hazırlamışken dört kişilik hazırlayayım."
Herkes masaya oturdu.
Sohbet ederken Melis bir an durdu.
"Dün gece düşündüm de..."
"Hâlâ aynı evde yaşamanız bana ilginç geliyor."
Duru merakla baktı.
"Neden?"
Melis omuz silkti.
"Çünkü çoğu insan hemen yanlış anlar."
Ata da başını salladı.
"Ben de ilk duyduğumda şaşırmıştım."
"Sonra sizi görünce bunun karşılıklı güvene dayalı bir karar olduğunu anladım."
Aras sakin bir sesle konuştu.
"İnsanlar her zaman konuşacak."
"Biz birbirimize saygı duyduğumuz sürece bu bize yeter."
Duru gülümseyerek Aras'ın elini masanın altında tuttu.
"Kesinlikle."
Ata bunu fark etti.
Yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
İçinden sadece tek bir cümle geçti.
"Mutlu görünüyorsun Duru... Umarım hep böyle kalırsın."
Ama kader...
Onlar için bambaşka planlar hazırlıyordu.