Aras ve Duru sahilde yürümeye devam ediyordu.
Güneş yavaş yavaş batıyor, denizin üzerinde turuncu yansımalar oluşuyordu.
Tam o sırada Duru'nun telefonu çaldı.
Ekranda gördüğü isimle bir an duraksadı.
Ata...
Kalbi hızlandı.
"Bir dakika..." dedi Aras'a.
"Tabii."
Duru birkaç adım uzaklaşıp telefonu açtı.
"Ata..."
«"Merhaba."»
"Seni arayacağımı düşünmüyordum."
«"Ben de."»
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Ata derin bir nefes aldı.
«"Duru... Sana bir haberim var."»
"Ne oldu?"
«"Geri dönüyorum."»
Duru'nun gözleri büyüdü.
"Ne?"
«"Şu an otobüsteyim."»
"Gerçekten mi?"
«"Evet."»
«"Yaklaşık yarım saat sonra terminalde olacağım."»
Duru'nun kalbi heyecandan hızla atmaya başladı.
"Bu kadar ani..."
«"Sana sürpriz yapmak istemedim."»
«"İlk sen bil istedim."»
Duru'nun gözleri doldu.
"Tamam..."
«"Gelir misin?"»
Hiç düşünmeden cevap verdi.
"Gelirim."
Telefon kapandı.
Duru birkaç saniye olduğu yerde kaldı.
Sonra hızla Aras'ın yanına döndü.
"Aras..."
"Evet?"
"Benim acilen gitmem gerekiyor."
"Bir şey mi oldu?"
"Sonra anlatacağım."
Aras şaşkınlıkla ona baktı.
"İstersen bırakayım."
Duru başını salladı.
"Hayır."
"Gerçekten çok acil."
Çantasını omzuna takıp hızla uzaklaşmaya başladı.
Aras arkasından seslendi.
"Duru!"
Ama Duru durmadı.
Koşarak yolun karşısına geçti, ilk gördüğü taksiyi durdurdu.
"Otogara, lütfen. Çok acil."
Taksi hareket ederken Aras olduğu yerde kalmıştı.
İçini tarif edemediği bir huzursuzluk kapladı.
Duru'nun ilk kez ona hiçbir açıklama yapmadan gitmesi...
Kalbinde cevaplayamadığı onlarca soru bırakmıştı.