Mezuniyetin üzerinden iki hafta geçmişti.
Artık okul yoktu.
Sabahın erken saatlerinde uyanma telaşı, ders zilleri, sınav stresi...
Hepsi geride kalmıştı.
Ama bazı duygular, mezuniyetle birlikte bitmemişti.
---
Duru, üniversite tercihlerini yapmak için bilgisayarın başına oturmuştu.
Telefonu titredi.
Aras:
"Bugün vaktin var mı?"
Duru gülümsedi.
"Var."
"Seni saat üçte sahilde bekliyorum."
"Tamam."
---
Saat tam üçte Duru sahile geldi.
Aras çoktan gelmişti.
Elinde iki bardak kahve vardı.
"Biri senin."
"Teşekkür ederim."
Birlikte deniz kenarında yürümeye başladılar.
Rüzgâr Duru'nun saçlarını savuruyordu.
Aras bir an durdu.
"Biliyor musun?"
"Neyi?"
"Eskiden yalnız kalmayı severdim."
"Şimdi ise..."
"Seni beklemeyi seviyorum."
Duru utandı.
"Bunu söylemen gerekmiyordu."
"Hayır."
"Çünkü doğru."
Duru'nun kalbi hızlandı.
İlk kez Aras'ın elini kendi isteğiyle tuttu.
Aras şaşkınlıkla ona baktı.
Duru gülümsedi.
"Bazen ilk adımı kızlar da atabilir."
İkisi de gülmeye başladı.
---
O sırada şehrin başka bir yerinde...
Melis bir kafede Ege'nin karşısında oturuyordu.
"Ege."
"Evet?"
"Sana bir şey soracağım."
"Sor."
"Beni gerçekten seviyor musun?"
Ege uzun süre sustu.
Cevap vermek istiyordu...
Ama söyleyeceği cevabın ikisini de değiştireceğini biliyordu.
Melis gözlerinin içine baktı.
"Lütfen bu kez yalan söyleme."
Ege başını öne eğdi.
"Ben..."
Tam konuşacakken telefonu çaldı.
Ekranda tanımadığı bir numara vardı.
Aramayı açtı.
Karşı taraftan gelen tek cümle, yüzünün rengini değiştirmeye yetti.
«"Ata geri döndü."»
Ege elindeki telefonu yavaşça masaya bıraktı.
Melis endişeyle sordu.
"Ne oldu?"
Ege derin bir nefes aldı.
"Hiç..."
Ama içinden geçen tek düşünce şuydu:
"Demek sonunda geldi..."
Ve bu geliş...
Dört kişinin hayatını tamamen değiştirecekti.