İçeriğe geç

KIRIK YEMİN

Bölüm 9 · 6 dk okuma

KIRIK YEMİN

Bölüm 9

Kırılma Noktası

KIRIK YEMİN

9. Bölüm – Kırılma Noktası

Sabahın ilk saatleri...

Altunay Holding'in otoparkına siyah bir araç girdi.

Kerem arabasından iner inmez telefonu çaldı.

Asya arıyordu.

"Neredesin?"

"Şirketteyim."

"Sosyal medyaya baktın mı?"

"Hayır."

"Asansöre binmeden önce bak."

Telefon kapandı.

Kerem kaşlarını çatarak telefonunu açtı.

Gündemde tek bir haber vardı.

"ALTUNAY HOLDİNG, SANCAKTAR'IN PROJESİNİ Mİ ÇALDI?"

Bir başka haberde ise tam tersi yazıyordu.

"SANCAKTAR HOLDİNG'E SAHTE PROJE SUÇLAMASI!"

Dakikalar içinde iki aile yeniden medyanın hedefi olmuştu.

Kerem derin bir nefes aldı.

"Birileri bizi bilinçli olarak birbirimize düşürüyor."

---

Aynı dakikalarda...

Sancaktar Holding'in toplantı salonunda gerginlik hâkimdi.

Kaan elindeki gazeteyi masaya fırlattı.

"Bunu kim sızdırdı?"

Kimse konuşmadı.

Duru sessizce haberlere baktı.

Yorumların çoğu ağırdı.

İki şirket de suçlanıyordu.

"Basın açıklaması yapacağız."

Kaan'ın sesi sertti.

"Altunay Holding'le bütün görüşmeler askıya alınacak."

Duru başını kaldırdı.

"Ama..."

Kaan sert bakışlarını kızına çevirdi.

"Bir şey mi söyleyeceksin?"

Duru birkaç saniye sustu.

Sonunda yavaşça konuştu.

"Belki de gerçekten suçlu onlar değildir."

Salonda ölüm sessizliği oluştu.

Kaan'ın yüzü gerildi.

"Ne demek istiyorsun?"

"Dosyalarımıza dışarıdan müdahale edilmiş olabilir."

Kaan masaya yumruğunu vurdu.

"Yeter!"

Sesi bütün salonda yankılandı.

"Onları savunacak son kişi sen olmalısın!"

Duru irkildi.

Babasını böyle öfkeli çok az görmüştü.

"Ben sadece ihtimalleri söylüyorum."

"İhtimal falan yok!"

Kaan ayağa kalktı.

"Altunaylar bizim düşmanımız."

"Ve öyle kalacak."

Duru ilk kez babasının sözlerinden rahatsız oldu.

Çünkü artık Kerem'i tanıyordu.

Onun hırslı olduğunu biliyordu.

İnatçı olduğunu da...

Ama hırsız değildi.

Bunu hissediyordu.

---

Öğleden sonra...

Kerem ile Duru aynı anda komisyon binasına çağrıldı.

Koridorda karşılaştıklarında ikisi de yorgun görünüyordu.

Duru kısa bir bakış attı.

"Gazeteleri gördün mü?"

"Evet."

"Canını sıktı mı?"

Kerem acı acı gülümsedi.

"En çok babamın gözlerindeki hayal kırıklığı."

Duru şaşırdı.

"Size inanmadı mı?"

"İnandığını biliyorum."

"Ama bu haberler..."

Omuz silkti.

"...insanı yoruyor."

Tam o sırada komisyon başkanı kapıyı açtı.

"Buyurun."

İçeri girdiler.

Masanın üzerinde iki klasör vardı.

Başkan ciddi bir ifadeyle konuştu.

"İncelemeler tamamlandı."

Kerem ile Duru aynı anda birbirine baktı.

"Ve..."

Başkan gözlüğünü çıkarıp masaya bıraktı.

"...her iki şirketin sistemine de aynı gün dışarıdan izinsiz erişim sağlanmış."

Duru derin bir nefes aldı.

Demek ki haklıydılar.

Birileri gerçekten iki aileyi birbirine düşürmeye çalışıyordu.

Fakat başkanın söyleyecekleri henüz bitmemişti.

"Ancak..."

Salondaki sessizlik daha da ağırlaştı.

"Bu erişim..."

Dosyadaki belgeyi önlerine çevirdi.

"...şirketlerin içinden birinin kullanıcı hesabıyla yapılmış."

Kerem'in bakışları sertleşti.

Duru'nun yüzü bembeyaz kesildi.

Bu...

Dışarıdan gelen biri değildi.

İçlerinde bir köstebek vardı.

Komisyon başkanının son cümlesi odanın üzerine ağır bir sessizlik bıraktı.

Kerem, önündeki raporu dikkatle inceledi.

"İçeriden biri..." diye mırıldandı.

Duru da aynı belgeye bakıyordu.

Raporda, sisteme giriş yapılan saatler ve kullanıcı hesapları vardı.

Ancak isimler gizlenmişti.

Başkan dosyayı kapattı.

"İnceleme devam ettiği için kullanıcı bilgilerini şu an açıklayamıyoruz."

Kerem başını kaldırdı.

"Yani şu an herkes şüpheli."

"Maalesef."

Duru derin bir nefes verdi.

"Bu bilgi dışarı çıkarsa iki şirkette de kimse kimseye güvenmez."

Başkan ciddi bir ifadeyle başını salladı.

"Bu yüzden bu konuşma burada kalacak."

Toplantıdan çıktıktan sonra Kerem ile Duru koridorda sessizce yürüdüler.

İkisi de düşünceliydi.

Bu kez sessizliği Duru bozdu.

"Sen olsan ne yapardın?"

Kerem durdu.

"Kimseye söylemezdim."

"Neden?"

"Çünkü gerçek suçlu, herkes birbirinden şüphelenirken hata yapar."

Duru birkaç saniye düşündü.

"Yani bekleyeceğiz."

"Hayır."

Kerem'in bakışları sertleşti.

"İzleyeceğiz."

Duru istemeden gülümsedi.

"Farkında mısın?"

"Neyin?"

"Artık sürekli aynı fikirdeyiz."

Kerem hafifçe güldü.

"Bu durum beni de rahatsız ediyor."

İkisi de istemsizce gülümsedi.

Tam o sırada koridorun diğer ucundan Asya ile Demir geldi.

Asya, Kerem'in yüzüne bakınca bir şeylerin ters gittiğini anladı.

"Ne oldu?"

Kerem çevrede kimsenin olmadığından emin olduktan sonra alçak sesle konuştu.

"İçimizde biri var."

Demir'in yüzündeki ifade değişti.

"Ne demek o?"

"Köstebek."

Asya'nın eli istemsizce dosyasının üzerinde sıkıldı.

"Kesin mi?"

Duru başını salladı.

"Evet."

Dört genç birkaç saniye boyunca birbirlerine baktılar.

Artık mesele şirket rekabetinden çıkmıştı.

Birileri iki aileyi içeriden parçalamaya çalışıyordu.

Akşam...

Sancaktar Konağı'nda hava gergindi.

Kaan çalışma odasında tek başına otururken Duru kapıyı çaldı.

"Gelebilir miyim?"

Kaan başını kaldırmadan,

"Gel."

dedi.

Duru içeri girip kapıyı kapattı.

"Baba..."

Kaan dosyalardan gözünü ayırmadı.

"Evet?"

"Sana bir şey soracağım."

"Sor."

"Altunaylara gerçekten neden bu kadar nefret duyuyorsun?"

Bu soru odadaki havayı değiştirdi.

Kaan yavaşça gözlüğünü çıkardı.

Yüzü sertleşti.

"Bunun cevabını yıllar önce verdim."

"Hayır."

Duru kararlıydı.

"Bana hep 'ihanet ettiler' dedin."

"Ama nasıl?"

"Neden?"

Kaan uzun süre sustu.

Sonra sadece tek cümle kurdu.

"Bazı yaralar anlatılarak değil..."

Pencereye döndü.

"...yaşanarak anlaşılır."

Duru daha fazla üstelemedi.

Ama odadan çıkarken babasının elinin hafifçe titrediğini fark etti.

İlk kez...

Kaan Sancaktar güçlü görünmüyordu.

Bir yük taşıyan bir adam gibi görünüyordu.

Ve Duru, babasının anlattığı hikâyenin tamamını bilmediğinden artık emindi.

Duru, babasının çalışma odasından çıktığında koridor bomboştu.

Az önce duyduğu cümle zihninde dönüp duruyordu.

"Bazı yaralar anlatılarak değil... yaşanarak anlaşılır."

Çocukluğundan beri babasını güçlü, sarsılmaz bir adam olarak görmüştü.

Ama bugün...

İlk kez gözlerinde sakladığı yorgunluğu fark etmişti.

Sanki her gün aynı yükü omuzlarında taşıyordu.

Altunay Konağı...

Mahir, çalışma odasında eski dosyaları inceliyordu.

Kerem kapıyı çalıp içeri girdi.

"Müsait misin?"

Mahir gözlüğünü çıkarıp oğluna baktı.

"Her zaman."

Kerem masanın karşısındaki koltuğa oturdu.

"Bir şey soracağım."

"Sor."

"Altunaylarla Sancaktarlar neden düşman oldu?"

Mahir'in yüzündeki ifade anında değişti.

Sanki yıllardır açılmayan bir yara yeniden sızlamıştı.

"Bu konuyu neden açtın?"

"Çünkü artık hiçbir şey anlatıldığı kadar basit gelmiyor."

Mahir derin bir nefes aldı.

Sonra pencereye doğru yürüdü.

Yağmur yeniden başlamıştı.

Camdan süzülen damlaları izlerken yavaşça konuştu.

"Bazen..."

"...insan en güvendiği kişiden yara alır."

Kerem dikkatle dinliyordu.

"Ben de o yarayı aldım."

"Kimden?"

Mahir gözlerini kapattı.

"Bir dosttan."

Başka hiçbir şey söylemedi.

Kerem daha fazla üstelemedi.

Çünkü babasının sesi...

Yıllardır ilk kez bu kadar kırgın çıkmıştı.

Ertesi gün...

Komisyon incelemesi devam ederken dört genç, fuar merkezinin kafeteryasında buluştu.

Demir masaya dört kahve bıraktı.

"Aslında garip."

Asya merakla baktı.

"Nesi?"

"Çocukluğumuzdan beri bize birbirimizden nefret etmemiz öğretildi."

Kerem sessizce kahvesinden bir yudum aldı.

Demir devam etti.

"Ama şimdi aynı masadayız."

Duru hafifçe gülümsedi.

"Hayat bazen plan yapmayı sevmez."

Kerem bu sözü duyunca Duru'ya baktı.

"Şiir de yazıyor musun?"

Duru gözlerini devirdi.

"Yok."

"Ama sen istersen sana birkaç kitap önerebilirim."

Kerem hafifçe güldü.

"Demek mizahın da varmış."

Asya ile Demir birbirlerine bakıp gülümsediler.

İlk kez...

Kerem ve Duru'nun tartışmaları öfkeyle değil, hafif bir gülümsemeyle bitiyordu.

Tam o sırada kafeteryanın kapısından telaşla bir güvenlik görevlisi içeri girdi.

"Kerem Bey!"

"Duru Hanım!"

"Hemen otoparka gelmeniz gerekiyor."

Dördü de ayağa kalktı.

"Ne oldu?"

"Arabalarınızın olduğu bölümde bir kaza yaşandı."

Koşarak otoparka indiler.

Kerem'in arabasının ön camı tamamen parçalanmıştı.

Duru'nun aracının kapısına ise sert bir cisim çarpmıştı.

Polis ekipleri inceleme yapıyordu.

Görevli yanlarına geldi.

"İlk bakışta vandalizm gibi görünüyor."

Kerem kırık camların arasında gözüne takılan beyaz bir zarfı fark etti.

Kimseye belli etmeden eğilip aldı.

Üzerinde sadece tek cümle vardı.

"Birbirinize yaklaşmaya devam ederseniz, sıradaki uyarı sadece arabalara gelmeyecek."

Kerem'in yüzü sertleşti.

Zarfı hızla cebine koydu.

Duru onun hareketini fark etti.

"Bir şey mi buldun?"

Kerem birkaç saniye düşündü.

Sonunda başını iki yana salladı.

"Hayır."

İlk kez...

Duru'ya yalan söylemişti.

Çünkü bu tehdidin sadece kendisini değil...

Onu da hedef aldığını hissediyordu.

Ve bunu öğrenmesini istemiyordu.

Uzaktan onları izleyen siyah araç ise sessizce otoparktan ayrıldı.

İçindeki kişi aynadan son kez Kerem ve Duru'ya baktı.

Sonra soğuk bir tebessümle mırıldandı:

"Henüz birbirlerine güvenmeye başlamadılar."

"Ama o gün geldiğinde..."

"Kaybedecek çok şeyleri olacak."

9. Bölüm Sonu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.